Hayatımızın ilk anlarından itibaren başlayan "sınav" bilincimizin bir anında verilen bir kararın ne denli tehlikeli ve/ya da mutluluk verici ve huzur katıcı sonuçlara sebep olduğunu müşahede ediyoruz. Bütün olayların net hesap kesiminin; "Hesap görücülerin en hayırlısı olan Allah" tarafından görüleceğini göz ardı etmemek lazım!
Eğer; bizlere sunulan akıl nimetini, kullanmamız gereken koşul ve esaslarda kullanmayı ihmal ediyorsak, doğru kullanım hakkını bir kenara iterek, keyfi karar ve tercihlerle ihmalin de ötesinde yanlış yolda kullanmayı benimsiyorsak..
Eğer; insan olarak doğmuş olmanın ulvi gerekçesini yok sayarak, bozuk para harcamaktan beter bir anlayışla, pervasızca ve fütursuzca, insanlıktan çıkmayı marifet sayarak “insan”lığı acımasızca öldürüyorsak..
Eğer; kainatı, bütün alemleri yaratan asıl güç ve kuvvetin sahibi Allah tanınmazlıktan gelinirse..
Eğer; İman edilmesi gerekenden ayrı, bağımsız bir yaşam felsefesini ve anlayışını benimseyerek “kendine iman etme inancı”nı esas alan, “ben”lik temelli bir totaliter ve bencil bir inanç tercih ediliyorsa..
Eğer; “Müslüman gibi inanıp, ( inancın öngördüğünün tam zıddına) Firavun gibi yaşanıyor”sa..
Eğer; yaşamın her alanında gösterilmesi gereken çabayı, gösterilmemesi gereken “riya”(gösteriş) ile kamufle ediyorsak..
Eğer; elimizden gelse, soluduğumuz havayı bile, can pazarına dönüştürecek kadar tüccarlaşmış bir anlayışın müptelası oluyorsak..
Eğer; komşumuzun bırakın aç veya tok olduğunu, “kim” olduğunu bile bilmeyecek kadar yakınımızı görme özürlüysek..
Eğer; yardımlaşma ve paylaşma anlayışımız, “sosyetik” ambalajların içinde, reklam endeksli kargo ve yöntemlerle, birileri mutlaka görsün ve duysun diye, “asıl bir bilen olan”dan başkasına kurban ediliyorsa..
Eğer; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız!” buyruğu hayatımızın merkezinde olması gereken bir realite değil de, hiç umurumuzda olmayan bir söylem olarak kulak arkası ediliyorsa..
Eğer; İman etmiş olmaktan sonra gelen en önemli toplumsal ve sosyal gerçekliğimiz, hayatımızı madara eden, bizleri zehirleyen olaylarımızın asıl sebebi durumundaki ve içi günümüzde sürekli boşaltılan “kardeşlik” mefhumunun, tarihte olmadığı kadar “katli vacip” görülüyorsa..
Eğer; Asıl korkulması gereken Allah’tan korkmayıp, sevilmesi gereken sevilmiyorsa..
Eğer; içimizde özenle yetiştirip, büyütüp sevmemiz, koruyup kollamamız ve beslememiz gereken, şefkat ve merhametten yoksun, yosun tutmuş, kir ve pastan kabuk bağlamış bir yürek taşınıyorsa..
ğer; ayıp ve kusur örtmekten çok, ayıp ve kusur arayıcılığı, kardeş eti yeme hastalığı, dedikodu mesleği revaçtaysa..
Eğer; doğrulardan çok, yanlışlar hüsn-ü kabul görüyorsa..
Eğer; asıl şaşmaz realiteler yerine kişi ve/ya da kişilerin kanaatleri din’in yerini alacak derecede, dilek, temenni ve/ya da şikayetler yanlış terazilerde tartılıyorsa..
Eğer; geleceğe ilişkin telaş ve kaygılarımız, “ikbal anlayışı”mızın sınırı sadece bu gelip geçici dünya hayatını kapsıyorsa..
Eğer; gerçeklerle yüzleşmekten korkup, sürekli kendimizi kandırmayı alışkanlık haline getiriyorsak..
Eğer; bugün üzerine bastığımız toprağın, yarın altına gireceğimiz gerçeği umurumuzda değilse..
Eğer; bir nefes almak ile bir nefes vermenin arasında tutuklu kalan düşüncemizin üzerine vurulan prangaları kırmaktan kaçınıyor, irademizi sosyal, siyasi, ekonomik imparatorlukların uhdesine teslim ederek ipotek altında tutuyorsak..
Eğer; sevgimiz “sevgi üretmiyorsa”..
Eğer; hayatın her santimetre karesinin, “öteler ötesi” adına çok önemli bir “sınav” olduğunu, asıl yaşam ve kulluk bilincinin vazgeçilmez gerekliliğini ve önemini algılamıyorsak..
Eğer; birbirimizin hayatını kolaylaştırmak bir yana, mümkün olduğu kadar birbirimizin hayatını birbirimize zehir, zıkkım ve zindan etmeyi sinsice, zevk alarak yapmayı seviyorsak..
Eğer; yan yana, omuz omuza dizilmesi gereken “bir”lerin “biz” olmasından çok, zevahiri kurtarmak adına da olsa, alt alta giren veya darmadağın olan “bir”lerden olmayı tercih ediyorsak..
Eğer; “olması gereken” olağanüstü sayılıyorsa..
Eğer; “oku”mak konuşmak kadar, nezaket kabalık kadar, cömertlik cimrilik kadar itibar görmüyorsa..
Eğer; hala “emin”lik, “sevgi”, “saygı”, “marifet ve iltifat”, “anlayış”, “paylaşım”, “istişare”, “iyilik”, “tevazu” ve ve ve “k a r d e ş l i k” karaborsaya düşmüş ise..
Ve Eğer.. Eğer.. Eğer..
Gerisini siz düşünün, siz yazın, siz söyleyin dostlar!
Sevgi ile Kalın..
akt