Nefes alıp verdiği sürece; herkesin kendince bir imtihanı vardır. Bütün mesele, bu sınavı ne şekilde verdiğimiz ya da vermekte olduğumuz ile alakalıdır.
Aslında meselenin bu gerçek boyutunu kabul edip etmeme ile ilgili durum, paşa gönlümüzün keyfine kalmış bir şey değildir. Gerçek değişmediği gibi, yok saymanın da; kabul edip etmememizin ötesinde, realiteyi asla değiştirmeyen, yarın karşımıza sebep ve sonuçları itibariyle konulacak olan bir vakıadır.
Sitemlerin kişiye göre şekil aldığı boyutları ezberledik.. Şablon aynı olunca, ortaya çıkan baskı da farksız olmuyor. Her baskı, şablonunun kopyasıdır!
Şekvaların ( şikâyetlerin ), dileklere bürünerek, yanık kokularından oluşan acı ve keder yüklü bulutlar halinde gökyüzüne yükselmesi boşuna değildir.
Gündoğumunu andıran güzelim gözbebeklerinden boşalan ve hemen yamacına yerleşmiş tepeciklerden süzülüp düşen, değdiği yeri yangın yerine çeviren gözyaşlarının aşkına ve akışına ne demeli..
Sele dönüşmüş hüzün girdaplarının, huzur adına ne varsa önüne katıp götürdüğü, mutluluğu talan ettiği halin resmini gördünüz mü?
Silip süpürülen ve karaborsaya düşen gülümsemelerin, boynu bükük kentine yolunuz düştü mü hiç?
Acının üç boyutlu halinin sarsıcı etkisinden, sesi kısılmış/kıstırılmış vicdanların, dünyayı sarsan nalânını, sessiz ve derinden gelen çığlıklarını duyanınız var mı?
Acıların anası “Kerbela”dan doğan ve günümüze dek; yansıyan ışıklarından kamaşmayan gözlere, kabarmayan yüreklere, sızlamayan vicdanlara ne demek gerekiyor sizce?
Üstü çizilmiş anlayışlara gün doğmuş görünürken, günbatımını unutanların, dar alanda paslaşmaları da elbette son bulacaktır!
Sessizliğin ve umursuzluğun son sınırının nereye vardığını bilen var mı ki acaba?
Seyreden, etmeyen, ettirilmeyen, düşünen, düşüren, düşürülen, düşleyen ve en önemlisi, ateşin ta orta yerinde kavrulanlar.. Sınavı yudum yudum içiyoruz.. İçiyorlar!
Bir değil, bin beşyüz can, can olmanın baharında, kışında, süzme vahşetlerin en necisinden, en çirkininden, en vahşisinden, en.. en.. en..
Uykusuzluk çekenlere inat, uykunun en kuytusunda saklanmak neden?
Dökme kurşunların; kahır yüklü kelimelere dönüşerek, beynimde savurdukları salvo atışlarıyla ruhumu örselemeleri.. Sabahı dar eden geç vakitlerin, erken gelen hafifliği bile uyumaya inat isyanlardayken, umursuzluk zor geliyor, kor geliyor..
Ey darda olan dostum! Zorda kulaç atanlar!
Sınavın ince gergefinde işlenen huzurun ne demek olduğunu bilmeyi istemek için, bir de onları hatırlayın arada bir.. Ya onların dik yokuşlardaki nefessiz kalma haline ne demeli?
İnsanlık mı? Teneşirde Yatıyor!
“Dökme Kurşun”un üçüncü yıldönümünde;
Sabrın ve metanetin en canlı halini görmek isteyenler, Gazze’ye baksın..
Sevgi ile Kalın..
akt