Nadiya Esen: Günümüz Dante'si

Sedat Memili (özel)

02 Haziran 2016 Perşembe 06:00

ÇOCUK SEVGİSİ TEK KİŞİLİK AŞKTIR

Tarih, günlük yaşam ve mitolojilerden “Çocuk Sevgisini” kaldırın geriye kuru, anlamsız ve hiç de çekici olmayan duygular kalır. 
Çocuk sevgisi, başta aşk olmak üzere duyguları besleyen  şah damarıdır. Bu damarın kesilmesi ile birlikte duygular kendilerini besleyecek bir kaynaktan yoksun kalırlar. 
Gelecek vaat eden Oğulcan Yaygın, benim bir öykümü kısa metrajlı film olarak çekmişti. Öykünün konusu bizzat yaşadığım bir olaydı. Üsküdar İskelesi’nde, Araba Vapuru ile gelecek bir arkadaşımı bekliyordum. Biraz da erken gitmiş, çevreyi izliyordum. Orta yaşı biraz geçmiş, kır saçlı bir kadın dikkatimi çekti. İskeleye yanaşan her vapura koşuyor. Sonra hüzünle geri dönüyordu. Ben de kanepeye oturmuştum. Vapurun yanaşması ile birlikte oluşan mahşeri kalabalık arasında telaşla dolaşan kadın, beklediği yolcu gelmeyince büyük bir düş kırıklığı ve yalnızlığa düşüyordu. Oradaki bir büfeden çay alırken konu açıldı ve büfeciden öğrendim. 6-7 yıl önce kadının genç oğlu : “Anne ben karşıdayım, Araba Vapuru Üsküdar’a geleceğim. Beni bekle” demiş. O günden sonra genç oğlundan bir daha haber alamayan kadın. Her gün bu iskelede oğlunu bekler. Bu artık onun yaşam biçimine dönüşmüştür. 
En mükemmel aşk, tek kişilik olanıdır. Tek kişilik aşklar doğası gereği temiz, masum ve kirlenmeden kalırlar. img_7329.gif
Birkaç yıldan beri, Nadiya Esen adını duyarım. Ayrıca Dr. Fatma Akdoğan ile Mehmet Akdoğan sık sık bu isimden söz ederler. Çok merak ediyordum ancak görüşme kısmet olmamıştı. 2007 yılında kazada kaybettiği oğlu anısına “kütüphane” kuran bir anne olarak aklımda kalmıştı.

ADANA ORTAK SEVDAMIZ

Sayın Fatma Akdoğan’ın vesilesi ile önce “bir isim” olarak duyduğum Sayın Nadiya Esen’i, direktörü olduğu ‘Galleria Kulak Burun Boğaz Merkezi’ne gittim. 
Her tarafı insan sevgisi, Adana sevdası yaşam sevinci kokan bir büroda buldum kendimi. Duvarlar Adana Tarihi’nin nostaljik bir resmi geçit alanı gibiydi. Taş Köprü, Büyük Saat, Ulu Cami ve İstanbul Boğazı’nı aratmayan Seyhan kıyıları… 
Eşi Prof. Dr. Emin Esen motosiklet tutkunu. ( Bu arada Elka Fuarcılık olarak Bülent Yamaç’ın ne güzel bir iş yaptığı geçti zihnimden. Adana’da ilk kez motosiklet Fuarı gerçekleştirmişti.) 
Alman Köprüsü’nden (Sanki kendisi inşa etmiş gibi) gururla söz ediyordu. Beni coşku ile üst kata çıkardı. Büyük salonda “Varda Köprüsü” ile “Taş Köprü”nün devasa fotoğrafları vardı. 
“Bu güzel eserler, Prof. Dr. Levent Soylu’nun armağanıdır” dedi. 
Ben de kendisine son zamanlarda İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri tari’nin çalışmalarından söz ettim. Ortak sevdamız olarak Adana’dan konuştuk biraz…
O, “Biraz” aysbergin su üzerinde kalan bölümü gibiydi. Ortak sevdası olanların kendilerine ait ortak bir dili de oluyormuş.

img_7330.gifimg_7336.gif

NÖBETÇİ KÜTÜPHANENİN MİMARLARINDAN 

Nöbetçi Kütüphanelerin Adana’daki mimarlarından biri olan Nadiya Esen’e bırakıyorum sözü: “İlk kütüphanemizi şehir merkezine yakın olmasına karşın Akkuyu Köyü İlköğretim Okulu’nda kurduk. Akkuyu, Hekimköy’den sonraki yerleşim birimi. Okulda 1960 yılında inşa edilmiş depoyu amacımıza uygun restore ettik. Kırık dökük depoyu yeniden inşa ettik. İlk ‘Noyan Esen Kütüphanesi’ böylece oluştu. 
İkinci Kütüphane için Köprü Toki İlköğretim Okulu’nda çalıştık. 2012 -2013 yıllarında epey uğraşmıştık. O kütüphaneyi Milli Eğitim Bakanlığı’nın ülkeye kazandırdığı “Z- Kütüphane Projesi” kapsamında yaptık. 
“Af edersiniz, Z – Kütüphane ne demek?”
“Kütüphaneler artık, sessizlik içinde resmi bir disiplin ile kitap okunan yerler olmaktan çıkarılmıştır. Kütüphane kullanım anlayışının günümüz koşullarına uygun hale getirilmiş sistemidir Z- Kütüphane. 
İçerisinde internet hizmeti olan, dijital kitap içerikleri ile ( e-kitap, z-kitap ) zenginleştirilmiş, öğrenciye dilediği zaman destek verecek kütüphane modelidir. Kütüphanenin bir sessiz bölümü var, bir de daha serbest olan bölümü…”
Bu noktada Vali Yardımcımız Sayın Şükrü Çakır’ın söyledikleri geçti aklımdan. Sayın Çakır’ın plan ve projelerini hazırladığı ve kamuoyuna mal etmeye çalıştığı kütüphane projesi büyük ölçüde bu içerikte idi. Bu iki değerli insanın “kütüphane odağında” güçlerini birleştirmeleri Adana’ya çok katkı yapacaktır. 
Sayın Nadiya Esen anlatmaya devam ediyor: “Yine 2013 yılının Ekim ayında kamuoyunun hizmetine sunduğumuz Nöbetçi Kütüphane” miz var. Bu eser, İletişim Fakültesi Mezunu olan Cemil Sobacı adında bir arkadaşımız bu görevi üstlendi. İyi ki de üstlendi; sadece bölgemizde değil, bütün Türkiye’de olumlu ses getiren proje birçok kişi ve kuruma örnek oldu. 

img_7346.gifköprü-toki-i̇lköğrerim-okulu-2.gif
Cemil Sobacı çok değerli bir arkadaşımızdır. O kendini ‘Kutup Ayısı’ olarak tanımlıyor.”
“?”
“Evet. Şaşırtıcı değil mi? Size nedenini açıklarsam hiç de şaşırtıcı gelmeyecektir. Kitap Arapça’da ‘kütüp’ demektir. Hane ise Farsça’da ‘Ev’ anlamına gelir. Kütüphane, Arapça ve Farsça’dan oluşmuş ‘Kitap Evi’ demektir. 
Hepimizin bildiği gibi kutup ayılarının neredeyse nesli tükenmek üzeredir. Kitap kurtlarının da nesli tükenmek üzere..  Biraz da ironi yaparak, Sayın Cemil Sobacı’ya sahip olduğu değerli nitelikler için kendine “Kutup Ayısı” yakıştırması yapmıştır. Kutup, bildiğimiz “kitap” anlamında kullanılmıştır. Nöbetçi Kütüphane 3. Kütüphanemiz olarak kayıtlara geçti. 
4.ncü kütüphanemizi ise Mevlana İlk Öğretim Okulu’nda açtık. 
TEK KİŞİLİK AŞKLAR SONSUZDA YANKILANIR
Sayın Nadiya Esen hanımefendi olayları o denli akıcı anlatıyordu ki, sözünü kesmek istemedim. Fakat bir konu dikkatimi çekti; Oğlu Noyan’dan sanki söz açmamak için çabalıyordu. Cümlelerinden ve sesinin frekanslarından “Noyan” konusuna girmemek için konunun çevresinde dolaşıyordu. Ben de hiç müdahale etmedim. Akıl ve duygu yüklü bu insanın, “söz” olarak gezintileri bile etkileyici idi. 
Kolay değil, Dante Alighieri, sadece bir… Evet! Evet! Sadece bir kez gördüğü Beatris’e aşık olmuştu. Üstelik Beatris 20’li yaşlarda hayatını kaybetmişti. Dante, yaşadığı 56 yıl boyunca öldüğünü bilen Beatris ile yaşamı yeniden keşfetmişti. Bu gün dünya klasiklerine girmiş olan “İlahi Komedya”yı, Dante’nin, yaşamayan Beatris’e olan aşkına borçluyuz. 
Bu nedenle, tek kişilik aşklar sonsuzda yankı bulurlar. 
Sayın Nadiya Esen’in “Noyan” hakkında anlattıkları bana bunları düşündürdü. Söz Sn.Nadiya Esen’de: “Oğlumuz Noyan 1995’te doğduğu zaman işimiz gereği ABD’de idik. Daha sonra Türkiye’ye geldik. Noyan 3.3 yaşına kadar konuşamadı / Konuşmadı. 4.5 yaşında gazeteleri okumaya başladı. İlk okula başladığında Harry Potter’in serisini okuyup bitirdi. Hatta ilk okulun sonunda Harry Potter’in İngilizce serisini okuyordu. İngilizceyi çok iyi konuştuğu gibi, benden dolayı da Farsça’yı iyi biliyordu. (Sayın Nadiya Esen İran Asıllıdır) Çocuk sırt üstü uzanır kitap okumaya başlardı. Zaman zaman kendisini uyarırdım: 

nöbetçi-kütüphane-özal-bulvari.gif
“Oğlum, biraz dinlen…” Bana şöyle bir bakar: “Ben böyle dinleniyorum anne” derdi. İlk Okul Öğretmeni Gürcan Şingirik, oğlumla ilgili bir anısını anlatmıştı: “Bir geziye gidilmişti. Otele yerleştik. Yatma vakti gelince, Noyan’ın bulunduğu odadan çocuklar gelip şikayet ettiler: ‘öğretmenim Noyan kitap okuyor. Işık açık. Biz aydınlıkta yatamıyoruz.’ Noyan’ı bizim odaya aldım: ‘İstediğin kadar okuyabilirsin’ dedim. Gece uyandım. Saat 3. Işıklar sönmüş ve Noyan yok. Çok korktum, hatta panikledim. Odanın dışına çıktığımda gördüğüm manzara şu: Noyan koridorun ışığında oturmuş kitap okuyor. Kimseyi rahatsız etmemek için koridora çıkmış.”
Anne Esen burada duygulandı ve öğretmeni Gürcan Şingirik’in yazdığı bir şiiri gösterdi. “Şiir, hizmete açılan 4 kütüphanenin duvarında asılıdır” dedi. 
“Acı” kavramı ile ilgili karşılıklı sohbetimiz başladı. Sayın Prof. Dr. Levent Soylu’da zaman zaman sohbetimize katıldı. 
“Bu toplumda tek bir çocuğa dahi okuma alışkanlığı kazandırabiliyorsak bu acımızı hafifletecektir…” 
Çok güzel ve ruhen tatmin eden bir görüşme oldu. Acı, toplumsal ilişkiler, okuma alışkanlığı, yansıma gibi bir çok konuda değişik görüşleri olan bu değerli insan ile tanışmaktan mutlu oldum. 
İyi ki var. “Kolay Gelsin” diyerek görev savma kolaylığına kaçmadan diyorum ki; Bu değerli insanın yürüdüğü yolda işlerini kolaylaştırmak için insan olarak hepimizin görevi var. 
Dante’nin Beatris’e tek kişilik aşkı, İlahı Komedya’nın; Esen ailesinin Noyan’a olan tek kişilik aşkı da kütüphanelerin doğumuna neden olmuştur. Tek kişilikaşkların sonsuzda yankılanması budur. 
Duyduğum bir “isim” olarak tanıştığım Nadiya Esen’e hayran olarak mekândan ayrıldım.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.