Kur’an hem belgelerde hem de insanlar arasında dindarlığın bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta ve dindarlığın (takvanın) sadece Tanrı ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. Yani ‘Takvanın kimde olduğunu yalnızca Allah bilir’ demektedir.
Dinler tarihinin dindarlarından Fransız bilgin Blaise Pascal, ta 1662 de “Dinsel inançlara sığınmadıkça, insan kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızca asla yapamaz." (James A Haught; Kutsal Dehşet 3) diyerek günümüz katillerinin adeta resmini çizmiştir.
İslamiyet’in yanlış yorumlanması, insanların Kuran’dan uzaklaştırılması ve dinin bilinçsiz kişiler tarafından yozlaştırılması akıl, mantık ve bilimle bağdaşmayan bir yobazlık yaratmıştır. Örnekleri çok olmakla birlikte geçmişte ülkemizde yaşananların birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.
*Gaziantep’in Kilis ilçesinde bir baba bir yaşındaki kızını düşünde gördüğü şeyh efendinin tekkesine götürüp gelin gibi süsledikten sonra taşa üç kez sürdüğü bıçağıyla kurbanlık koyun gibi kesmiştir. Baba yakalandıktan sonra söyle demiştir:
“Şeyhim en sevdiğim varlığımı Allah a kurban etmemi istedi ben de verdim." (Milliyet, 7 Haziran 1988)
*Türbanlı bir kız başörtüsü takmayan annesini 30 yerinden bıçaklayıp gözlerini oyarak ve kollarını keserek ‘din uğruna’ gerekçesiyle öldürmüştür. Yakalanıp sorgulandığında “başını örtmemekte direnen annesinin muzır ve münafık olduğunu, katli vacip olduğu için öldürdüğünü” söylemiştir. Genç kız kendisini İslam’ın bıçağı olarak görmektedir. (Cumhuriyet gazetesi, 9 Nisan 1997)
*Otuz yaşındaki bir yurttaş Şanlıurfa’da bir mağarada üç yaşındaki oğlunun başını bıçakla kesti ve yakalandıktan sonra şunları söyledi:
“Devam ettiğim tekkenin şeyhi bana çocuklarını çok sevenlerde Allah sevgisi azalır. Bu sebeple üç çocuğundan birini kurban etmen gerekir dedi. Bunun üzerine çocuklarımın en küçüğü olan Abdullah’ı evden alarak kendisine dondurma alıp söz konusu mağaraya getirdim. Gözlerini bağlayarak bıçakla boğazını kestim. Ertesi gün tekkeye gidip şeyhin yüzüne tükürdüm. Aileme haber vererek cinayeti saklamaya karar verdik." ( Güneş gazetesi 13.10 1990)
Yakın tarihimizde yaşananlar İslamcı yazar Mehmet Şevket Eygi’yi de çileden çıkarmış olmalı ki şöyle bir konuşma yapmıştır:
“Sevgili din ve iman kardeşlerim! Bizim topluluğumuz su anda yığınlardan veya sürülerden ibaret bir kuru kalabalıktır. Biz bütün gücümüzü Kuran kursu imam-hatip mektebi ilahiyat fakültesi açmaya sarf ettik. Hesabı yapılsa bunlara akıllara durgunluk verecek miktarlar harcadık. Daha bitmedi. Birtakım din baronları için her yıl milyarlarca dolar para topladık. Bu paraların yerli yerince akıllıca harcanıp harcanmadığını hiç sorgulamadık kontrol etmedik.
Ramazanlarda birtakım din cemaatleri beş yıldızlı lüks otellerde İhtişamlı, İsrafil gösterişli, günahlı iftarlar veriyordu. O fücur yuvalarında verilen iftarlar dinimize uygun muydu? Zengin olan Müslümanların çoğu ipin ucunu kaçırdı, şaşırdı, dağıttı. Milyon dolarlık lüks meskenler, yüz binlerce dolarlık yazlıklar, lüks limuzinler; israf, sefahat, rezalet gırtlağa kadar çıktı. Biz bir sürü hizip, fırka, grup, cemaat ve tarikata ayrıldık ve birbirimizle çekişip tepişmeye başladık. Yığın ve sürü haline gelen on milyonlarca Müslüman şu anda vahim bir kırsal kesim ve varoş zihniyeti, marjinallik ve parçalanmışlık içindedir.
Hazretim yanılmaz, bizim cemaatin ulu zatı hata yapmaz hoca efendi yanlış yapmaz dedik. Sorgulama yok, hesap sormak yok, kontrol yok. Bu şartlar altında ümmetin işleri elbette kötüye gider. Bizi mahvedenler militan din düşmanları değil içimizdeki din sömürücüsü, din rantı yiyen işbirlikçi hain alçaklardır.”
Doğru söze ne denir?
Devam edecek…