Allah aşkına, cezaevinde olan bir insan nasıl rahat durmaz?
Biri çıksa da bunun mantığını izah etse gam yemeyeceğim.
Bu olsa olsa çocukça bir görüş olur diyorum.
Şair ne de güzel söylüyor bakın;
“Her zaman kendimize bir kahraman buluruz
Buzdan heykel yaparız, güneş vurur erir o buz.
Kaybolan hiçler için kahrederiz güneşe
Okur cahil oluruz, büyür çocuk oluruz.”
Şimdi sormak isterim;
Sayın Aytaç Durak’la ilgili görüşlerimin beyanından sonra, “Durak orada bile rahat durmuyor” diyerek, bir taraftan bizim milletimizin hissiyatına yakışmayan bir üslupla eli kolu bağlı bir insan için aleyhinde yazıp çizmek, ulusal bir gazetenin bölge temsilcisine yakıştı mı?
Bu çocukça değil de nedir Allah aşkına?
Bir taraftan Ceza ve tutukevinde eli kolu bağlı duran, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz yüz binlerin gönül verdiği ve Adana siyasetine damgasını vurmuş bir şahsiyet için, tamamen gerçek dışı bir şekilde, yerel basında haber yaptırdığı iddiası ve diğer taraftan, sanki sayın Durak’ın iddiası üzerine köşe yazdığım intibaını kamuoyuna vermek, hiç ama hiçte şık olmadı.
Adana basınında bir gariplik var.
Gariplik şu;
Bazı basın mensupları arkadaşlarımız; ülkenin temeline dinamit koyarak, birlik ve bütünlüğümüzü ortadan kaldırmak isteyenler için,
Milletçe şereflenerek ulaştığımız o yüksek medeniyetle, diğer bir deyişle İslam Medeniyetiyle alay eden soysuzların yaptıkları karşısında tek kelime etmezlerken,
Ne gariptir Adana’da tek sorun Aytaç Durak mış gibi tüm mesailerini bunun üzerine inşa ediyorlar bol bol kalem oynatıyorlar.
Basın yayın kuruluşları bilindiği gibi, evrensel ölçekte kabul gören basın ilkeleri fikriyatına göre, kişilerin kendi nefislerini tatmin yeri değildir.
Ancak ne yazık ki günümüzde toplumsal beklentilerin aksine, bazı yayın kuruluşlarının tam anlamıyla kişilerin tatmin yeri olduğunu görüyoruz.
Dolaylı olarak beni eleştiren, ama dolaysız olarak ta Aytaç Durak’ı eleştiren meslektaşımızla bu güne kadar bir kez olsun birlikte olmadım.
Bu vesileyle uzun bir telefon görüşmesi yaparak, benimle ilgili iddiama katılmadığını iddia etse de, kamuoyundaki intiba kendisinin ifade ettiği gibi değil.
Doyasıyla önemli olan bu arkadaşımızın görüş değil, kamuoyunun görüşüdür.
Önceki gün il milli eğitim müdürümüz Sayın Abdulgafur Büyükfırat veda ziyareti için gittiği Türkmenler Birliği’nde, muhteşem bir söz söyledi.
Diyor ki Sayın Fırat;
“Edep ilimden önce gelir”
Ne büyük bir söz değimli?
Edebin olmadığı yerde ilim olsa ne olur olmasa ne olur?
Edebin olmadığı batı ilimlerinin tezahüründe ne denli soysuzluların olduğunu hep birlikte temaşa etmiyor muyuz?
Oysa edebin olduğu ilimde yüksek medeniyet vardır, tekamül vardır ve en önemlisi 600 yüz yıl ortaya koyduğumuz merhamet vardır.
42 Yıla varan meslek hayatımda, titizlikle önem verdiğim edep olgusu benim yaşam tarzım olması sebebiyle, bu çarpıcı iddia için başka söze gerek olmadığının altını çiziyorum.