“Derdi olan yazar” deyişinden yola çakarak yapılan bir yürüyüştür bizimki..
Bu kez; önceden yazmak istediğim ama maalesef gündemin gölgesinde mahzun bir şekilde sırasını bekleyen bir yazı ile karşınızdayım.. Gündeme inat; önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hastalanmayıncaya kadar sağlığımızın, kaybetmeyinceye kadar kazandıklarımızın, yaşlanmayıncaya kadar gençliğimizin kıymetini pek bilmiyoruz.
Hayatın bu tür realitelerini her düşünüşümde; aklıma, dünyanın ve âlemlerin
“en faydalı ve iyiliksever insanı” Hz. Peygamber gelir.
Taşıdığımız sorumluluk gereği; önemine inandığım bir hususu kamuoyu ve ilgili olduğuna inandığım, seçkin Sivil Toplum Kuruluşlarımızdan Tüketiciler Birliği ve Sağlık Bakanlığı ile paylaşmak istedim. Çok az bileninin olduğu bu hususu, özellikle siz değerli okuyucularımız başta olmak üzere, bütün kamuoyunun dikkatine bir kez daha sunmak istiyorum!
Farklı gündem maddeleri revaçtayken.. Konuyu genel olarak değil de lokal olarak bir iki noktaya çekmek istiyorum. Geçenlerde; araştırma yönünü sevdiğim ve inandığım bir Dr. Kardeşimizle hasbıhalde bulunurken, yaptığı bazı araştırmaları anlatmış ve hayretler içinde kalmıştım. Kendi mütevazı mevkutemizde bunu dikkatlere sunmuştum. Ancak bunun yeterli olmadığı bir gerçek.. Önemsiz gibi görünen önemlilerimiz, zaman zaman şu veya bu gerekçelerle, gündemin boğuntularına kurban olmakta..
Mesela kaçımız, bildiğimiz alüminyum tabak, tava ve gereçlerle pişirilen yemeklerin, ileride birer Alzhaimer (Alzheimer hastalığı, beyindeki sinir hücrelerinin dejenerasyonuna ve beyin dokusunun büzüşmesine neden olan bir durumdur. Beynin düşünce, bellek ve dili kontrol eden bölümlerini etkiler. Genellikle 60 yaşın üzerindeki kişilerde görülmesine karşın 40 yaşındakileri de etkileyebilir. ) hastalığı sebebi olduğunu biliyor? Ya Jelatin meselesi?!..
Sevgili Doktor kardeşimin yaptığı tespitleri sizlerle paylaşmaya devam edeyim..
Bugün gıda üretiminde; dondurmadan şekerlemelere, yoğurttan ilaç olarak kullandığımız kapsüllere kadar pek çok mamul içine giren Jelâtin diye
bir gıda katkı maddesi var.
Jelâtin; (gelatin), memelilerin dokularında, kasları kemiklere bağlayan, kemikleri birbirine ve diğer organlara bağlayan kısımlarında bulunan ve bir protein olan kollagenden çıkartılan bir protein maddesidir. Hayvanların ( çoğunlukla sığır ve DOMUZLARIN ) deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir.
Kıvam arttırıcı olarak pek çok gıdanın içinde yer aldığı gibi, ilaçlarda kapsül yapımında ve film tablet kaplamalarında kullanılır. Kökeni mezbaha hayvanlarının kemikleridir. Türkiye'de üretilmeyen bu madde yurtdışından temin ediliyor..
Problem tam da burada başlıyor.
Yurtdışındaki fabrika mezbaha ve et ürünü işleyen işletmelerden, hayvanların kemik, kıkırdak ve deri parçalarını alıp bir dizi işlemden geçirdikten sonra jelâtin elde ediyor ve ince tabakalar halinde gıda üreten firmalara satıyorlar. Hekim dostumun ifadesiyle:
“Bu üretim sürecinde kullanılan hayvanlar domuz, köpek (uzak doğuda eti yendiğinden mezbaha hayvanı kabul ediliyor) ve üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen sığır ve küçükbaş hayvanlarsa eğer, bunların etini yiyemeyeceğiniz gibi, jelâtinini de kullanamazsınız, Müslüman’sanız ve dininizi yaşamak istiyorsanız.”
Bizler; İslami inanca mensup birer tüketici olarak, yediğimiz şeylerin cins ve muhtevaları konusunda bilgi edinme hakkına sahibiz. Marketlerde satışa sunulan tüm gıda ürünlerinin; “Gıda Kodeksi”ne uygunluğu şarttır. İyi de burada da göz ardı edilen bir problem var. Laik bir ülkenin insanı da olsak, inancımıza uygunluk aramıyor muyuz? Şaka gibi ama gerçek olan şu; Gıda Kodeksi uygunluk belgesi verilirken, ürünün İslami kavramlar bağlamında, “Helal” mi, “Haram” mı olduğuna bakılmıyor! Ülkemizin sağlık ve gıda perspektifi, maalesef inançlar göz önüne getirilerek düzenlenmiyor. Ümit ediyorum ki; satılan ürünlerin içerik bölümü, bu doğrultuda düzenlensin! Bunu devletin ilgili birimlerine de buradan duyurmuş olalım.
İşte tam da bu noktada, konunun hem ilgi alanına girmesi, hem de sorumluluğu altında daha iyi bir kamuoyu oluşur düşüncesiyle, Tüketiciler Birliği Adana Şubesine çağrıda bulunmak istedim. Üstelik Şube Başkanı dostumuz da bir doktordur. Gelin; başta bendeniz dâhil, bütün adanamedya.com ailesi olmak üzere, yerel unsurlarımızla, bilinçli ve yerinde, ölümcül değil, çözümcül bir plan ve projeksiyonlar içeren, aktiviteler manzumesi oluşturalım.
Sempozyum (bilgi şöleni) düzenlemeyi gerektirecek kadar geniş kapsamlı ve önemli böylesi konular hakkında; öncelikle bir konferans, panel Radyo ve TV programları dâhil, çeşitli bilgilendirme organizasyonları yapılsın. Bilinç açısından daha bir donanımlı hale gelmesi noktasında, kentim ve yurdum insanına katkı koyalım.
Bu hususu da, ötelemeden, Tüketiciler Birliği şemsiyesi altında, diğer sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte, en kısa sürede bir takvime bağlayalım.
Dedik ya, bizler; “Hayırlısına Talibiz” diye..
Bize düşecek her türlü “faydalı olma” görevine her zaman hazırız.
“Faydalı bir ses” bekliyorum..
Sevgi ile kalın..
akt