BİR ANI…
Sadece Türkiye’de değil dünyada da yankı uyandıran 17-25 Aralık olayından birkaç ay sonra, ilkokul öğretmenim aklıma düştü. Mersin’in Arslanköy İlçesi’nde yaşadığını biliyorum. Çünkü birkaç kez ziyaret etmiştim. Yine öğretmenim İlyas Arslan’ı görüp hem elini öpmek ve hakkını helal etmesini dilemek üzere ziyaretine gittim. Bu öğretmenim, Yerli Malı Haftası’nda değişik bir ürün gördüğü zaman “Biz artık bunları da mı üretiyoruz?” diyerek sevinçten gözyaşı dökerdi. Öğretmenim olduğu için değil, sadece böyle düşündüğü için bile eli öpülmeye değerdi.
İşte o zihinlerin karmakarışık olduğu, değer yargılarının birbirine karıştığı dönemde yanına gittim: “Öğretmenim, sen bana dürüst ol dedin. Ben oldum. Kamu malına el uzatma dedin. Ben uzatmadım. Yalan söyleme dedin. Ben söylemedim. Sen bana öğrettin; ben hep yerli malı kullanmaya özen gösterdim. Hırsızlık yapmadım. Ahlakımı muhafaza ettim. Yıllar geçti, ben zorla ayakta duruyorum. Böyle yapmayanları ise sen de görüyorsun öğretenim. Benden ne istedin öğretmenim. Benim ne günahım vardı?”
Öğretmenim gülmüştü ve bana “İşte senden bunu istemiştim. Demek ki başarmışım” dedi ve ben bir kez daha elini öptüm.


EN BÜYÜK SERVET: MEZUN EDİLMİŞ ÖĞRENCİLER…
Bir gün bir grup arkadaşla birlikte yıllardan beri tanıdığım ve yüreğine hayran olduğum Yıldız Kuş öğretmenle sohbet ediyordum. Konu nasıl açıldıysa biriktirilen servetlerden açıldı. Gruptakiler, görgüsüzlük yapmadan iyi kötü biriktirdikleri servetten söz ediyorlardı. Aralarında birkaç fabrika sahibi olandan tutun da binlerce dönüm arazisi olanlar da vardı. Yıldız Kuş öğretmen hepsini dinledikten sonra: “Anladım ki ben hepinizden daha büyük servet biriktirmişim. Ve öyle sanıyorum ki siz, dikkat etmediğiniz sürece kaybedeceğiniz ve altında ezileceğiniz servetler biriktirmişsiniz. Ben ise dikkat etmesem bile çoğalan bir servetin sahibiyim” dedi. Ben de merak etmiştim. Ve sonunda Yıldız öğretmen servetini açıkladı; “Mezun ettiğim öğrenciler” dedi.
1.KEBAP ŞENLİĞİ

İşte Yıldız Kuş öğretmenin sadece 1987 yılında mezun ettiği öğrenciler bir araya gelip bir etkinlik düzenlediler. Bu etkinliğin mimarı dönemin mezunlarından Gülnur Kanmaz Yalçın. “Borsa Lisesi’nden 1987 yılında 6 Fen D sınıfından mezun olanlar her yıl bir araya gelecekleri bir organizasyon yapalım. Bu yıl ilkini gerçekleştirelim” deyince Yıldız Kuş öğretmen bu ince düşüncenin dışında kalmaz ve “O zaman şu an Star Akşam Lisesi” bahçesinde yapalım. Pazar günü okul tatil o gün bu etkinliği gerçekleştirelim.
Etkinliğin adı da konur: Borsa Lisesi 1987 Yılı 6 Fen D Sınıfı Mezunları 1.nci Geleneksel Kebap Şenliği…”
“ÇOCUKLAR GİBİ ŞENDİLER…”
İşte böyle doğdu bu şenlik. Annesi Gülnur Kanmaz Yalçın, büyük annesi ise Yıldız Kuş öğretmen…
O gün gerçekten bir araya gelenler bir şenlik havasındaydı.
Kenan Evren Bulvarı’nda Avrupa Hastanesi’nin hemen bitişiğinde bulunan Star Akşam Lisesi tam da Cumhuriyetin mimari tarzına göre inşa edilmiş bir binadır. Geniş bahçesinde, bölgede yetişen her tür meyve ağacı bulunmaktadır. (hani o ağaçları kesip yerine bina yapıyoruz ya. Sonra da salonumuza o ağacın fotoğrafını koyuyoruz ya. O ağaçlardan)
Konuklar tek tek gelmeye başladılar. Yıldız Öğretmen ile Gülnur Kaçmaz Yalçın bir saniye durmadılar, konukları kapıda karşıladılar. 5 Haziran günü henüz baharın serinliği tam veda etmemiş, yazın sıcağının ise gelmek için nazlandığı çok güzel bir gündü.
Ben konukları tanımadığım için bana tek tek tanıttılar. Ben de işlerini sordum.
Önce öğrencileri okutan üç öğretmen;
Yıldız Kuş; Star Akşam Lisesi’nin sahibi… ( İflah olmaz bir eğitim sevdalısı. Öyle zannediyorum ki, son sözleri:” Zil çaldı! Haydi haydi sınıflara!” olacak.)
Nuri Tecer öğretmen (Borsa Lisesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli kurumlarda eğitim vermeye devam etti. Şimdi ERA Okulları Yön. Krl. Başkanı.)
Cahide Altınok Borsa Lisesi’nden emekli olduktan yine eğitim vermeye devam ediyor.
Bu 29 yıl sonra gerçekleşen ilk buluşma olduğundan ancak 3 öğretmene ulaşılmış. Gelecek yıl daha geniş bir organizasyon düşünülmekte olduğu dile getirildi.
Öğrenciler ise renkli kimselerdi.
Gülnur Kaçmaz Yalçın: Sahip olduğu pozitif enerjiyi dağıtarak bitiremedi. Sevinç ve iç huzuru dağıtıyordu. Böyle bir organizasyonu gerçekleştirmekten çok mutluydu. (Toprağı bol olsun Mesut Yavuz ortak arkadaşımız olarak gündeme geldi. Yokluğu gün geçtikçe acı veriyordu.)
Sefa Uysak: Çok değer verdiğim saygıdeğer insan Bekir Uysak’ın oğlu. Onu burada gördüğüme sevindim. Bu vesileyle Sayın Bekir Uysak’a selam ve saygılarımı iletiyorum.
Uğur Edirne Kastamonu İzmir Zonguldak: Soyadı Ekiz imiş ama nedense böyle açılımlı söyledi. Bir bildiği vardır diye düşündüm. (belki de soyadları tam anlamadığımı fark etti) Kendisine yürüyen hafıza diyorlar. Binlerce şiir ve şarkıyı ezbere bildiğinden söz edildi. M.Ö yıllarda Tatlıses TV’de gençlik programları yaptığını ifade etti. Belli ki çok aktif bir insandı.
Elif Bener Taner: Mali Müşavir ve emekli bankacı.
Hasan Parsak : İngilizce öğretmeni.
Selim Erkut: Bankacı.
İsmail Hakkı Atal: Avukat.
Temel Korkmaz: Sigortacılık mesleğinde (Güneş Sigorta)
Feriz Bayer: Orman Mühendisi. Çiftçilikte yapmakta. Kendisi Erzinli. Adana’da Ali Hocalı Köyü’nde arazileri var.
Prof. Dr. Mehmet Kanadaşı: Ç.Ü Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi. “Aşk Kalbe İyi gelir mi?” Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinde bu konulu bir konferans vermişti oradan hatırlıyorum. Kısmetse bir bu konuyla ilgili görüşür sizinle paylaşırım.
Nurhan Akçabay: Bankacı
Prof. Dr. Fatma Demirci Orel: Ç.Ü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Pazarlama Ana Bilim Dalı Başkanı. Bu öğretmenin Kanal D’de yayınlanan Vicdan dizisiyle ilgili tespit ve açıklamaları ders niteliğindedir. Umarım bir gün bu konuyu da kendileriyle görüşür, kamuoyuna bir daha hatırlatırız.
Ethem Dural: BANVİT Firmasında Bölge Müdürü. Boşnakların geleneklerine göre yaptığı tatlının üretilip pazarlanması ile ilgili çalışma yaptığını duydum.
Canar Özer: Amele. Gelen konuklara ne iş yaptıklarını soruyordum. Bana Amele olduğunu söyleyince hayranlıkla baktım. Çünkü bu zamanda amele olarak yaşamını sürdürmek çok zordu. Bir kahramana bakar gibi baktım. Çevreden düzelttiler: Hayır hayır amele değil, doçenttir. Mersin Özel Ortadoğu hastanesinde Radyoloji Uzmanı dediler. “Tüh” dedim içimden. Bir kahraman ile tanışma fırsatı kaçırdım. Amele değil doçentmiş.
Bu kadar aydınlık yüzlü inanı bir araya getirmek için duygu yüklü olmak gerekir.
Ben, İlk Okul öğretmenimle ilgili anımı ve sitemimi bu üç öğretmen ile paylaşıp aynı soruyu sordum. Nuri Tecer öğretmen çok duygulandı. “Bizim yetiştirdiğimiz öğrencilerde işte bunlar” dedi. Olağanüstü gururlu olduğu her halinden belliydi.
Yıldız Kuş öğretmen kimsenin duymayacağı şekilde bana: “İşte sana sık sık sohbetlerimde sözünü ettiğim servet beyanım. Sdece bir kısmı burada… Gerisi Türkiye’nin değişik yerlerinde... Her biri bir çoban ateşi gibi… Hangi servetin anlamı bu insanları topluma kazandırmaktan daha büyük anlam taşıyabilir?”

Bence taşıyamaz.
Mezun edilmiş ve meslek sahibi yapılmış her insan, karanlığa bir karşı duruştur.
Toplumların zenginliği, birikimli insanların toplamıyla ölçülür.
Bu açıdan her öğretmen karanlığa karşı verilen savaşta bir kaledir.
O gün kocaman da olsalar bütün öğrenciler “çocuklar gibi şendi…”
