Halifelik makamı batı alemi için büyük tehlikeydi, ama İngilizler açısından tehlikesi çok daha büyüktü.
İngiliz hükümeti sömürü düzenini kurmak için dünyanın neresine giderse gitsin, karşılarında mutlaka Halifelik makamının inanılmaz gücünü görüyor ve işte bu sebeple dünya Müslümanlarının kayıtsız şartsız bağlı bulunduğu bu makamın, yıkılması gerektiğine inanmışlardı.
Asırlarlarca İslam coğrafyasındaki zenginlik kaynaklarını sömüren İngilizler, Halifelik makamının Müslümanlar için ne denli büyük bir önem arz ettiğini, Hindistan'da ki mücadelelerinde anlamışlardı.
İngilizler yıllarca sömürdükleri Hindistan'da inanılmaz mücadeleler verirken, o mücadelelerinin sonunda, İstanbul'dan gelen bir fetvayla yaptıkları çalışmaların heba olduğunu görüyor ve adeta çıldırıyorlardı.
Hilafet makamının gücünü çok iyi algılayan İngilizler, ilk hedeflerine Halifeliğin ortadan kaldırılmasını koydular.
Bu gün Hilafetin kaldırılmasını büyük bir gururla seslendirenler, kaldırılmasının büyük bir marifet olduğnu sananlar, bu makamın yobazlık ve irticai faaliyetlerinin kaynağı olduğunu sanan zavallılar, Rahmetli Atatürk'ün ilk meclis konuşmalarına baktıkları zaman, Hilafetin kesinlikle kaldırılmayacağını açıkça söylediğini göreceklerdir.
Türkiye'de Atatürk'ten sonra gelen ve ikinci adam olan Kazım Karabekir Paşa, Halifelik makamının yalnız Anadolu için değil, tüm dünya Müslümanlarıı için en büyük güç ve stratejik bir konum olduğunu yakın arkadaşları olan Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Adnan Adıvar ve Rafet Bele ile birlikte kaldırılmasının söz konusu olamayacağını söylüyorlardı.
Ne gariptir ki bu bilgiler milletten hep gizlendi ve resmi tarihte yerini almadı.
İlk başlarda sahip çıkılan Hilafet makamının, daha sonra kaldırılması yönünde hem Atatürk'ün ve hemde Hilafet muhaliflerinin beyanları sonunda, ne yazık ki İngilizlerin dediği oldu ve bu makam kaldırıldı.
Oysa, İslam aleminin gözü kulağı olan Halifelik makamının bulunduğu Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanul'du
Tıpkı hala günümüzde devam eden Hıristiyan aleminin gözünün kulağının hep Vatikan olduğu gibi.
Cumhuriyetin kurulmasının ardından, İslam coğrafyasının kalbi konumunda olan Halifelik makamını kaldırmakla kalmadık, Halifeyi birde sürgün ederek çoluk çocuğuyla ecnebi memleketlerinde perişan bir hayat sürmelerine göz yumduk.
Şu soyluluğa bakın, sürgün edilen Padişah hazineye elini sürmeyip tek kuruş alma tenezülünde bulunmuyor.
İşte Halife olmanın gereği.
Oysa Halifelerimizin soy ağaçlarının başı, temelini atmıştı Osmanlı İmparatorluğunu ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyetini.
Halifelerimizin dedelerinin meydana getirdiği bu Cennet vatana karşılık, biz onlara bu ülkede huzur içerisinde yaşamalarını çok gördük.
Biz bu zulmü yaparken, Hıristiyan aleminin ruhani liderlerinin bulunduğu Vatikan ise, günümüzde hala ayakta ve faaliyetlerini kesintisiz devam ettirirlerken, İngilizler gibi birçok ülke, kraliyetlerine sahip çıkarak, onların varlıklarından güç alıyorlar.
Halifelik makamının hikmetine bakın;
Kurtuluş savaşında "Halifemiz esir oldu" diyerek 875 bin lira toplayan Pakistanlı ve Afganlı kardeşlerimiz, topladıkları parayı ülkemize yetiştirdiler. Ancak ne hazindirki o para Halifelik makamının ihyası için değil, İş Bankası'nın kuruluşuna sermaye oldu.
Böylesine büyük bir meblağı toplayıp ülkemize gönderilmesindeki en büyük neden, dünya Müslümanlarının gözü kulağı olan Halifelik makamıydı.
Doğu Cephesi'nde zafer üstüne zafer kazanan, Sevr antlaşmasını yırtan ve ardından ilk antlaşmanın altına imza atan, yetiştirdiği öğrencilerle (sayıları 6 bini buluyor) Atatürk,ün, 'Kardeşim' dediği yakın arkadaşı ve ikinci adam olan Kazım Karabekir, Hilafetin kaldırılmasını istemiyordu.
Hilafetin kaldırılması ve 1924 Anayasası'nın kabulü gibi konularda, başta Kazım Karabekir olmak üzere, Ali Fuat Cebesoy, Rafet Bele, Adnan Adıvar, Rauf Orbay gibi Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşları devre dışı bırakılarak, kararlar onlardan habersiz alınıyor ve bu gizlilik nedeniyle Kazım Karabekir bakın ne söylüyor;
"Halifeliğin kaldırılması konusunda kimse benim görüşüme başvurmak zahmetinde bile bulunmadı" diyerek bu manevi ve stratejik makamın kaldırılması karşısında stemini bildiriyor ve yine ne hazindirki daha sonra İstiklal mahkemelerinde bu milli kahramanımız idamla yargılanıp berat ediyor ve bu Cennet mekan Paşamız tam 13 yıl göz hapsine mahkum oluyor.
Bu gün geldiğimiz bu noktada Halifelik makamının ülkemiz için nedenli önem arz ettiği çok daha iyi anlaşılmaktadır.
AK Parti iktidarının hedefi olan 'Komşularımızla sıfır sorun' konusu, Halifeliğin olduğu bir ülkede kendiliğinden gerçekleşmiş olmaz mıydı?
Bakın, bu gün kendini bilmez bazı İslam ülkelerinin yöneticileri, asırlarca yardım ve vefa gördükleri Türkiye için neler söylüyorlar.
Halbu ki Hilafet makamı İslam aleminin manevi bir üssü olduğu gibi, aynı zamanda İslam ülkelerinin en kıritik günlerinde birlikte hareket etmelerini sağlayan bir üstü.
Peygamber Efendimizden sonra büyük bir başarıyla süregelen Halifelik makamını ne yazık ki koruyamadık.
Bu gün Diyanet İşleri Başkanlığının vereceği fetva yalnız ve yalnız ülkemiz sınırları içerisinde geçerliliğini korururken, Halifenin verdiği fetva tüm dünya Müslümanlarını bağlıyor ve o fetvaya canları pahaına bu topraklara sahip çıkıyorlardı.
Sonuç olarak, manevi ve stratejik açıdan altın değerindeki bu makamın kıymetini bilemedik.
Bu gün belki de Cennet Mekan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin, Camiye çevirdiği Ayasofya için yaptığı nasihatın sonuçlarını, biz Hilafet makamı için yaşıyoruz diyorum.