Silahlar baskı unsuru mu?

Osman PALAMUT

07 Temmuz 2011 Perşembe 09:33

Demokrasinin anlamı;

Milletin takdir hakkına saygı duymaktır.

Bunun başka hiçbir izahı olamayacağı gibi, kabul de edilemez.

Ancak bugün; alçakça ve kalleşçe güvenlik kuvvetlerimize yapılan saldırıların temelinde, silahların baskı unsuru olarak kullanıldığı bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Hakkari’de, PKK tarafından sokak ortasında şehit edilen Yahya Karakaya ve Murat Özkozanoğlu’nun ardından, Selahattin Demirtaş veya BDP’nin demokrasi havarisi kesilen eş başkanlarından herhangi birinin olayı lanetleyen bir açıklaması oldu mu?

Olmaz.

Olamaz çünkü bu olayları bizzat Selahattin Demirtaş ve BDP’nin eş başkanları istemiştir.

Bunların tehditlerini seçim öncesi hem Hatip Dicle’nin adaylığının reddinde gördük ve hem de seçim sonrası milletvekilliği düşürülmesinde gördük.

Bunlar açıkça silahları baskı unsuru olarak kullanmak istediler ve kullandılar.

Şu rezalete bakın ve bu cüreti nereden bulduklarını şöyle bir düşünün

BDP’liler ilk gurup toplantısını Diyarbakır’da yaptılar ve bundan böyle de haftalık gurup toplantılarının tamamını Diyarbakır’da yapacaklarını ilan ettiler.

İyi güzel hoş,

Peki, Diyarbakır’da yapılmasının anlamı nedir?

Bu tek kelimeyle bir başkaldırıdır.

Bu resmen bir isyandır.

Bu hareket Türkiye Devleti’ni tanımamaktır.

Bunun anlamı “Kürdistan devletini kuracağız” demektir.

Demokratik hak ve Kürt kimliği gibi söylemler bir yutturmacadan başka bir şey değildir.

BDP’nin başlatmış olduğu bu başkaldırıyı Kürtler benimsememekte ve eleştirmektedir.

Çünkü bu gün BDP’liler, Kürtler’in ekonomik ve sosyal hakkının iyileştirmesi için değil, yeni bir yönetim, yeni bir sınır anlayışı için mücadele ettiğini bizler değil, bizzat BDP’nin milletvekillerinin 29 Mart yerel seçimlerinden sonra açıkça ifade etmişlerdi

Ne hazindir ki hemen her gün güvenlik kuvvetlerimizi şehit etmek için planlar yaparak uygulamaya koyan teröristlerle, ortak hareket edenlere mecliste terörizmin ayağını kuvvetlendirmek için siyasi mücadele verebilmekte ve bu bedbahlığa da seyirci kalınmaktadır.

AK Parti bu beylere, adam gibi gelip yemin etmeleri için 15 Temmuz’un son gün olduğunu hatırlatmış.

Çok ta iyi etmiş

Ne yapacaktı peki?

PKK’yı göklere çıkartan ve bu zihniyetin savunuculuğunu yapan Hatip Dicle için, hukuku da bir kenara bırakıp, meclise girmelerinin savunuculuğunu mu yapacaktı?

Böyle bir şey olamaz.

Böyle bir uygulama olacaksa, o zaman terörün bir numaralı ismi olan İmralı’da ki şahsiyeti de bıraksınlar, gelsin siyaset yapsın ve binlerce şehidimizin annesinin, babasının, evladının ve yakınlarının yüreği bir kez daha yaksınlar.

Devlet olmanın gereği; eşkıyalık yapana Şeriatın kestiği parmak acımaz misalinde olduğu gibi gereğini yapmaktır,

Bu gün Türkiye gerçekten tarihi bir süreci yaşamaktadır.

Ya eşkıyanın dediği olacak, veya adaletin dediği olacak.

Ama unutulmasın ki, milletin tek isteği hakkın tecelli etmesidir.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.