Affedin beni ölüler

Sedat Memili yazdı

28 Haziran 2016 Salı 06:00

Ne çok ölü biriktirmişiz...  Ne çok...

Ölüler ve anılar...

Yaşamın sonunda elimizde kalan bu iki şey; Başka yok... 

Olanlar ise artık sizlere ait değil. Onlar sizden sonra gelenlerindir.

Yaptığınız, ürettiğiniz, uğruna bir yaşamı feda ettiğiniz şeyler de size ait değildir artık.

Eğer başarmışsanız, ürettikleriniz topluma aittir.

Başaramadıysanız, düşlerinin ve yaşamınız ölü bir anı olarak kalır.

O gün bir dostum soruyor : “Ölüleri ziyarete gidiyor musun?”

“Hayır dostum hayır. Gitmiyorum. Hep onlar beni ziyaret ediyor”

Gerçekten son günlerde ölüler, akın akın ziyaretime geliyor.

Bazılarını yakından tanıyorum. Bazılarını ise hiç...

Bazıları ile hiç anım yok, ama yaşantıma yön vermişler.

Bazılarıyla da çok anım var; ama yaşantıma hiç yön vermemişler…

Bazı ölüler, içimde uyanan nefret duygusuyla barışık olurken, bazıları mutlu bir tebessümü beraberinde getiriyor.

Çoğu akrabam değil; akrabalarımın ne ölüsü ne de dirisi gelmez ziyaretime. Onlar, birikmiş anılarımın, yüzlerini hayal meyal hatırladığım kahramanlarıdır.

Ölülerimizin, ülkenin dört bir yanında, selvi, çınar ya da çam ağaçları gölgesinde yerleri vardır. Onlar bir orada bir de gönlümüzde yaşarlar.

Onları ziyaret etmek için bulundukları yere gitmek gerek.

Atatürk’ü; Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, Bedreddin’i, İbm-i Rüşt’ü, Nazım’ı, annenizi, babanızı, eşinizi, dostunuzu ziyaret etmek için yanlarına gitmeniz gerekmez.

Onlar için zaman mekân sorunu yok. Onlar, sizi olduğunuz yerde bulurlar.

Bir ölüyü ziyaret etmek için sevgi ve onların huzurunda bulunacak yüz gerek.

“...Vatan tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir...” diyen Atatürk’ü “Ortadoğu ateşler alrında iken” bir milletvekili nasıl ziyaret edecek.

Ya “İnsanlık ailesinin kardeşliğini savunan Bir Hacı Bektaş’ı...

Ölü olduğu halde, 21. Yüzyılda bile hayatımızın güzelleşmesini sağlayan o insanların mezarını ziyarete gitmek için yüz gerek.

Ben kendi adıma, ölülerimi ziyarete gitmeye utanıyorum.

Annemi ve babamı da utandırmamak için gitmiyorum.

Ama onlar beni rahat bırakmıyor, ziyaretime geliyorlar.

“Vallahi” diyorum “Ben oy vermedim...”

Ne şimdiki yönetime ne de bundan önce, bizi, IMF, Dünya Bankası gibi faizcilerin vicdanına teslim eden yöneticilere.

“İnanın” diyorum, ne “Orman katliamını taahhüt ederek iktidara gelenlere, ne de teknik liseden çok İmam Hatip Lisesi açanlara, ne de dolandırıcıların kurtarıcı gibi karşılanmalarına varan ahlak çöküntüsüne neden olanlara oy vermedim...” diyorum...

Boşuna, ölülerim donuk gözleri ve düş kırıklığına uğramış bakışlarını gözüme dikmişler, bana acıyarak bakıyorlar.

“Dostlarım! Demokrasi” diyorum. “İnsanın elde etmek için uğruna kan döktüğü demokrasi şimdi bir ölüm makinesi olarak karşımda duruyor” diyorum.

İnandıramıyorum.

Elbette inanmazlar; çünkü onlar daha zor koşullarda, bana yaşanabilir bir dünya armağan ettiler; ben ise, ne yaptım. Ucuz çıkarlarım için, yaşanabilir dünyayı, yaşanamaz bir cehenneme çeviriyorum.

Onların yeşerttiğini ben kurutuyorum. Onların ürettiğini tüketiyorum.

Onların özgürlüklerinden başka sığınacak limanı yokken; benin teslim olmaktan başka bir avuntum yok.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.