Devletlerin, uluslararası tröstlerin, emperyal güçlerin, içinde bulunduğumuz coğrafyanın amansız gündemi.. Komşularımızın, ülkemizin, iktidarın, muhalefetin, sivil toplum örgütlerimizin gündemi.. Mazlum, muhtaç, yetim ve yoksul insanlarımızın gündemi..
Gündemler ve gündemin içinde habire demlenen demin içinden akıp giden dem..
Herkesin kendisine göre bir hesabı var! Kaygılar ve beklentilerin ortak paydası insanımız..
Kim nereden ve hangi zaviyeden olayları nasıl değerlendiriyor ayrı bir konu ama asıl olması gereken ise; bireysel kaygımızın odağında hangi telaşları taşıyoruz/taşımalıyız acaba?
Kısa bir fikir turu, kendimizle yapacağımız kısacık bir içsel seyahate ne dersiniz?
İçinde bulunduğumuz merhamet iklimini fırsat kabul etme anlayışının gerekliliğini göz önünde bulundurarak..
Boğuntuya gitmesinden korktuğum önceliklerimizi yitirme kaygısını düşündüğümde içim ürperiyor. Acaba bir nebze de olsa “faydalı olma kaygısı” ile üstlendiğimiz kamu görevi sorumluluğumuzu yerine getirebiliyor muyuz diye..
Solumakta olduğumuz özel Ramazan iklimine rağmen dehşet verici senaryoların, sohbet ve telaşların, geleceğe ilişkin yapılan hesapların, riya ve paketlere ambalajlanan iyiliklerin, zanna dönüşen isnatların, makyajlanıp dar vakitlere sığdırılan “kardeşlik” gösterilerinin sahnelendiği devasa bir oyunun tam orta yerinde.. Çelişkilerimizin amansız girdabında boğuşup duruyoruz. Üstelik tek başımıza değil, çevremizdeki insanlarımızı da dibe çekerek yapılan bir boğuşma..
Oyunun neresinde yol alıyoruz..
Herkesin kendine özgü muhasebesi kendine.. Hesap uzmanlarının tespitleri, “kaçırılan vergi”nin arayışını veya tutarını tespit etmeleri önceliklidir. Bizim bilhassa birer birey olarak, vergi kaçırmak kadar “iyilik kaçırdığımız” da önemli değil midir?
“Hatırlat, zira hatırlatma mü’minlere fayda verir.” (Zariyat:55)
Pozisyonunuz her ne olursa olsun, hele ki inanıyorsanız, seçkin peygamberin bile kavuşma dileğinde bulunduğu böylesi bir iklimde, kaygı ve yakarmalarının yoğunlaştığı her deminde, bizlerin kendimizden bu kadar emin olmamız çelişki olmaz mı?
İçini alabildiğine boşalttığımız değerlerimizi yeniden kazanmanın ve doldurmanın telaşını ne kadar duyuyoruz?
Allah ve Resulü’nün en önemli uyarılarından biri olan ve kurtuluşumuzun anahtarı sayılan evrensel buyrukları “Allah’tan Korkun!” fermanı, hayatımızın hangi alanlarında ve ne kadar geçerli bir gerçek?
Toplumsal ve/ya da bireysel uğraş ve yoğunluklarımız, kendimize yeniden çeki-düzen vermemize engel olmamalı!
Yapılabilecek pek çok nasihat ve tavsiyenin pek çoğunu bilenlerimize en samimi hatırlatmam; unutulmamalıdır ki, eninde sonunda, üzerine bastığımız toprağın altına gireceğiz.
O halde sevgili dostlar, elimizden, gönlümüzden ve beynimizden düşürdüğümüz, yitik bir sevda hükmüne geçen anahtarı elimize alalım. Kapıları bizim için sonuna kadar açan ve esenliğe götüren yegane çözüm kaynağı..
Gelin hepimiz, gündemin demini bununla doldurmaya başlayalım!
Üstelik “Er kişi niyetine” değil,
Her kişi niyetine!
Sevgi ile kalın..
akt