Kılıçdaroğlu haksız mı?

A.Kadir TUNÇER

07 Temmuz 2012 Cumartesi 00:56

Doğru nereden zuhur ederse etsin, kim söylerse söylesin, ne zaman dile getirirse getirsin her zaman ve zeminde “doğru” doğrudur.

Doğruyu gerçek kılan asıl kıstas ve kriter ise; şahıs ve kişilerin şahsi beklentilerinin belirlemelerinden de öte, fert ve toplumun bütününü, ammenin yararı olarak görülen işleyişlerin genel tanımı olmakla birlikte; yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı, gerçeğe uygun olan, müstakim gibi ifade ve tanımlardır. Doğruyu doğru kılan asıl şaşmaz ve sarsılmaz belirleyici tanımlayıcı ise; yaratıcının önümüze serdiği ve koyduğu yasalar ve kabullerdir.

Takdir edersiniz ki, bunun açılımına ilişkin detaylandırmalar oldukça uzun mütalaalar gerektirir. Şimdilik biz bununla iktifa edelim. Bu birincisi..

Doğruyu bir kenara bırakmadan, minik bir tespitte bulunalım..

Akl-ı Selim sahibi hiç kimse, bilhassa insan/canlı hayatı söz konusu ise, asla kasıtlı bir cürümün (suç ) faili olmaz ve olmak istemez. Bu ikincisi..

Yöneticilikte en çok olması gereken özelliklerin başında ise, Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma diye adlandırdığımız “öngörü” yeteneği önemlidir. Sağlıklı, bilinçli ve bilimsel yönetim anlayışının yanında sürekli dikkate alınması, elden ve fikirden uzak tutulmaması gereken ritüellerden.. Bu da üçüncüsü..

Üç önemli unsuru ele aldık; doğru, suç ve öngörü..

Geçtiğimiz günlerde; Samsun'da 10 kurban verilen sel felaketi ile bütün ülke ıstırap duydu..

Acı tablo hala zihinlerde.. Mükerrer detaylandırmaya girmek istemiyorum.

Benim itirazım şu:

ÇED (Çevresel Etki Değerleri ) raporu, zemin etüt raporu, imar planı ve sözde onca kontrollere rağmen, dere yataklarında ve havzalarında, gerekli önlemlerin öngörüsüz bir şekilde alınmaması.. Çevre Etki Raporlarının, yakın çevrede oluşabilecek öngörü gerektiren afetler karşısında basit gibi görülen birkaç metrelik bendin nehir yatakları etrafına örülmemesi.. Sadece beton kulelerin mühendisliğinin yapılmasının yeterli görülmesi..

En önemli olarak gördüğüm yıllardır beni rahatsız eden konunun ise;

Kömürlük ve/ya depo niteliğinde düşünülmesi gereken “bodrum katları” felsefesinin, hizmet erbabı olan kapıcı diye nitelendirdiğimiz ve küçümsenen insanlarımız açısından planlanması ve onlara göre dizaynlar yapılarak, yerin dibinde yaşamaya mahkum edilmeleri, onlara bu hayatı reva görmeyi normal bir yaşam anlayışı olarak kabullenme ekabirliği..

Bu bir temenni ve hatadan dönülmesine ilişkin içten bir çağrıdır.

Lütfen! Şehir planlamacılığınızın öznesine insanı oturtun. Bodrumlardan ikameti kaldırın.

Onca can kaybı.. Hükümetin medarı iftiharı bir bakan ve TOKİ..

Suç..Suçlu.. Suç mahalli.. Doğru ve Öngörüsüzlük..

Anamuhalefet lideri Kılıçdaroğlu ve partisi serzenişte bulunuyor.. Genel görüşlerine katılmayabilirsiniz ama, doğru doğrudur. Mesele kusur arayıcılığı değil, durum tespiti ve ders çıkarma erdemliliğini gösterme anlayışının hayata hâkim kılınmasıdır.

Yoksa siz hala insanları “bodrum”da görmek isteyenlerden misiniz?

Sevgi ile kalın..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.