Mübarek Ramazan ve Rahmet iklimindeki “sınav”ımız çetin geçiyor!
Daha Arakan’a ilişkin yazdıklarımızdan süzülen vicdan damlaları kurumamışken; peşi sıra tekrarlanan inanç odaklı insani zulümler, bizleri sarsmaya devam ediyor!
Geçmiş yazılarımdan birinde “Vicdanlı Kapitalizm” konusunu irdelemiş, kendi içinde barındırdığı farklı ve çelişkili parametreleri vurgulamıştım. Vicdanını kaybetmiş bir birey, toplum ve yönetimden, bir eş, evlat ve arkadaştan, işveren ve/ya da bir işçiden, arkadaş, dost ve kardeşten ne beklenebilir? Diyerek, bazı tespit ve değinilerde bulunmuştum..
Geçtiğimiz günlerde yaşanan ve halen tazeliğini koruyan bir mezalim, uyuyan vicdanları ne kadar harekete geçirir bilmem ama ben yeterince rahatsız oldum.
CarrefourSA'nın İçerenköy şubesinde başörtüye karşı gösterilen yobaz tavır.. Elif Demirci isimli başörtülü Kızılay gönüllüsünün, bahçelerine kurulu Kızılay'ın yardım çadırında çalışmasına izin vermeyen CarrefourSA'nın diğer birçok şubesinde de başörtüsüne karşı yobaz bir tavır takındığı medyada yeterince yer almıştı. Son yaşanan haksızlık, vicdansızlığın sözlükte bile ifade edilemeyen en çirkin şekli oldu.
Mübarek kılınan bir ayda, sadece inancından dolayı başını örten Elif Demirci’ye yapılan muamele, “istenmeyen kişi” kategorisinde görülüp incitilmesini reva görecek anlayış, bu konuda taraf olan bizlerin de, kimlerin “istenmeyen kişi” olduklarını en iyi şekilde anlatmamız gerekmez mi?
Fransız ortaklığı, ticari mantık mantaliteleri onları ve ortaklarını ilgilendirir. Bizi ilgilendiren yegâne husus; Müslüman mahallesinde, hala Müslümanlara Fransız kalmaya devam eden Fransızlarımızın zulme dönüşen, haksız ve pervasız tutum ve davranışları, çirkin anlayışlarıdır.
Ticari meta ve en büyük potansiyel Pazar olarak görülen mübarek gün ve dönemlerde, en büyük hedef kitle konumundaki Müslüman/inançlı insanların nasıl yolunacağına dair “satış teknik ve yöntemlerinin tavan yaptığı bir dönemde, pervasızca uygulamaların karşılığı, sorumluluk sahibi her müslümanı yakından ilgilendirmektedir.
Tepki kültürümüzün esastan sorgulanması gereken başlı başına önemli bir konu olması ayrı bir yazı ve analiz konusu olması bir yana; konuya Fransız kalınmaması gerektiğini, islama Fransız kalmışlara öğretmek/hatırlatmak gerekmiyor mu?
Halkımızın ve değerli STK’larımızın, yasal zeminler içerisinde, üzerlerine düşeni yapması, bireylerimizin, kendilerini Elif’in yerine koyarak düşünmeleri, alışveriş anlayışlarındaki tercihlerini yeniden gözden geçirmeleri asgari doğrulardan biri olmaz mı?
İstenirse; gök kubbeye yükselen vicdan sızlamalarının feryatları, zalimlerin anlayışlarını alaşağı eden bir tokadın yankısına dönüşebilir..
FranSA bizi yeterince üzüyor!
Bunu hak ettiğimizi söylemek adil olamaz..
Bu hapı yutmak artık bize göre değil!
Bir önceki yazımın bitiş cümlesiyle sözü ve özü size bırakayım:
Haksızlık karşısında susmanın ne manaya geldiğini iyi bilenlere..
Sevgi ile kalın..
akt