Adaleti savunanlar Adaletsiz olur mu?

A.Kadir TUNÇER

19 Aralık 2011 Pazartesi 10:06

Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütününe verilen isimdir Adalet.. Bunun, devlet nezdinde hukuku olduğu gibi, milletlerarası boyutu da var..

Kişisel bazda; insanların sosyal alanlarında sürekli elden bırakmamaları gereken bir tartı.. Nitekim, yargının en belirgin sembolü ve logolarının en önemli ritüeli bildiğiniz gibi, hassas terazi figürüdür. Beşeri münasebetlerin, yaşamın olmazsa olmazı.. Bunu sağlayan ve sürdürme alanı olarak görülen erk ise; yargı müessesesidir. Ülkemizdeki Üç’ün Bir’i..

Yargı camiasının diğer seçkin mensupları da; “Savunma Makamı”dır. Yani Avukatlar..

Hak ve yasa işlerinde; isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyanlara verilen unvan..

Avukatların bağlı oldukları Meslek Kuruluşları ise Baro olarak adlandırılır. Avukat ve Baro Fransızca kökenli kelimelerdir.

Ülkemizdeki erk’lerin üzerinde sürdürülen iktidar ve güç hesaplaşmaları yüzünden, şimdiye kadar ödenen ve hala ödenmekte olan bedellerin kahredici boyutunu hepiniz biliyorsunuz.

En son yaşadıklarımız; bu mücadelenin muktezası kalıntılardır.

İmtiyazlı diye addedilen kesimlerin cirit attığı ender kurumlardan biri oldu İstanbul Barosu..

Milletin kahir ekseriyetinin vicdanlarını sızlatan “Başörtüsü” meselesinin, Akademik alanlar dâhil, kamusal diye atfedilen alanlarda bile, halkın iradesi çerçevesinde yavaş yavaş makes bulurken, İstanbul Barosu koridorlarında; “Başörtülü Giremez!” diye yazı asanların, staj için bile olsa, otellerin toplantı salonlarına “türbanlı” diye Başörtülü kendi meslektaşlarını dahi almayanların bu hali; kendi meslek ilkeleri ile, Adalet terazisini elde ve kartvizitlerinde taşımaları ile çelişmiyor mu?

Başörtüsü mağduru yavrularımızın, insanlarımızın haklarını savunması gereken savunucular; taşıdıkları Adalet ve Savunma Hakkı patentli cübbeleri giyme hakkını ve gerekliliklerini unutuyorlar mı? Aslında; yaptıkları eylem ve söylemler; “öteki” olarak görülen Başörtüsü mağdurlarını haklı olarak kabul etmedikleri anlamını taşıyor. Kendi ölçütlerine göre, ortada bir haksızlık olmadığını düşündüklerinden olsa gerek, adaletsizliği gerektirecek bir durumun olmadığına kanaat getirmiş görünüyorlar.

Şimdi mağdur mu haklı, yoksa mağduru daha da mağdur ve mahkûm eden zihniyet mi?

Hak ve Adalet; savunucuları ile yapılır..

Adaletsizlik ve ayırımcılık ile Savunma yapılabilir ve adalet sağlanabilir mi?

Fikirlerin ayrılığına, halkın ve Hakk’ın iradesine saygı göstermek dururken, “ötekileştirme” mantık mantalitesi ile, hor ve hakir görmek, küçümsemek, çağdışı nitelendirme ve yaftalamalarla kendi insanına “tahammülsüzlük” göstermek bıktırmıyor mu?

ABD’nin bir zamanlar duvarları kirlettiği sonradan kaldırmak zorunda olduğu;

“Zenciler Giremez” yazısından farkı nedir?

“Birbirimizi ötekileştirme” sorunundan ne zaman kurtulacağız?

Farklı da olsa; birbirimizin görüşlerine karşı “tahammüllü olmayı” ne zaman öğreneceğiz acaba?

Bu ülkeye; insanımızın refah ve esenliğine, çocuklarımızın özgür ve şahsiyetli, ahlaklı birer birey olmaları noktasında geleceğimize olumlu katkı koyması gerekenler; öncelikle Aydınlarımızdır.

Karanlığa mahkûm olmayan Aydınlık bir gelecek, hepimizin olumlu katkılarıyla gerçekleşebilir!

Baro güzeldir ama Baro(n)luk bizim topluma göre değil..

 ***

Neşter!

Yanlış yol!

Geçmiş gümledi gitti, geleceği geçindir!
Büyükler minikleşmiş, inat; kötü gemindir,
Yanlış yol ve yolculuk, çekilmez çağa inat,
Sen mutlu olamadın, bari Halkı sevindir!

Sevgi ile Kalın..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.