1960’lar, Türk sinemasının Yeşilçam’ın Altın Çağıdır. Bu yıllar aksiyon ve vurdulu kırdılı filmlerin çevrildiği, filmlerde gişede hasılat rekorları kırılan yıllardır. O yıllarda sanatsever halkımızın tek eğlencesi ve sosyal yaşamı sinemadan ibaretti.
Sinemanın eğlencenin dışında eğitici ve öğretici birçok avantajları da vardı. Kişisel yaşamımda bu etkinin çok faydasını gördüğümü söylemek isterim. Sanatsever insanlarımız açısından Yeşilçam’dan 1960’larda yılda 300 filmin çekildiği birçoğu aşk, komedi, salon filmleri ve tabi ki aksiyon, macera ve bol hareketli vurdulu kırdılı filmlerimizin ve bu filmlerimizin güzel oyuncusu 2015’de kaybettiğimiz Yılmaz Köksal ağabeyimizdi.
Sinemaya olan aşırı tutkum dolayısıyla bu güzel oyuncumuz Yılmaz ağabeyciğimle tanışmak için fırsat kolluyordum. Adanamızın simgesi haline gelen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde nihayet gördüğüm ve tanışma imkânına eriştiğim bu güzel, sempatik, güleryüzlü avantür ve aksiyon filmlerimizin vazgeçilmez oyuncusu Yılmaz Köksal ile dostluğumuz 1992 yılında o dönemin Belediye Başkanı Selahattin Çolak 18 yıl aradan sonra festivalimize tekrar start vererek başlatmış olduğu bu vesileyle dostluğumuz o yıllarda başladı ve vefatına kadar devam etti.
Çok sıcak kanlı, çok samimi, girişken, güleryüzlü sempatik bir oyuncumuzdu. Sinemamızın simgesi, Yeşilçam’ın kovboyuydu. Seyircilerimiz onu en çok Çeko filminden hatırlar. Her role çok çabuk adapte olabilen Orhan Gencebaylı Arabesk filmlerinin de başarılı kompozisyonlarında sinemasevenlerin gönlünde yer edinmesini bilmişti.
Bir ara festival yine bazı siyasi görüşlerin engeline takılarak uzun süre ara verildi. Sonra Bölge Gazetesi bir kampanya başlatarak ‘Festivalimi geri istiyorum’ diye sesini yükseltti. Adana Ticaret Odası Salonunda yapılan toplantıya davetli olarak Menderes Samancılar, Yılmaz Köksal, Gazeteci ve Tv Yapımcısı Nebil Özgentürk ve Lale Film Sahibi Necip Sarıcıoğlu katıldı. Konuklar festivalin tekrar yapılabilmesi için görüş açıkladılar.

Menderes Samancılar konuşmasında, “Festivalimi geri istiyorum” derken, Yılmaz Köksal, “Biz festivalimizi tekrar başlatmak için ateşi tutuşturmaya geldik” dedi. Köksal, “Çünkü biz Adana’nın sayesinde çevirdiğimiz filmlerimizden çok ekmek yedik. Biz ve bizim gibi oyuncularımız Adana halkına ve sevgisine layık çok güzel filmler yaptık. Adana Yeşilçam’ın can damarıdır” diye sürdürdü sözlerini.
Yılmaz Köksal ile dünya gözüyle ilk karşılaşmamız ve sonrasında uzun yıllar devam edecek dostluğumuz bu toplantıyla başladı.
Bölge Gazetesi, festivalin yeniden başlatılabilmesi için kamuoyu oluşturma adına İstanbul’dan davet ettiği sanatçıları Havalimanında karşılamak için beni görevlendirmişti. Uçak inmeden saatler önce ben, Bölge Gazetesi’nin sahibi Nevzat Uçak ile Türker ve İlker Uçak’ı da yanıma alarak havalimanına gittim. Saat 9’da inecek olan uçak rötardan dolayı gece 24’de Adana’ya indi. Bu kadar uzun beklemekten asla gocunmadım. Çünkü ben hem sinemaya hem de Adana’ya davet edilen sanatçılara hayrandım.
Seyhan Otel’de Ocakbaşında yer ayırmalarına rağmen Menderes Samancılar ‘ille de şırdan’ diye tutturdu. Haliyle istikametimiz Kocavezir İş Merkezi’nde BİT Pazarı civarında şırdancıların olduğu bölgede yerimizi aldık. Yılmaz Köksal daha öncesinden böyle bir yemek tecrübesi olmadığında olsa gerek bana, “Beni getire getire kaldırımda satılan şırdanlardan yemeyi mi getirdiniz?” diyerek kızdı.
Menderes ve Nebil Beyler, hiç ses çıkarmadan dörer beşer şırdanı götürürken! Ben Yılmaz ağabeye “Hatırımız için bir tanesinin tadına bakarmısınız?” diye rica ettim. Bana tekrar kızdı ve nihayet sonrasında zannederim benim hatırım ve ricam üzerine bir tanesini yemeye ikna oldu. İlk şırdandan hemen sonra, “Ne kadar da güzelmiş” diyerek birbiri ardına 7 şırdanı birden yiyiverdi. Bu arada ev sahibi olarak misafirlerimle ilgileneceğim diye kendim şırdan yemeye önce fırsat bulamadım. Ardından misafirler karınlarını doyurduğundaysa o kazanda benim için şırdan kalmadığını gördüm.
Yılmaz Köksal ağabeyimle sonraki yıllarda da çok zaman karşı karşıya geldim, uzun sohbetler ettim. Farklı anıları bizzat kendisinden dinledim. O bugün aramızda değil. Yalnız oynadığı filmler, insancıllığı ve gönüllerde bıraktığı iz kaldı geriye. Yılmaz Köksal ağabeyciğimi rahmetle anıyorum.
YILMAZ KÖKSAL’IN ROL ALDIĞI FİLMLERDEN BAZILARI
Yılmaz Köksal sinema kariyerine 1965 yılında Murtaza ile başladı. Sonrasında tüm yaşamı boyunca yaklaşık 200 filmde oynadı. Köksal’ın çoğunlukla başrol veya yardımcı erkek oyuncu olarak rol aldığı filmlerden bazıları şöyle; On korkusuz kadın, Çalıkuşu, Elimaşalı, Malkaçoğlu, Kara Davud, Beş fındıkçı gelin, Namus borcu, Kanlı takip, Eceline susayanlar, Osmanlı kabadayısı, İdam günü, Kader bağı, Püsküllü bela, Kiralık katiller, Avare âşık, Berduş, Güney ölüm saçıyor, Kanlı gelinlik, Hz. Ali, Gökbayrak, Dağlar Şahini, İngiliz Kemal, Sayılı kabadayılar, Korkusuzlar, Piyade Osman, Suçlu kim?, Günsüz Ali, İnfilak, Yıkılış, Çilekeş, Dağ kurdu, Ölüm satanlar, Kanlı savaş, Asılana kadar yaşayacaksın, Leş kargaları, Kaderimiz.
YILMAZ KÖKSAL KİMDİR?
Yılmaz Köksal 15 Temmuz 1939’da Kırşehir’de doğdu. Ama yarı Adanalı sayılırdı. İlkokulu ve ilk gençlik yılları o yıllarda Adana’ya bağlı bir ilçe olan Osmaniye’de geçti. Sonraki yıllarda İstanbul’a geçerek Tophane Sanat Enstitüsü’nde okur ve gemilerde çalışırdı. Bu sayede neredeyse Avrupa’nın tüm şehirlerini gezme şansı buldu. Yeşilçam’a Tunç Başaran’ın sinemaya uyarladığı Orhan Kemal’in Murtaza isimli eseriyle Dubara rolünü oynayarak başladı.
Uzun süre ikinci derecede rollerde oynadı. 1970’de rejisör Çetin İnanç’ın yönettiği Çeko isimli kovboy filminde başrolü oynar. Filmdeki başarısıyla halkın beğenisini kazanır. Macera ve aksiyon ile avantür filmlerinin değişmez oyuncusu olur. 1965’de başladığı sanat yaşamına 2015 yılına kadar devam etti. 200 civarında sinema filmi ve çok sayıda tv dizisinde rol aldı.
