Çözenlere selam olsun!

A.Kadir TUNÇER

18 Şubat 2012 Cumartesi 17:45

Davranış tercihimiz ile alakalı olarak, geldiğimiz nokta ile övünmek mi, yoksa eski alışkanlıklarımızı sürdürmek adına dövünmek mi daha öncelikli olmalı..

İki zıt kutbun uçlarına bağlanmak zorunda bırakılmak hiç de hoş bir seçenek değil.. Kırk katır mı, kırk satır mı, ya da merhum hocanın siyasi literatürümüze armağan ettiği “ehven-i şer “mi argümanları akla gelen ilk yakıştırmalar..

En başından ifade etmeliyim ki; gelinen noktayı küçümsemek olarak telakki etmiyorum. Bu ülkenin makus talihsizliklerini yaşamış ve hala yaşamakta olan biri olarak, neler çektiğimizin, neleri atlattığımızın, nelere maruz bırakılmak zorunda kaldığımızın bilinciyle yaşıyoruz. Hala dehlizlerde ve menfezlerde tutsak edilen düşünceler, pusuya yatmış entrikaların gölgesindeki manevralar, küf kokan senaryolar, bezdirici dayatmaların dayanılmaz çirkinlikleri, ne öldüren ne de güldüren cinsinden kasvet yüklü bulutların hegemonyasındaki bir atmosfer ile etrafı kuşatılmış bir hayatın müdavimleri konumundayız.

Şimdi gelinen noktaya,” imtihanımız” gereği elbette şükrediyoruz ama yetinmek adına değil.. Bu işin kanaat boyutu; “olması gereken” sınırların çok uzağında.. Bu da işin realitesi..

Yeni Anayasa’nın yeniden realize edileceği bir süreçle karşı karşıya bırakıldığımız “Hak ve Özgürlükler” meselesi, artık ayaklar altında çiğnenen ve sürünen, kimi zaman da bir ulufe, armağan gibi gösterilmeye çalışılan ve/ya sunulan bir ikram olarak telakki edilmemeli. Benim itirazım bunadır.

Hakkı ve adaleti, herkesi ve her kesimi kuşatacak şekilde şumullü kılmak lazım. Bu işin siyaseti de, edebiyatı da, sosyolojik analizleri de fazlasıyla yapıldı. Kıblesini batıya çevirenlerin idol olarak gösterdikleri medeniyetin ve sözde özgürlükçü anlayışların temsilcileri, başkanları, bürokratları, bir yemin töreninde bile yaptıklarının bir benzerini, değil şekil olarak, lafız/söylem biçiminde bile memleketimizde söylenmeye, uygulanmaya kalkışılsa, ne fırtınaların koparılacağını bilmeyenimiz yok gibi.. Her şeye rağmen, bir eğriyi, yanlışı ve/ya da bir pisliği temizlemek gerekiyorsa; bunu, en güzel ve kalıcı esas ve yöntemler, mümkünse tekerrürü imkansız hale getirecek metot ve icraatlarla yapmak gerekir. Olması gereken ile, “ ne yapalım, ancak bu kadarını yapabiliyoruz, şartlar bunu gerektiriyor, idare edin canım!” demek farklı gerçeklerdir. Yapacaksanız, esaslı bir şekilde yapın! Arkasına kahir bir ekseriyeti almış, bir zamanlar gölgesinden bile çekinilen bir Genelkurmay başkanını tutuklama iradesinin yolunu açmış, darbelere set koymuş bir iktidarın, Halktan aldığı gücü, yerinde ve tam olarak kullanması bir vecibedir. Senin bilmediğini bilmeyenler olabilir. Kapının ardındaki üstü örtülü derin mevzulara vukufiyet elbette ki herkesi bağlamaz. Ancak, hepimizin bildiği, bilmesi gerektiği, bunun için mücadele edeceği öncelikli husus; Din ve vicdan özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerimiz çerçevesindeki adil esaslar ve beklentiler, verilmesi zaten mecburi olan yaşamsal haklarımızdır. Bunların kadükleştirilerek, yarım yamalak ya da bir ulufe gibi lanse edilmesi, beklentilerden uzaktır.

4+4+4 şeklinde orta okulların yeniden devreye girdiği üç kademeli, toplamda 12 yıla çıkartılması planlanan kesintili eğitimin ayrıntıları belirgin olmaya başladı. 12 yıla çıkacak kesintili eğitimin dördüncü sınıftan sonra “açık öğretim” olarak da devam etmesi kararlaştırılmış. Buna göre; 5. sınıftan itibaren örgün eğitim dayatması olmayacak. Açık ve sertifikasyona göre eğitim gerçekleştirilecek. Bu durumda hem açık öğretime, hem de Kur’an Kurslarına aynı anda devam etme imkânı ile başlarını örtmek isteyenlere yeni alternatifler sunulmuş olacak.

Verilmesi zorunlu olan bir Hakkın alternatifini düşünmek ya da buna mecbur bırakılmak inanın benim ağırıma gidiyor. İçinizden “buna da şükür” diyenler olabilir. Ben bununla övünenlerden ya da tam tersi dövünenlerden olmak istemiyorum. Açık ve net bir şekilde, kimsenin incinmemesi, korkmaması, tedirgin olmaması gereken böylesi hassas bir konuyu, ileride sancılarla baş başa bırakılacağımız, veya gelecek nesillerin çözmede zorlanacakları çözülmemiş bir mesele -hem de toplumsal bir mesele- olmaktan kurtarmalıyız. Gelecek nesillerimize ve öteler ötesine borcumuz var!

Bu iktidar; meseleyi, “biz bu kadarını çözdük, gerisini siz halledin” dememelidir. Bu meclis, bütün unsurları ile bunu çözmeli ve gelecek nesillerin sırtına binecek bir kambur olarak meseleyi ertelememeli, ötelememelidir.

Allah’ın buyruğundan kimseye zarar olmaz! Kabul eden ve etmeyen insanlarımızın içini ferh tutmalarını temin etmek lazım!

Önemli diğer bir husus da şu;

Başörtüsünün, bir ucube olmadığını, dini bir hak ve özgürlükler alanının en masum figürlerinden biri olduğunu, daha ötesi, bunun Allah’ın bir emri olduğunu, Müslüman/inanan kitle ve düşünürlerimiz demek ki insanımıza tam olarak iyi anlatamamışlar.. Onları bu konuda yeterince aydınlatamamışız. Onları ürkütmeden, korkutmadan, düşman edinmeden daha çok bilgilendirmeli ve meramımızı daha iyi bir sunum ile yapabilmeliyiz.

Gerekirse referandum yolu açılmalı.. Bu mesele öylesine ertelenecek, ötelenecek, kadük bırakılacak bir katsayı meselesi değildir! Gelecek nesillere bırakmadan, bu konu, büyük bir anlayış ve uzlaşı ile, temelden çözümlenmeli, örgün eğitim ve her türlü kamusal alan dahil olmak üzere, insani ve dini bir vecibenin uygulanması noktasındaki her türlü engel mutlaka kaldırılmalıdır!

Seçim alanlarında bu işin edebiyatını yapmak kadar, çözmek de kolay olmalı! İzliyoruz..

Çözenlere selam olsun!

Selam ve dua ile..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.