( EYLEMİ VE DRAMI - "15'LER OLAYI") (1)
Büyük Fransız Devriminden (1789) sonra sol fikirler çeşitlendi ve yaygınlaştı. Ulus bilinci yanında sınıf bilinci ve çatışması da yaşandı. Hatta aynı toplumda bunlar rekabet halinde oldular. Siyasal hakların kazanılması yanında kapitalizme karşı kollektivist görüş de yayıldı ve uygulamaya girdi. Devletlerin gelişmişlik düzeylerine göre proletarya bilinci değişti ve hareketin etkisi ve sonuçları da farklı oldu. Ülkelerin "İşçi Sınıfı Tarihi" bunu göstermektedir.
Özellikle Doğu toplumlarımda fabrikalaşma/sanayileşme düzeyi düşük olduğundan vatandaş kitlesi daha çok köylülerden oluşuyor. Böylece sol hareket daha çok işçi/köylü hareketi olmaktadır.
Sol/Marksist teori, daha çok katipalist/proletarya ikilemine dayandığından, teori Doğu Toplumlarına cevap olmadı, sonrasında da bir gelişme olmadı. Her ne kadar "Asya-Tipi Üretim Tarzı" başlıkları altında incelemeler yayınlanmış olsa da etkin olmamıştır. Bizde İdris Küçükömer "Asya-Tipi Üretm Tarzı"nı ayrıntılı olarak incelemiş ve teoriye katkı sunmuştur. Hatta Marksist teoride yanılma da oldu. Sosyalist Devrim, sanayileşmiş ülkeler olan İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya'da beklenirken Rusya'da ve sonra da Çinde, Arnavutluk, Yugoslavya ve Kuba'da gerçekleşti.Burası üzerinde çokça yazılan bir konudur.
*
Osmanlının son dönemlerinde, özellikle yurt dışında yaşayan aydınlar, arasında sol fikirler rağbet gördü, örgütlenildi, önce gizli ve sonra da Cemiyet ve Fırkalar kuruldu, kapatıldı, açıldı, farklı isimlerle yaşadı. Sol/sosyalist dergi ve gazeteler kuruldu, bunların çevresinde toplanıldı, toplu tutuklamalar, infazlar yaşandı. İşkenceler, sıradan işe dönüştü, ama bitmedi. Bir suçlama ve dışlama unsuru olarak kaldı. Sol/ özgürlükçü/eşitlikçi toplulukların/ teşkilatların karşısına, sağ/ otoriter/ faşist topluluklar devlet desteğinde oluşturuldu ve aktifleşti, himaye edildi. Bunların en ünlüleri "Komünizmle Mücadele Dernekleri"dir. Bunların üyeleri ve aktörleri de solcuların hak sahibi olmalarını istedikleri köylü/işçilerdir. Böylesine de bir paradoks vardır. Sol; ücret/emek/eşitlik/iş-güvencesi/sendika/toplu sözleşme/grev isterken; sağ; daha çok din/kadın/namus/ulul emr/itaat/ feragat/ dayanışma demektedir. Yani bir yetmezlik ve aldatılmışlık içindedir.
1900'ün başlarında da Osmanlıda sol/komünist hareketler vardır. Kurtuluş Mücadelesinde de bunların serbest örgütleri ve Mustafa Kemalin bunlarla ilişkileri vardı. Dışarıdan gelenlerin etkisini kırmak için kontrolde bir Türkiye Komünist Partisi de kuruldu. Böylece kontrol dışı gelişmeler önlendi. Eğer sol parti içinde siyaset isteniyorsa, hazır Komünist Partisi vardır, buraya katılmalı ve böylece kontrolde kalmalıdır. Aksi takdirde izin verilmemiştir. Şüpheliler zaman zaman toplanmıştır.
Birinci Dünya Savaşına Üçlü İtilaf içinde bulunan Rusya 1917 Devrimi dolayısıyla savaştan çekildi ve yeni sistemi yerleştirmeğe çalıştı. "Milli Mesele" ile ilgilendi ve Devrimi ihraç etmeğe başladı. İşte bu noktada Şefik Hüsnü ve Mustafa Suphi'nin adı öne çıkmaktadır. Şefik Hüsnü Türkiye'de ve Mustafa Suphi Rusya/Azerbaycan'da Komünist Partileri kurdular. Bu gruplar Mustafa Kemal ile yazışıp konuştular, karşılıklı tavizler ile birbirinden yararlanmağa çalıştılar. Sonuçta sosyalist gruplar yasaklı ve devre dışında cezaevlerinde kaldılar, yurt dışına kaçtılar, öldürüldüler.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 19 Mayıs 1919'da Samsun’a çıktıkları zaman, Almanya'dan Şefik Hüsnü vapurla İstanbul'a geldi. Şefik Hüsnü Bey, işçi-çiftçi-sosyalist fırkasını kuracak, Aydınlık dergisini çıkaracak ve TKP (Türkiye Komünist Partisi)'nin çekirdeğini oluşturacaktır.
Aynı günlerde, İttihat ve Terakki’nin kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa örgütü içinde bulunmuş, Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında gerilla savaşları içinde yetişmiş Çerkez Ethem Bey; Teşkilat-ı Mahsusa’nın eski başkanlarından Kuşçubaşı Eşref Beyin Bandırma’daki çiftliğinde Rauf Orbay Bey ile buluşacak, çiftlikteki silah ve cephaneleri kuşanarak Alaşehir’de bir kongre toplayıp işgalci Yunan kuvvetlerini durdurmak için, gerilla mücadelesi başlatmaya karar verecektir. Bu çekirdek gerilla gücü daha sonra "Kuvayı Seyyare" ismini alacaktır.
Mustafa Suphi adı bu dönemde bir örnektir. İnceleme, günümüzün sorunlarına da ışık tutacaktır.
*
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE SOL/KOMÜNİST HAREKET VE MUSTAFA SUPHİ- EYLEM VE DRAMI
Mustafa Suphi[1] ve kimlik
-Doğum-ölüm:1883, Giresun-28 Ocak 1921(Karadeniz açıkları, Sürmene/ Trabzon).
-Öğrenim: İlköğrenimini Kudüs ve Şam’da, idadi (lise) öğrenimini Erzurum’da gördü. İstanbul Hukuk Mektebi’ni(1905) ve sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nu bitirdi.
Meslek: Politikacı, Gazeteci, Yazar
Siyasi parti:(Türkiye Komünist Partisi (1920),Türkiye Komünist Fırkası, (İttihatçı) Türkiye İştirakiyun Teşkilatları, İttihat ve Terakki), Türk komünist, Türkiye Komünist Partisi’nin ilk merkez komitesi başkanı.
Ebeveyn: Mevlevizade Saadetli Ali Rıza (Özütürk) Efendi
Hanımı: Maria Suphi
Nur Arslan[2] Mustafa Suphi'yi tanıtmaktadır: "Milliyetçi Türk sosyalisti: Mustafa Suphi. Türkiye’de örgütlü komünizmin başlangıç noktası olarak kabul edilen Mustafa Suphi, en büyük Türk milliyetçilerinden biridir. Hiçbir zaman enternasyonalist olmamıştır. Kimileri için bu dağılmayı durduracak olan fikir Osmanlıcılık, kimileri için İslamiyet'tir. Mustafa Suphi için ise Türklüktür. Mustafa Suphi, bir sosyalistin aynı zamanda en iyi milliyetçi olduğunu gösteren en iyi örnektir.Suphi ile Mustafa Kemal’in ortak paydası: Milliyetçilik"
Serüven ve süreç[3]
Fransa’da bulunduğu dönem, Mustafa Suphi’nin Jean Jaures, Celestin Bougle gibi burjuva sosyolog ve düşünürlerin etkisinde kaldı. Bu yıllarda Mustafa Suphi İttihatçılarla yakın ilişkiler içerisindedir, Tanin gazetesinin muhabirliğini yapmaktadır.
İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerde Paris’ten İstanbul’a gelir(1908). Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gazetelerine yazılar yazar; Ticaret Mekteb-i Âlisi'nde, Darülmuallimin-i Aliye ve Mekteb-i Sultani'de hukuk ve iktisat dersleri verir.
İttihat ve Terakki Fırkası’nın 1911 yılındaki genel kongresine Anadolu delegesi olarak katılır. İttihatçılıktan kopuşu bu kongreden sonra başlar ve 1912 Ağustos'unda partiden tamamen ayrılır ve fırkaya muhalefet etmeye başlar.
1912 yılında Ahmet Ferit (Tek)'in başkanlığında aralarında Yusuf Akçura'nın da bulunduğu Millî Meşrutiyet Fırkası'nın kurucularına katılır. M. Suphi, İttihat ve Terakkinin muhaliflere karşı yaptığı sürgün furyasından nasibini alır ve 322 kişi ile birlikte Sinop'a sürülür(1913).
Mustafa Suphi Fransa’dan dönünce ülkede Tanin, Serveti Fünun ve Halk gazetelerinde daha çok ekonomi üzerine makaleler yazdı. Mustafa Suphi, bu dönemde İttihat ve Terakki’ye muhalefet yapmaktadır. Mustafa Suphi, Ferit Bey ve ünlü Türkçülerden Yusuf Akçura’nın kurduğu “Milli Meşrutiyet Fırkası”na katıldı. İfham gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı ve yazılar yazdı. Mustafa Suphi bu süreçte Türkçülük akımının etkisi altındadır.
Haziran 1913'de dönemin sadrazam Mahmut Şevket Paşa İstanbul’da suikast sonucu öldürülür. İfham gazetesindeki bir yazı, bu suikast ile ilişkilendirilir, gazetenin sahibi Ferit Bey ile yazı işleri müdürü Mustafa Suphi, bir ceza almasalar da, yine muhalif unsurlarla birlikte Sinop’a sürgün edilirler.
M.Suphi, 1914 yılında bir grup arkadaşı ile birlikte Rusya’ya kaçarlar. Önce siyasi mülteci olan Mustafa Suphi, 1915'te Türk savaş esirleriyle birlikte (Birinci Dünya Savaşı esnasında 60.000 kadar Türk Ruslar’a esir düşmüştür) Ural’a sürgün edilir ve burda Bolşevik fikirlerle tanışır.
Ekim Devrimi'nden sonra Moskova'ya gider. Halk Komiseri Josef Stalin'in yardımcılarından Mir Seyyit Sultan Galiyev'in sekreterliğini üstlenir. Kızılordu içinde örgütlenen Türk savaş esirlerinden bir birlik ile Rus İç Savaşına katılır.
Mayıs 1920’de Bakü’ye gelmesiyle Anadolu hakkında çalışmaya başlar. Bu dönemin önemli olayı, 10 Eylül 1920’de 15 bölgeden gelen 75 delege ile Türkiye Komünist Partisi'nin kurulmasıdır. Mustafa Suphi, aynı dönemde hem Komintern’in ikinci kongresinde iki Türk delegeden biri olmuş, hem de Birinci Doğu Halkları Kurultayı'nın başkanlık divanında yer almıştır. Sovyet hükümeti tarafından güvenilen ve Anadolu’daki komünist hareketin gelecekteki lideri olarak görülmektedir.
İşgale karşı Anadolu'da savaşmak üzere, Sovyetler Birliği'nde bulunan Türk askerlerden bir Bolşevik Tabur oluşturulur ve Anadolu'daki Kuvayı Milliye hareketi komutanlığının emrine verilir. Ancak bu birliğin birlikte savaşması mümkün olmayacak ve askerler değişik birliklere dağıtılacaktır.
1921 yılının Ocak ayında BMM'nin çağrılısı olarak Ankara’ya doğru yola çıkan Mustafa Suphi ve arkadaşlarının, Türkiye'de siyasi kargaşa çıkartmak istediğinden şüphelenen BMM ve Doğu Cephesi Komutanlığı, kafileye koruma vermez. Kafile Kars ve Erzurum’da linç girişimlerine maruz kalır.
Bazı iddialara göre, Trabzon Rus Konsolosunun araya girmesiyle, kafile 1921 yılının 28 Ocağı'nı 29'a bağlayan gecesi Trabzon'dan Sovyetler'e geri gönderilmek için bindirildikleri teknede, Kayıkçılar Kâhyası Yahya tarafından Mustafa Suphi'nin karısı Maria hariç diğer 14 kişi öldürülür ve denize atılır. Maria ganimet olarak Kâhya'ya verilir, bir süre onda kalır ve daha sonra hediye olarak Giresunlu gemicilere gönderilir (Maria'nın trajedisi)[4].
Mustafa Suphi, Enver Paşa'nın Moskova'daki siyasi aktivitelerinden haberdardı. Enver Paşa'nın Türk Ulusal Hareketi'nin yenilgiye uğramasından sonra, Bolşevikleri kullanarak Türkiye'deki otoriteyi ele geçirme planının olduğunu biliyordu. Suphi'nin bu gizli planını ifşa etmesinden endişe edildiği için Enver Paşa taraftarlarınca öldürüldüğü iddia edilir.
Mustafa Suphi, Sovyet Devrimine ve iç savaşa katılarak inançlı bir devrimci olmuş ve 3. Komünist Enternasyonal'e (1919) katılmıştır. Doğu Halkları Kurultayı, Sultan Galiyev ve çevresinin gayretiyle oluşturulmuştur, Enver Paşanın ve Ankara hükümetinin gönderdiği delegelerin de katıldığı bir platformdur.
Mustafa Suphi, Sultan Galiyev’in yakın mücadele arkadaşıdır. Sultan Galiyev, Rus aydın ve yöneticileri ve özellikle "Milli Mesele" hakkında,özetle şunları demektedir:
"Komünist Partide bir grup yönetici ve aydın mazlumiyet yaşamadıkları için "Milli Mesele"ye yabancı ve ilgisizdir. Bir grup da "Büyük Rusya" şovenizmi içindedir, "Milli özgürlük"çülere kuşku ile bakmakta, engellemekte ve eğer ilerleme varsa/oluyorsa yönetimini ele-geçirmek gayretindedir"(Halit Kakınç- Destansı Kuramcı Sultan Galiyev, s.30).
Bu kurultaya, Ankara hükümeti adına katılan İbrahim Tali Bey, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkan 18 subaydan biridir. İbrahim Tali Bey, bu Kurultayda yaptığı konuşmada özetle şöyle demektedir:
“Anadolu hareketi katiyen burjuvaziye dayanan bir hareket değildir. Karşıtlarımız, padişahın nüfusunu İngiliz sermayedarlığının menfaatine kullanıyorlar. Anadolu Devrimcileri ise, yüzlerini şarkta güneş gibi doğan devrime çevirmişlerdir. Anadolu Devrimcileri, 3. Beynelmilele gösterdikleri dostluğun Moskova tarafından da kabul görmesinden memnundur. Yaşasın bu yolda birlikte yürüyen devrimci Rusya ile devrimci Anadolu ve onların dayandığı "Doğu Devrimi!”
İstanbul’da Şefik Hüsnü öncülüğünde, bazı devrimciler dergi çıkartıp, örgüt faaliyetleri yaparken Mustafa Suphi de silahlı birlikler kurarak Kurtuluş Savaşına katılmak istemektedir.
Mustafa Suphi ile birlikte katledilen 15'lerin isimleri: |
|