Ruhunuzun daraldığını hissettiğiniz anlarda verilen molalar vardır. İç huzuru yakaladığınıza inandığınız nadir yerler.. Asit ve duman kokusundan sararmış duvarların inadına, yüreklere huzur rayihası estiren, içten pazarlıksız bir atmosfer düşünün.. Böylesi bir gönül sofrasında; içten yapılan bir serzenişin eseridir bu yazı.. Gördüğüm lüzum üzerine sizlere takdimimdir!
Sağlıklı ve sağduyu odaklı iç muhakemenin en kısa tanımı olarak nitelendirilen “Vicdan”ın yer aldığı ve tutunduğu zeminler her geçen gün daha da kayganlaşıyor.
Kaygılarımızı belirleyen tercihlerimizin ve “değer” diye nitelendirdiğimiz yargılarımızın, kabullerimizin ölçüsünü belirleme hakkı “keyfi” olunca, rotamız da kendiliğinden olması gereken güzergâhından farklı bir şekilde yol alarak değişiyor!
İşte ne oluyorsa burada oluyor! Küçük kıyametlerimiz koparak, kaygılarımız büyüyor ve istenmeyen bir havayı solumak zorunda kalıyoruz. Eden biz, bulan da biz oluyoruz!
Vicdanını kaybetmiş bir birey, toplum ve yönetimden, bir eş, evlat ve arkadaştan, işveren ve/ya da bir işçiden, arkadaş, dost ve kardeşten ne beklenebilir? Buna yönetimsel anlayışları da katalım..
Yapısı kuruluşuna aykırı anlayışların içini makyajlayarak, görüntü olsun diye, zevahiri kurtarmak adına değer yargılarımızla doldurma gayretleri, ahir zaman kapitalist anlayışların en önemli manevralarından biri haline geldi!
“Fayda gözeten performans” formüllerinden tutun da “Sosyal içerikli” pek çok projeksiyonlu ayak oyunlarıyla, şirketlerin, bankaların, holdinglerin, tröstlerin, kitlelerin kanını sömürüp duran finans piyasalarının en gözde başvuru kaynağı.. “Kazan, Yeter ki kazan. Nasıl kazanırsan kazan!” anlayışına; egzotik ve sınır tanımayan bir yığın araçlarla, zaaflardan yararlanarak, çekim merkezi olma yarışını sürdürmeye devam ediyorlar.
Yapılanların boyutu, devasa hacimdeki global bir girdaba, içine çeken ve yutan bir kara deliğe dönüşmeye başladı. Müşteri memnuniyeti ilkesi; kendi mekânlarına girişte başlar, çıkışta acımasız bir dedektife bürünerek, gardiyan ve cellada dönüşür. Ondan sonrasında “doyumsuzlukta sınır yoktur” aşısı ile devam eder!
Böylesi bir atmosferi soluyan ne Milletvekili, ne memur, ne esnaf, ne de işçi ve işveren memnun kalmaz. “Sınırlı, Sorumlu, Kumpas Kooperatifi”nin azınlık üyelerinin dışında..
Böylesi bir anlayışı vicdanlı kılmak ve/ya da saymak ne kadar mümkün olur?
Ölçüyü kaçırmadan hak istemeyi, elitlerimiz bile öğrenememiş maalesef!
Bir yandan asgari ücretin 16 katı büyüklüğünde maaş alan ve son tasarı ile bunu 21 katı büyüklüğe çıkarmak isteyen ve Meclis Kürsüsü’nden bağıra bağıra “Yetmiyor!” diye bağıran çaresiz Milletvekillerimiz(!), onları sollayan Generallerimiz ve hatta kimi bürokratlarımız, öte yandan, asgari ücretle binbir takla atma maharetini göstererek, ay sonunu getirmeye çalışan emekli ve diğer insanlarımız.. Hatta bunu bile elde edemeyen yüzbinlercesi.. Ülke genelindeki sıralamada; İşsizlikte ve dolayısıyla geçimsizlikte ilk sıraları kaplayan bir kent ve insanları..
Talepler ve çözüm bulma çabalarını besleyen en önemli damarlar; vicdan ve adaletin sağlıklı işleyişleri ile mümkün olur. Bunların temelinde de; “öteler ötesi” kaygısı olmalı.. Aksi durumlar, çözülme ve dağılmaların yegâne müsebbibi olurlar.
Bütün yaşanan gelişmelerin ışığında sözün özü:
Kimse Kapitalizmi “vicdanlı” hale getirme çabası içine girmesin. Boşuna bir gayret olur.
Maya asla tutmaz. Değerlerimize aykırı.
Vicdansız Kapitalizmin devşirdiği “İslamcı Burjuva”lar ise, ayrı bir yazı konusu..
Sevgi ile kalın..
akt