Ey Ahali!

A.Kadir TUNÇER

01 Şubat 2012 Çarşamba 10:00

Gerçek anlamda tespit ile başlayan empatinin zarureti, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” yol tabelasını, güzergâhımızın üzerine koyan Peygamber Efendimizin muhteşem buyruklarından, son zamanlarda en çok gereksinim duyduğumuz toplumsal ve bireysel muhtaçlığın en nadide reçetelerinden sayılan birini hatırlatmak istedim.

Bireysel ve toplumsal düzeyde, kaotik, alacakaranlıkları bol sisli ve dumanlı atmosferlerin kesafeti, bizleri canımızdan bezdirdi. Şeytanla dans edenlerin, şeytanı bile kündeye getiren senaryoları; birkaç nesil sonra bile ancak fark edilebilen cinsten..

Pusu kokan zihniyetler, temelsiz, dahası bataklık üzerine inşa edilmeye çalışılan “karakterler”in ceremesi, çağdaş kuşakları rahatsız ettiği gibi, asıl bir ve ya da birkaç nesil sonrası açısından tahammülü imkânsız bir inkıraz (batma, dağılma), gelecek nesillerin devasa bir enkazın altında can çekişmesine sahne olabilir.

Meselenin böylesine büyük bir önemi var! Tabii anlamak isteyenler için..

Kişisel polemik bataklığında kulaç atmaktan uzak durulması, önceliklerimizin daha da ötelenmemesi adına bir tavsiye ve bir temennidir benimkisi..

Karakterlerinin “uyuşukluk”, beklentilerinin “umutsuzluk”, geleceklerinin “belirsizlik”, hayallerinin “uçukluk”, öznelerinde ise “ben’lik” ve “umursuzluk” ile yoğrulmuş bir hayatın temsilcileri olan bir neslin, geleceğin yönetici, öğretici, anne ve babaları olmasına ilişkin beklentilerimiz nasıl muhteşem olabilir ki?

Yaşanan onca olumsuzluklar karşısında, kişisel ölçekte, her birimizin yapacak hiç mi bir şeyi yok iyilik ve güzellikler adına!..

Birilerinin düzeltmesini istediğimiz “eğrileri” düzeltmede, hiç mi sorumluluğumuz yok?

Fikirde fukaralığımız almış başını gidiyor! Ne bu tahammülsüzlük Allah aşkına..

Birbirimizden biraz farklı düşünsek, birbirimize göre bizi “Din”den etmeyen aykırılıklarımız ve önerilerimiz yüzünden düşman mı olmalıyız? Ya hayatımızın öznesine, neredeyse “din” yerine oturtmaya çalıştığımız “siyasi tercihlerimiz”e ne diyeceğiz? Nasıl/ ne zaman kardeş olacağız? Yoksa değil miyiz?

Bizi kardeş olmaktan alıkoyan siyasete, fikre, ticarete, oluşuma, sözüm ona “profesyonelliğe”, her türlü “organize” işlere yazıklar olsun!

Fildişi kulelerde inşa etmeye çalıştığımız ikbal kaygılarımızın, öncelediğimiz tercihlerimizin, hangi temeller üzerinde bina edildiğini düşünmenin vakti geldi, geçiyor!

Özü şu ki;

“Öteler ötesi” adına, bizlerin “İman”a, Allah’ın sevgisini kazanmaya, buna mukabil olarak Cennet’e ihtiyacımız var. Bunu elde edebilmek için ise;

Kardeşliğe, sevmeye, saymaya, marifet ve iltifat göstermeye, tahammül etmeye, dahası, birbirimizi “ i n c i t m e m e ”ye, dolayısıyla, Sevgililer sevgilisinin buyruğu gereği “Birbirimizi sevmeye” ihtiyacımız var.. Buna mecbur, hatta mahkûmuz dostlar!

O halde Ey Ahali!

Ey Allah’ın Kulları!

Gelin Kardeş olunuz!

Kendimizi yine yeni, yeniden yenilemek dileğiyle..

Önemli bir Not: İçeride haksız yere mağdur edildikleri süre ayrı bir adaletsizlik olsa da; Kayseri’deki 30 Gencimizin, haklılığımızı teyit eden feveranımıza paralel olarak, adaletin tecelli etmesi ve beraat etmeleri, bizleri ayrıca memnun etmiştir.

Sevgi ile kalın..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.