Günlük-anı-gezi-deneme

Dr.Ömer Uluçay yazdı

02 Haziran 2016 Perşembe 06:00

Günlük, anı, gezi, deneme ve mektup; bunların her biri ayrı edebiyat türleridir. Ama hepsi aynı zamanda bir ağacın meyvesidir. Bunlar arasında sıkça geçişler ve farklar vardır. Bazı eserlerde anlatımlarda bu türlerin hepsi bir arada bulunmakta ve eser bir çiçek tarhına dönmektedir. Bunlar rakip olmak yerine hep birlikte bir güzellik yaratmaktadır.

Günlükte, yazar özne ve merkezdir, kendisini ve çevresini anlatır, yaşanmakta olan bir dönem yazılmaktadır. Anı-da geçmiş zaman dile gelmekte, yazar ve çevresindekiler, başka olaylar anlatılmaktadır. Gezi yazımı ayrı bir özellik ve güzelliktir. Seyahatin bir bölümü veya tamamı anlatılır, kapsamlıdır, folklor, tarih, coğrafya, sanat ve edebiyat, yerüstü ve altı zenginlikler, örf ve adetler, şahıslar ve seremoniler gibi geniş bir yelpazesi vardır. Okuyanı, dinleyeni, yazarın gördüğü ve anlattığı yerlere davet vardır. Hiç şüphesiz, bunların hepsinde yazarın bakışı ve tercihleri, seçkileri vardır.

*

İşte bu edebi çeşitlilik içinde, değerli dostum, şair, yazar, yüksek-idareci Sayın Şükrü Çakır (1954)[1],yayına hazır bir örnek ile "Okuma Günlükleri" adlı çalışmasını incelemek üzere bana verdi ve ben de kısa zamanda okuyarak ve birkaç kez gözden geçirerek hakkında düşüncelerimi yazmak istedim.

Önce yazarı kutluyorum. Akışkan, açık ve edebi olan konuşma üslubunu bildiğim için onu yazılarında da aradım ve buldum. Çok samimi, saygılı ve açık bir üslupla; düşünceler, gözlemler, izlenimler dile getirilmiş. Birbirinden farklı konuları içeren kitaplardan, göçebe bir kütüphaneden, kütüphanenin öneminden, kitabın ve dolayısıyla bilginin bir servet olduğundan söz etmektedir. İzmit'te görevli olduğu zaman kurduğu bir derneği ve kütüphaneyi biz dostları da sevmiş ve öğrenmiş bulunmaktayız. Adana'da da bu yönde bir gayretin içinde bulunduğu bilinmektedir. Başarılı olmasını diliyoruz.

 Bu kadar merakın yanında, bir de benim yaşadıklarımı anımsayınca hayretler içinde kalmıştım. Yıllarca önce Kütüphanemden 200 kadar kitabı Çukurova Üniversite Kütüphanesine armağan etmiştim ve bir teşekkür yazısı ile de taltif edilmiştim, sevinçliydim. Yakın bir zamanda yine Kütüphanemden binlerce kitabı tekrar aynı Kuruma vermek istedim, telefonlaştım, işittiklerime inanamadım ve Kuruma gidip bizzat yetkili/sorumlu ile görüştüm. "Yerimiz yok" diye kitap bağışını kabul etmediler, yardımcı olmadılar, kâğıtçılara verebileceğimi öğütlediler. Hayretler içinde geri döndüm. Bazı kitap kolilerini başkalarına verdim, kalanını da bir ambara taşıdım.

Şükrü Çakırın gayretleri ile benim hüsranı karşılaştırdım ve yine hayrete düştüm, bilmem ne demeli?  Bir yol bulunacak elbet.

*

"Okuma Günlükleri"  nizami günlükler tipinde olmamakla birlikte, yukarda belirtildiği gibi türler mozayiği şeklindedir. Canlı, anlaşılır, ilgi uyandıran rahat bir anlatım var. Özneler, objeler, nesneler, kitaplar ve şahıslar yaşandığı gibi anlatılmış. Bu sadeliğin yanında, bir ciddiyet, bir o kadar saygın bir ifade var. Olaylar ve nesnelerin tanıtımı yanında kendi görüşleri, değerlendirmeleri de dile getirilmiş. 125 sayfa olarak tasarlanmış eserin içeriğine birlikte göz atalım:

"Kitap Okumak" başlığı altında okumanın önemine, gerekliliğine ve sürekli olmasının lüzumuna işaret etmektedir. Kişilerin kendi meslek ve görevleri dışındaki konularda da bilgilenmesi ve yaşamı anlaması gerektiği vurgulanmıştır. Her kitabın bir dünyasının bulunduğu ve bunun büyük gayret ve emeklerle oluşturulduğuna dikkat çekilmiş ve bir kitabın sunumlarından yararlanmanın önem ve faziletine işaret edilmiştir. Bu bilgilerin bir kitapta korunduğuna, kişinin istediği yer ve zamanda buna ulaşabileceği bildirilmiştir.

"Beyaz Zambaklar Ülkesinde" kitabını okuyup inceleyen ve hatta konusu hakkında araştırma yapan yazar, Tevrat ve İncil'deki Habil-Kabil anlatımları ile Kur'an-daki anlatımı kıyaslayarak serzenişte bulunmaktadır. Bu aykırılığın bugüne kadar eleştirilmemiş olmasına da hayret etmektedir. Konu, Kabil ile Habil'den hangisinin haklı olduğudur. Şükrü Çakır, kitabın yazarı "Grigory Petrov eleştirisi" yapmaktadır.

"Antalya Vilayet Kütüphanesinde nöbet" tutan (04.8.2012) Şükrü Çakır, raflardaki kitapları usanmadan gözden geçirir ve nihayet içlerinden "Antalya Yıllığı-1967" adlı kitabı tetkik eder ve bize geniş bir şekilde Antalya'yı anlatır.

Bir dönem illerin "İl Yıllığı" hazırladıkları bilinmektedir. Bu çalışmalarda iller hakkında her çeşit bilgi yer almakta ve adeta bir envanter ortaya çıkmakta idi. Nedense bu gelenek sonraları terk edildi. Ben de bu dönemde farklı İl Yıllıklarını incelemiş ve bir kaçını sahaflardan almıştım.

"Faik Türkmen Hoca" bölümünde yazar, Ankara'da Siyasalda okuduğu döneme (1978-1983) ilişkin anılarını ve Hoca'nın çalışmalarını, yardımseverliğini, alicenaplığını,  büyük bir taktir ve gıpta ile anlatır. Hoca, çalışkan, gayretli, üretken, eğitimlidir ve eli öpülecek, örnek alınacak bir kişidir. Farklı disiplinlerde birçok eser yayınlamıştır, gençleri okumaya ve iyi insan olmağa teşvik etmektedir. Eserleri listeler halinde verilmiştir.

"Bilim ve Kâinat"  yazısı, teolojik-felsefi bir denemedir. Bilimin İslamizasyonundan yanadır. Bilim insanının imanlı olmasını istemektedir. Bilimin keşif bekleyen karanlık sahalarını aydınlatmak için Kur'an-da bulunacak ipuçlarına ihtiyaç olduğunu söylemektedir. Konu yedi madde ve bir sonuç şeklinde incelenmiştir.

Yazar, bazen "bir solukta okunan şiirleri" tercih etmektedir. Ama kendisi destan şekil ve uzunluğunda şiirler yazmaktadır."Dan Brown-Kayıp Sembol" romanını incelemekte ve yazarın sırları ifşa etmesiyle, ünlendiğine, para kazandığına işaret etmektedir.

"Zaman" denemesi, başkalarınca da birçok yazıya konu olmuştur. Zamanın tanınması, sınırlanması, bölümlenmesi, gerçek ve izafi olması, zamanın hükümran olduğu önemli bir konudur. Nitekim mitolojide bir "Kronos" vardır ve herşey onun sınırları içinde cereyan etmektedir.

"Azerbaycan ve Haydar Aliyev" yazısı bir seyahat-anı örneğidir. Yurt dışındaki Azerilerin yurtlarıyla bütünleşmesi amaçlanmış ve Aliyev'in bu konudaki gayretleri dile getirilmektedir. Haydar Aliyev ve Azerbaycan hakkında ikinci bir anı-gezi yazısı bulunmaktadır.

"Asimetrik Bakış" bir deneme yazısıdır. Herkesin baktığı açıdan değil de bir başka açıdan dünyaya bakmaktır. Umulur ki bu açı hastalıklı olmasın. Nitekim şizofrenik insanlar açısından toplumu inceleyen kitaplar da vardır. Dostoyevski'nin bazı romanları böyledir. Şükrü Çakır, sanatkâr, yaratıcı başka bir açıdan bazı kavramları ve değerleri irdelemektedir. Konu, asimetrik savaşı çağrıştırmakta ve "orantısız" bir bakışı sunmaktadır.

"Aşk analizi" bitmez, usandırmaz bir konudur. Bilmem bunun sonuna varan olmuş mudur? Her insanın sevdiği ve ardından koştuğu, zamana ve olanaklara göre şekil-renk değiştiren tükenmez bir hazine. Varan da, hasret çeken de aynı yoldadır. Aşk ve sevda, kavram olarak incelenmiş ve fakat bir tanıma varmamıştır. Aşktır bu, fazla da kural tanımaz. Asıl kural koyan sevdanın kendisidir çünkü. Bir ateş hep aynı harda yanmaz ki, mutlaka külü olacak. İşte o zaman Zümrüdü Anka yeniden küllerinden doğacak. Sevdadır bu, şimdi bir başka menzile…

"Çizgi roman ve Nobel ödüllü romanlar" birbirini tamamlar, biri olmadan diğerine varılmaz. Çocukken çizgiler anlatıyor, büyüdükçe sözler anlatır olmuş. Sonra da insanlığın, kültürlerin birikimi olan ödüllü eserler. Bunları anlamak, kavramak ve yaratmak için bir gayret ve ortam gerekli. Bilinen o ki her coğrafyada yeşillik var, her tolumda bir anlatan da vardır. Öyle ise her toplum kültürlüdür, ancak bunlar farklıdır.

"Göçebe kütüphanem" başlıklı yazıda yazarın kitap sevgisi, biriktirmesi, kayda alması, aile fertlerinin de bu ilgisini bölüşmeleri umudunu, kendisinin serveti ve hatta mirası olduğunu, memuriyet nedeniyle gittiği her yere kitaplarını okşayarak paketlediğini ve yine okşayarak onları yeniden raflara koyduğunu, onlarla söyleştiğini, paketlerde kalanlar için hayıflandığını dile getirmektedir.

"Gönül gözlü yar" yazarımızı mutlu etmiştir, bir yolculukta kitap okunmuştur."İşin önemi" bir deneme yazısıdır, didaktik yanı öndedir. Kitap peşinde, Şeyh Galip incelemeleri ve Dergiler arasındaki bölümler ilgi çekmektedir.

Sonuç olarak, Şükrü Çakırın yazdığı "Okuma Günlükleri" çalışması ufuk açan bir eserdir. Kendisi ile yaptığımız görüşmede, kitabın sonuna bir değerlendirme yazısı ekleyeceğini de biliyorum. Kendisini tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.29.05.2016

 

[1] Şükrü Çakır (1954, Antalya/Korkuteli):Antalya Aksu İlk Öğretmen Okulunu bitirdi, öğretmenlik yaptı sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinin İktisat/Maliye Bölümünden mezun oldu-1980. Çeşitli Kazalarda Kaymakam ve birkaç ilimizde Vali Yardımcısı olarak çalıştı, halen görevdedir. Çeşitli dergilerde edebi yazıları ve şiirleri yayınlandı. Kendini Anlatabilmek, Martının Günlüğü,Koşan Adam Destanı, Üstü Şiir Altı Şair adlı eserleri vardır.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.