Yaşadıklarımızın sosyal hayatımıza yansımaları, keyfe keder bir hal alınca, üzüntü katsayımız da kendiliğinden artırıyor. Üzülmemek elde değil. Etkilenmemek de.. Duyarsız kalmak ise; apayrı bir fecaat olur.
Herkesin Fransa’yı konuşup yazdığı bir zamanda; gündemin dışına itilen ve göz ardı edilen, son derece önemli bulduğum bir konuya, ben de “Fransız” kalmak istemedim.
Şöyle ki:
Geçtiğimiz yakın bir zaman zarfında; Kayseri Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'nde Kayseri Kaski Spor ile, İsrail’in Maccabi Bnot takımları arasında oynanan Euro CUP kadınlar basketbol müsabakası sırasında Filistin bayrakları açtıkları ve yine hep birlikte "Kahrolsun İsrail" şeklinde slogan attıkları için 30 genç hakkında “Din, Dil, Irk, Etnik Köken, Cinsiyet Veya Mezhep Farkı Gözeterek Hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Söz konusu davada 30 genç Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 14/2 ve TCK ‘nun 53/1 maddelerinden 1 yıl hapis cezası istemiyle yargılanmaya başladı. Sıradan bir tepki olan bu sloganlar üzerine ne yazık ki Kayseri emniyet güçleri gençlere müdahale ederek, seyirci tribünündeki 30’a yakın genci tutuklamış, 4 ayrı karakolda saatlerce sorgulamış ve ardından, sorgu evraklarını da Kayseri Cumhuriyet Savcılığına göndermişler.
Kayseri Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma evraklarını inceledikten sonra; 30’a yakın genç hakkında; sporda şiddet yasasını da baz alarak dava açılması için hazırladığı dosyayı ilgili yargı organlarına gönderiyor.
İlgili mahkeme de, savcılığın talimatı üzerine, gençler hakkında dava açılmasına karar vererek, duruşma için 27 Ocak 2012 gününü tespit ediyor. Yeni öğrendim. Basına pek yansımadı. Ulusal medyanın önceliğinde olmayan bir konu böyle şeyler..
1948 Yılından beri, sistemli ve örgütlü bir şekilde pervasızca katliamlar gerçekleştiren bir zihniyetle karşı karşıya olan insanlık.. Adana Kenti de buna dahil, İsrail Hükümetinin insaf ve izandan yoksun zulmüne maruz bırakılmış Ülke, toplum ve bir kent..
Yıl içinde, işlenen zulmün ve katliamın hemen hemen her gün ve ay’a dağıldığı bir kara takvim.. Aralık 2008’in yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde, Gazze ablukası ile, açık hava hapishanesinde yaşamak zorunda bırakılan Bir Milyon Yediyüzbin civarındaki insanın maruz bırakıldığı vahşet ve dram dururken, gökten üzerlerine boşaltılan “ Dökme Kurşun”lar hafızalarımızı kazırken, 1500 dolaylarında masum genç, yaşlı, kadın, erkek ve kundaktaki bebekler, nazi zulmünü aratırcasına, birer hayvan gibi telef edilirken, buna feryat eden vicdanların kınamasına yönelik takılan tutum ve davranışı, ülkemizde, yüreği yanmış, haksızlık ve zulüm karşısında, kırmadan ve dökmeden, sadece vicdanının sesini duyurmaya çalışan duyarlılara yönelik reva görülen bu muameleyi yadırgıyorum. Ayıplıyorum.
Türk dil Kurumunun sözlüğünde kınamanın tarifi şu şekilde yapılmış:
Kınama İng. disapproval : Bir toplumsal kümede yaptırıma bağlanmış davranış ölçülerine aykırı düşen davranışlar karşısında kümece takınılan olumsuz yönde eleştirici ya da suçlayıcı tutum.
Başta sayın başbakan, kınamanın en dik alasını yaptı İsrail Hükümeti ve Cumhurbaşkanına.. Dışişleri Bakanlığı; hemen hemen her hafta, İsrail’in tutum ve davranışlarını yadırgayan, uyaran, ayıplayan ve hatta kınayan bildiriler yayımlamakta.. Şehid ve Gazi aileleri, her fırsatta aynı nidayı seslendirmekteler.. Miting alanları, yüzbinlerce insanın “Kahrolsun İsrail” kınamaları ile inlemekte.. Buyurun onlara da dava açın! Daha adil olmaz mı? Çifte standart uygulanmamış olmaz mı?
Bu ne hız ve neyin telaşı bu yapılan.. Bilmediğimiz bir adrese mesaj mı verilmek isteniyor?
Doğrusu bu yapılanlardan vicdanen rahatsız olduğumu belirtmek istediğime dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Vicdanlarına pranga vurulmuş, duyarsız bir birey ve toplum olmamak adına..
Ben rahatsız oldum. Ya siz?
Sevgi ile kalın..
akt