70’li yıllarda Rahmetli Ahmet Kabaklı gibi yüz binlerce takipçisi vardı Rauf Tamer’in.
Yazılarını zevkle okur ve tıpkı Ahmet Kabaklı gibi bir gün sonra ki yazısını merak ederdik.
80’li yılların başında hakkımda, ‘İlahi Palamut’ başlığı ile güzel bir yazıyı kaleme alarak bir de jest yapmıştı.
O günlerde sağ-sol kavramı içerisinde sağın nabzını tutan yüksek trajlı tek gazete Tercüman’dı diyebilirim.
600 Binin üzerindeki trajıyla Hürriyetin bile önünde olan Tercüman’ın Yazarı Rauf Tamer, özellikle gençliğin hayran olduğu bir yazardı.
Ancak bu gün o dönemdeki Rauf Tamer’i arar olduk.
Özellikle cesaret açısından.
Hatırlanacağı üzere 28 Şubat sürecinde siyasi partilerin genel başkanları başta olmak üzere, benim diyen milletvekilleri bile konuşmaktan imtina ederken, Hasan Celal Güzel ve Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyaset adamları, 28 Şubatı gerçekleştirenlerin büyük bir yanlışa imza attığını haykırıyorlardı.
O dönem birçok yazar 28 Şubat şakşakçılığı yaparken,
28 Şubat’ın vahim bir hata olduğunu ve demokrasiyi ayaklar altına aldığını açıklayan parmakla gösterilecek kadar az sayıda yazarlar vardı.
Ya Rauf Tamer?
Bakın Rauf Tamer hafta sonu Posta gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı ‘Nereden bileyim’ başlıklı yazısında, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ı değerlendirirken, bakın neler söylüyor:
“Darbeye direnmek şöyle dursun, Seçilmiş Başbakan’a PEZEVENK diyen Paşa’yı kınayamadık bile.
Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e yapılan ayıbı, ancak 15 yıl sonra fark edebiliyoruz”
İlahi Rauf Abi, Allah aşkına Meral Akşener’e bu edepsizlik kapalı kapılar ardında söylenmedi ki:
Kayseri’den utanmadan ve sıkılmadan ‘Pezevenk’ deme küstahlığını nasıl açıkça seslendirdilerse;
Duruşuyla, mesajlarıyla ve haksızlıklar karşısındaki tavrıyla her zaman övünç duyduğumuz ve tam bir Anadolu Kadını olan Meral Akşener hanımefendiye yapılan küstahlıkta alenen yapıldı.
Biz yapılan ahlaksızlıkları, edepsizlikleri çok çabuk unutuyoruz.
Rehmetli Erbakan’a yapılan o edepsizlik karşısında kahrolmuştuk ama bu ülkenin ‘Aydınım’ diyenlerinin ne denli dut yemiş bülbül gibi o günler sustuklarını da gördük.
Sonuç olarak Rauf Tamer özeleştiri yaparak belki de kendine kahrediyor, ama biz bu gün o eski Rauf Tamer’i göremiyoruz.