Bugünlerimiz, yarınlarımız içindir!

A.Kadir TUNÇER

01 Mayıs 2012 Salı 09:16

Konumumuz her ne olursa olsun, nerede olursak olalım, bireysel ve toplumsal ölçekte yaşadığımız ve/ya da yaşayacağımız muhtemel süreçlerin hayatımıza ilişkin bütün etapları genel olarak zorlu geçiyor. Lokal veya genel anlamda hayatımıza dair her ne varsa ve oluyorsa; geçirmekte olduğumuz imtihan bilinci ile alakalıdır.

Bize vaat edilenin olması gereken boyutunu yaşamaktayız. Emir en büyük yerden geliyor. Soruları ve sorunları “yok” saymak, görmezlikten gelmek, hesaba katmamak, umursuzluk, başlı başına salgın halini alan hastalıklarımızın başında gelse de, realitelerimizle bugün ve yarın, yüzleşmekten bizi asla alıkoymaz!

İyisi mi, gelin, hayatımızın her santimetre karesinde yaşamakta olduğumuz ve/ya da, mukadder olduğunda yaşayacağımız olayları, neredeyse unutmakta olduğumuz, kimi zaman asla kaale almadığımız, işimize gelmediği için hatırlamak dahi istemediğimiz, her şeye rağmen gerçekliğinden asla bir şey kaybetmeyen, karaborsaya düşmüş, kuytulara terk edilmiş bir bilincimizi yeniden kazanalım. Çok çabuk yitirdiğimiz gereklilikten söz ediyorum.

“İmtihan Bilinci!”

Terkisine bindiğimiz “zaman”ın üstündeki yolculuğumuz, ters olan oturma ve yaşama bilincimizin, benimsemelerimizin, hatası bol soslu ve acılı olan tercihlerimizin, hoşumuza gitse de, gidiş istikametini asla değiştirmiyor. Gidilmesi gerekene süren yolculuk, keyfimize bırakılmamış..

Zaman; üzerine binene aldırmadan, gidilen istikametin aksine ters oturulsa da, rotasından şaşmadan, gitmesi gereken yere gidiyor ve yolcularını tek veya toplu olarak indiriyor!..

Algılamadaki sorunlarımızın tercihlerimize yansıması, beraberinde “kulluk bilinci”nden yoksunluğu doğuruyor. Zaten “taklit”ten oluşan benimsemelerimiz hayatımızı çepeçevre hatalar sarmalıyla kuşatmış durumda..

Hatalar ve doğruların böylesine iç içe girdiği bir zifiri karanlık anlayış; bizleri asıl rotamızdan çıkarması için yeterli sebeplerdendir.

Aslında bizim en büyük sorunlarımızdan biri, galiba, asıl dinlememiz gereken kaynaklar bir yana, kendimiz ile yaşadığımız uzaklığımızdır diye düşünüyorum. Kendimizi kendimize, içimizdekine bırakmıyoruz. Başka tercih ve benimsemelerin emperyal güdümüne teslim olmamızdan kaynaklanan sancılar, beraberinde fikir, zikir, yürek ve beterden de beter akıl ve karın ağrılarını doğuruyor.

Zamana söz geçiremeyenlerin, fâniliklerini unutmaktan haz alma aldatmacası çoğumuz için geçerli maalesef.. Fâni olanın, fenalıkları akıl kârı olamaz! Bizim hem kendimize, hem kentimize, hem ailemize ve çevremize, hem de bütün dünya ve evrene ilişkin olarak; virüs kapan bakış açılarımızı yeniden gözden geçirme zaruretini kabul etmemiz, yeniden kendimizi formatlamamız gerekiyor! Buna hem kendimiz hem de kentimiz için acil ihtiyacımız var. Teknemize bindirdiğimiz aile fertlerimizi de düşünecek olursak, işin acil boyutu, ayrı bir anlam kazanıyor.

Toplum mühendislerimizin, geleceğimize ilişkin olarak yapmakta oldukları ve olacakları hesaplar, makus yakın geçmişimizi göz önünde bulundurarak, daha bir dikkatli olmamızı gerekli kılıyor.

İçinde bulunduğumuz fırsatlar iklimini en “olması gereken” boyutu ile, en iyi şekilde değerlendirip, en doğru kararları almak, imtihan sürecimizde en sağlıklı cevapları vermek zorundayız.

 Unutmayalım ki;

Bugünlerimiz, yarınlarımız içindir!

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.