Gaziantep'te meydana gelen hain saldırıyla ilgili dün bir okurum arayarak, yapılan yorumlarda ve tahlillerde saldırı olayının perde arkasında terör örgütünün ve Suriye ajanlarının dışında başka güçlerin parmağının olup olmamadığının gündeme gelmemesinin, büyük bir eksiklik olduğuna işaret etti.
Bayramın ikinci günü 9 vatandaşımızı acımasızca Şehit eden terör örgütünün tek amacı; bu kıvılcımla toplumsal bir iç savaşı başlatmaktı.
Bu olay tam anlamıyla büyük bir provakasyonun adımıydı, ama sağduyulu olan halkımız bu provakasyonu yutmadı ve oyuna gelmedi.
Bunu devletin zirvesinde bulunan her yetkilinin de ifade ettiği gibi, milletimiz bu soysuzluğun bilincinde olduğu için bu oyunlara gelmiyor.
Peki, bu senaryonun gerçeklemesini isteyen kimler?
AK Parti Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar'ın ifade ettiği ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de alternatifler arasında saydığı gibi, Suriye ajanlarının bu hain saldırıda parmakları var mıydı?
Elbette bu işi terör örgütünün işi,
Elbette Suriye kanalından katkılar var, ama terör örgütüne ve katkı veren Suriye'deki soysuzlara bu ihaleyi kimlerin verdiği önemli.
Olayı sağlıklı tahlil etmek için biraz gerilere ve hatta çok daha gerilere gitmek gerekiyor.
Bakın, 2002 yılında İsrail İstihbarat teşkilatı Mossad'ın başına gelen Meir Dagan yaptığı açıklamada neler söylüyordu:
"İsrail'in karşı karşıya olduğu en büyük tehlike İran'dır" derken, George W. Bush döneminde ABD'nin ilk siyahi dışişleri bakanı unvanını alan ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, hatırlanacağı üzere bölge ülkelerinin yeniden şekillendirildiği ve dizayn edildiği bir haritayı göstermişti.
Bir taraftan İsrail'in en büyük tehlike olarak gördüğü İran'la ilgili planlar,
Diğer taraftan Amerikan dış politikasının senaryosu,
Ve bunların yanında birde İran'ın eski Dışişleri Bakanı ve eski Ankara Büyükelçisi Menuçehr Mottaki'nin, "Türkiye Suriye'ye karşı Amerikan planlarını uygulayan taşeron bir ülkeye dönüşmüştür" sözlerini üst üste koyduğumuzda, Gaziantepte meydana gelen hain saldırıda İsrail İstihbarat servisi MOSAD'ın ve Amerika Birleşik Devletleri Merkezi İstihrbarat Teşkilatı (CIA)'nın parmağının olmadığını düşünmek, bu ülkenin geleceği açısından en büyük eksiklik olur.
Dolayısıyla ister istemez PKK'nın taşeronluğunu üstlendiği bu ihalenin sahibi kim olduğu sorgulanarak;
CIA'mı?,
MOSSAD'mı? sorgulamasını yapmadan geçemiyoruz.
Bu sorunun akıllara gelmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Çünkü ABD eski dışişleri bakanı kanalıyla, bu bölgenin yeniden şekilleneceğinin haritasını tüm dünyaya göstermiştir.
Dolayısıyla;
Kandile bir türlü girilememesinin ve PKK'nın 30 yıldır bitmemesinin temelinde, PKK'ya Çekiç güçle başlayan yaşam yardımları ile, İsrail'in yayılmacı politikasını gözardı etmemek lazım.
Ortadoğunun yeniden şekillenmesi için gösterilen gayretleri artık bilmeyen yok.
PKK kartını kullanarak, Türkiye'yi Suriye'ye müdahale ettirme fikrinin temelinde, Suriye konusunda kayıtsız kalmayacağı bilinen İran'la Türkiye'yi karşı karşıya getirme planı gün gibi aslında gözükmektedir.
Sonuç olarak, Gaziantep'te milletimizi derinden yaralayarak Ramazan Bayramını zehir eden saldırıyı, PKK'lı militanlar gerçekleştirdi.
Ama PKK bu saldırıyı kendi insiyatifiyle değil, ihaleyi aldığı ülkeler adına ve Arap baharının ardından Türk baharı gelir mi? umuduyla yapmıştır.
Onların anladığı bahar bu topraklarda olmaz.
Bu topraklarda asırlardır bu milletin ortak inancından gelen, büyük bir birliktelik vardır.
İşte o birliktelik, onların hayallerini kursaklarında bırakacak güçte olan ebedi bir bahardır.
Yeterki bunun gereğini yapalım ve duyarlı olalım diyorum.