11 Eylül 1980’de, ülke genelinde akan kardeş kanı, 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen darbeyle birlikte son buldu.
Darbe öncesi ve darbe sonrası Türkiye açısından aslında utanç verici bir manzaraydı.
Her şeyden önce 11 Eylül’de akan kan nasıl oluyor da 12 Eylül’de bitiverdi?
Bu ayrıca irdelenmesi gereken bir konu
Gelelim darbe sonrasına ve bu gün o darbeyi yapanlar hakkında dava açanlara.
Darbe sonrası tam bir faciaydı.
Darbeyle birlikte demokrasi derin dondurucuya hapsedilerek, kaba gücün hakim olduğu kurumlar dönemi başladı.
Tün kurum ve kuruluşlar askeri vesayet altına girerek Türk Milleti ekonomik ve sosyal yaşam olarak 30 yıl geriye gitti.
Bu operasyonla birlikte siyasi partilerin genel başkanları ve bazı milletvekilleri ile, partilerin gençlik teşkilatlarının hürriyetlerini askeri idare teslim aldı.
O tarihten sonra sansürlü basın hayatı başlarken, dışarıda olan vatandaşların da hak ve hürriyetleri tam anlamıyla kısıtlandı.
11 Eylül’e kadar kardeş kanının aktığı karşıt görüşlü insanlarımız, cezaevlerinde aynı yatağı paylaştıklarında ne denli bir yanlışın içerisinden geçtiklerini ancak o zaman anladılar.
O dönem cezaevlerinde yataklarını paylaşan karşıt görüşlü insanlarımız, veya hayatta olmayanların aileleri şimdi darbecilerden hesap sormak için müdahil oluyorlar.
Nasıl olmasınlar ki?
Bu gün siyasi görüşlerini ret ettiğim, ama bir insan olarak her zaman karşı çıktığım BDP’li Ahmet Altan’ın babasının cezaevinde uğradığı insanlık dışı muameleyi öğrendiğim zaman, tek kelimeyle insanlığımdan utandım.
İnsan pisliklerinin dahi yedirildiği cezaevlerinde, namaz kılan vatandaşlarımızın namaz kılarken tekmelenmeleri acaba hangi akılla izah edilebilir?
Bu insanlık dışı muameleyi yapsa yapsa bir ülkeyi işgal eden medeniyetten nasibini almamış soyu bozuk insanlar yapar.
Peki, kendi insanına bu zalimliği yapan bir zihniyete ne dersiniz?
Şimdi mağdur olanların hepsi bir bir müdahil oluyorlar
Peki, haksızlar mı?
Yerden göğe kadar haklılar ve bu hesaplaşma öyle gözüküyor ki derinleşecektir.
XXX
Peygamber Efendimizin doğum günü kutlamalarına az bir zaman kala Adana’da ki tüm bulvarlar ve caddeler, Hadislerin yer aldığı dövizlerle donatıldı.
Anadolu Gençlik Derneği Adana şubesini bu anlamda kutluyorum.
Bulvarlardan ve caddelerden geçen vatandaşlarımız ister istemez dövizlerde yer alan Hadisleri okuyarak düşünme imkanı buluyor.
Diğer bir ifadeyle Adana da ki bulvarlar ve caddeler manevi havanın teneffüs edildiği bir ortama dönüştü.
Gençler üzerinde manevi bir kimlik ve karakterin oluşmasına vesile olan bu ortamı hazırlayan Anadolu Gençlik Derneği Başkan ve üyelerini bir kez daha kutluyorum.