Aslanla çakal arkladaş olmuşlar.
Öyle ki, dağda bayırda hep beraber geze geze yorulmuşlar ve acıkmışlar.
Aslan demiş ki;
"Çakal kardeş, böyle olmayacak, iyisi mi bir av yapalım da karnımızı doyuralım" demiş.
Neyse, bunlar av peşinde dolaşırken, çayırda otlamakta olan at sürüsüne rast gelmişler.
Aslan;
"Tamam çakal kardeş, ben gidip şu atlardan birini avlayayım da karnımızı doyuralım. Ama avlanmadan önce benim kızışmam gerekir" demiş.
Çakal;
"Peki ama aslan kardeş, sen nasıl kızışırsın?" demiş.
Aslan durduğu yerde gerinmeye, titremeye başlamış ve çakala dönerek:
"Bak bakalım çakal kardeş, gözlerim kanlandı mı? demiş.
Çakal bakmış:
"Evet aslan kardeş, gözlerin kanlanmış" demiş
Aslan:
"Tamam öyleyse seyret bak, atı nasıl avlayacağım" demiş
Aslan kükreye kükreye atın yanına varıp, bir pençe atmış. At pençeyi yer yemez yere yığılıp kalmış. Aslanla ve çakal kendilerine güzel bir ziyafet çekerek karınlarını doyurmuşlar.
Eh, gün gecmiş, zaman geçmiş bizim iki kafadar yeniden acıkmışlar ve yine bir at sürüsüne rast gelmişler, bu sefer çakal konuşmuş:
"Aslan kardeş, geçen sefer karnımızı sen doyurdun, bu sefer avlnamak sırası bende, hem senin nasıl avlandığını da gördüm, ben de senin yaptığın gibi kızışıp av yapacağım" demiş
Aslan ne yapsın sesini çıkarmamış.
Çakal aynı aslanın yaptığı gibi gerinmeye ve titremeye başlamış ve:
"Bak bakalım aslan kardeş gözlerim kanlandı mı?" demiş.
Aslan;
"Çakal kardeş gözlerin kanlanmamış" demiş.
Çakal;
"Yahu boşver sen onu kanlanmış de yeter" demiş
Aslan;
"Tamam öyleyse seyret bak, atı nasıl avlayacağım" demiş
Çakal o hışımla, uluyarak atın yanına bir varış varmış, ama öyle bir çifte atmış ki zavallı çakalın gözleri kan çanağına dönmüş. Çakalın başına gelenleri uzaktan seyreden aslan çakalın yanına yaklaşmış ve;
Aslan;
"Şimdi gözün kanlanmış işte çakal kardeş" demiş.
Çakalların huyu bu,
Cesur olan, güçlü olan ve kabiliyetli olan Aslan'ı hep takip ederek kuracağı sofrayı bekler.
Bu çakal olmanın özelliği, ya kurulacak sofradan arta kalanı bekler, veya hırsızlık yapar.
Günümüzde özellikle gazeteci olmanın bambaşka bir ayrıcalığı vardır.
Gazeteci Aslan misali her zaman cesaretiyle ve kabiliyetiyle, toplum adına toplum için soyut olmayan, ama somut olan ve delillere dayanan konuları işleyerek kamuoyu oluşturmaya çalışır.
Ancak çakal misali hareket eden, zihniyetinde çakallıktan başka bir şey düşünmeyerek işin kolaycılığına kaçanlar ise, ütopik dünyalarında gerçekleştirdikleri senaryoyu gerçek miş gibi kamuoyunun bilgisine sunarak çakallıklarını ortaya koyarlar.
Oysa her zaman söylediğim gibi gazetecilik;
İlmin ve bilimin ışığında, ama özellikle ölçü olarak ta alınması gereken Kur'an ahlakının irşidana kulak vererek, mesleğini edebiyle yapıp kamuoyu oluşturmaktır.