Hedefteki Adamlar!

A.Kadir TUNÇER

11 Şubat 2012 Cumartesi 21:02

Analizini çok fazla yapmaktan haz almadığım siyasi konjonktürün iç ve dış yansımalarına ilişkin olarak, bazı değinilerde bulunmak istiyorum. Tabi olaylara bakıştaki isabetlilik oranlarını; bilgi, birikim, deneyim, mukayese, mantık, analitik bir perspektif kadar, durulan yer ve görülmek istenen murattaki basiret dediğimiz öngörü faktörleri büyük bir oranda belirler.

Son zamanlarda yaşanan hadiselerin arka plan mühendisleri, sınırlarımızın içinde rol alan aktörler tarafından oynanıyor gibi görünse de; asıl kuklacıların, sınırlarımızın ötelerinde bir yerlerde, ipleri kendi ellerinde diledikleri ve hedefledikleri gibi senaryolaştırmış, en ince makyajlama ustalıklarıyla kostümler giydirilmiş, gerekli yerlere gereken “sufle”ler verilerek, oynanması gereken oyunlar sahnelenmeye başlanmıştır. Aslında yeni, yeniden oynanıyor gibi sahnelenen oyunlar; mesaj yüklü eski versiyonlarından pek de farklı değiller.

Oyuncular değişse de, oyun kurucular hep aynı oldu.

Hadiselerin müsebbib-ül esbabına, kısacası arka planına bakmak gerekir? Birey ve toplum olarak, fotoğrafı vatandaşa istedikleri amaç doğrultusunda okutmak isteyenler, arka bahçede ise, aynı fotoğrafa başka anlamlar yükleyerek, asıl mesajlarını iletmektedirler.

2002 Yılından beri gelinen siyasi süreçte, kimilerine göre olumsuz, kahir ekseriyete göre olumlu pek çok şey yaşandı. Bir zamanlar “Bin Yıl daha Sürecek” denen süreçlerin yıldönümlerine yaklaştığımız “iz bırakan”dan da öte olaylar da dahil buna.. Meseleye sokağın içinden, pencereden hatta varsa balkondan değil, mümkün olabildiğince damdan bakmaya çalışalım. Daha net bir perspektif yakalamak adına..

Yaşananların kısa ve kaba başlıklarını yazmaya kalksak dahi, bir kitap hacmi kadar bir alana ihtiyaç duyabiliriz olumlu olumsuz tespitleri dizmek için.. Hafızamızı kısa bir film şeridi gibi hızlı bir geçiş moduna sokarak, geçmişte yaşanan ve sizin için önemli gelen hadiseleri şöyle bir düşünün! Sonra da bir yandan; Oraj, Çarşaf, Sakal, Kafes, Ay ışığı, Sarıkız, Eldiven, Yakamoz, Balyoz, E- Muhtıra darbe girişimleri, Yasama/Yürütme/Yargı Kuvvetler ayrılığının kendi içlerindeki içler acısı savaş naraları ve salvoları, bir yandan, terör yapılanmalarının farklı alanlarda, özellikle KCK şemsiyesi altında yapılandırılmak istenen ulusal ve uluslar arası oluşum çalışmaları ve tuzakları, öneri ve çözümlemelerden fersah fersah uzak bir muhalefet karşısındaki “cin” gibi bir hükümet anlayışı ve Erdoğan fenomeni!

Hepsi bir yana.. Bana göre, “oyun kurucular” açısından rektifiye edilmeyecek meseleler değildi bunlar. Bütün işler çözümlenebilirdi. Ta ki Mavi Marmara gerçeği Ak Deniz’in derin sularından dünyanın semalarına doğru irtifalar kazanarak, bütün dünya halklarının gözü önünde, Siyonizm ile yaşanan uzun soluklu bir maçta, uzun sayılabilecek bir zamandan beri, ilk kez İsrail Yönetimine, tarihin altın sayfalarına not düşülecek “Dokuz Muhteşem” gol atılıncaya kadar! İşte kırılma noktası ve gelecek elli, hatta yüz yıl sonrasına ilişkin planlar ve stratejiler yeniden oluşturulmaya başlandı. Artık Miladın adı: “Mavi Marmara’dan öncesi/sonrası”dır! Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilme serüveni aşamasında, referandum, parti kapatma entrikaları ve son seçimler.. Dahası Mit gibi çok önemli bir figürün başına getirilen isim olan Hakan Fidan’ın, daha ismi telafuz edilirken bile tahammülsüzlük gösteren ve bunu açıkça, pervasızca dünya kamuoyuna deklare eden bir İsrail Hükümeti düşünün.. Çırası Ak Denizi’in mavi sularında yanan daha sonra kıvılcımıyla; Kuzey Afrika’da tutuşmaya başlayan Arap Baharı, Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler ve sınırlarımızdaki değişim hareketleri.. Her satırı için ansiklopediler yazılabilecek kadar derinliğe sahip konular ve tarihimizin önemli dönemeçleri..

Sayın Gül, 2012 mesajında; “2012 Yılı çok zor geçecek!” demişti. Çok şeyin bilgisine sahip bir makamın “emanet”çisi olarak!

Baş döndüren böylesi bir trafikte, sizce meselenin asıl hedefinde kim/ler var?

Bütün mesele: Türkiye’nin kendi içindeki muhalefet/İktidar çekişmesinden de öte, Türkiye’nin İsrail’e attığı gollerle alakalıdır!

Dehlizlerin ve menfezlerin efendisi olan bir toplumun ve anlayışın mimarları, kendilerine göre “soylu amaçları için her yol mübah” olan bir anlayışın sahiplerinin; yedikleri gollere karşı gol atmadan durmak isteyeceklerini, kabulleneceklerini düşünmek, kelimenin en basit haliyle aptallık olur! Onlar da her fırsatta gol ve/ya da goller atmaya çalışacaklardır!

Netekim, atmaya da çalıştılar.. Hem de tanıdık gelen manevralarıyla.. Netekim kendi kalemize gol attığımız anlar da oldu! En yakın yediğimizi söyleyeyim: Uludere!

Yemek üzere olduğumuz bir hamle de; İsrail’in istemediği Mit Müsteşarını bizim yememizi istemesi. Kelle avcılığı taktik değiştirdi!

Yaşanan pek çok şeyin odağında hem korku hem de hedef olarak oturtulan en önemli kişiler konumundaki Hakan Fidan’ı harcamak, Erdoğan’ı gelecek yıllarda ne pahasına olursa olsun Cumhurbaşkanı yapmamak, dahası “Türkiye’yi, her türlü ulusal ve uluslar arası zeminlerde itibarsızlaştırma mücadelesi” olarak görülmektedir. Bunun için her yol, Tel Aviv ve Paris hattından geçerek, Londra, Bonn merkezli bir güzergâhla, Washington’a gidiyor!

Adana’dan da, Ankara’ya “Aman Dikkat!” gidiyor!

 

Sevgi ile Kalın..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.