Devlet ve millet olgusunu özlenen bir tablo olarak ortaya çıkaran temel faktör, insan ilişkilerindeki ölçüdür.
Devlet ve siyaset ilişkilerinde ki ölçü,
Bireysel ve toplumsal yaşamda ki ölçü,
Kısacası, toplumda örf, adet ve kural haline gelmiş tutum ve davranışlarımızın erdemliliğini sağlayan ölçüdür.
Öyle ki ölçü;
Adaleti tesis etmektir, insanı incitmemek ve zulmü önlemektir diye uzayıp giden. insanlığın en önemli başvuracağı unsurdur.
Ölçü kaçtığı zaman, insan ilişkilerindeki meseleler de tarumar olur gider.
Bu kısa hatırlatmadan sonra, geçtiğimiz günlerde Sayın Ersin Ramoğlu'nun kaleme aldığı;
"Köpekleşmede uç nokta" başlıklı görüşüyle, halkın olması gereken Sabah Gazetesi'nin, Ersin beyin kişisel egolarını tatmin ettiği ne denli bir araç olduğu ortaya çıkmış oldu.
Belli ki Sayın Ramoğlu birilerine kızmış ve o kızgınlığını kendi sütunlarında toplumsal kabulun tercih etmeyeceği bir ifadeyle kelimelere dökmüş.
Bakın Sayın Ramoğlu "Köpekleşmede uç nokta" başlıklı yazısında neler söylüyor:
"Kemik yalama nasıl bir şeydir?
Yalamanın verdiği kalori ne kadardır?
Kemiği kapmak için,
İnce plan yapıldığı belli.
Nasıl uygulandığı da...
Kemiklendikten sonra yapılanlar ortada,
Kemik yalayanda itibar ne gezer?
***
'İtibarınız mı önemli, kemik mi' derseniz…
Cevaptan önce kemiğe dalar bunlar.
Kemik yalatıcılarla
Yalayanlar arasında büyük bir aşk vardır.
Kemik yalamak için onurunu,
Şerefini hiçe sayanlar da az değil hani.
Kemik yalayıcısını,
Kemikten uzak tutamazsınız.
Onlar yalayacağı kemiği görünce, gözleri döner.
Her şeyi unuturlar.
Mazilerini bile…
Akılları da fikirleri de kemiktir çünkü.
Nereden mi çıktı bu kemik yalayıcılık işi?
Çevrenize bakın, onlarcasını göreceksiniz.
İşimiz bilgilendirmek..." diye uzayıp gidiyor
Allah aşkına eleştiri uğruna yapılan böylesine bir görüş bu gazeteye yakışıyor mu?
Her şeyden önce insanı köpek seviyesine indirmek, bir insana ne kadar yakışır varın onun tahlilini siz yapın.
Bunun üzerinde durmayacağım,
Üzerinde durmak istediğim konu şu,
Gazeteciliğin doğuşuna baktığımız bu meslek; zalim yönetimlerin zulmüne karşı ortaya çıkıp milleti bilgilendirmiş olan bir olgudur ve o olgunun temelini atanlar, evrensel ölçekte şu görüşlere yer verirler:
"Gazetelerin sahibi kişiler değil halktır"
Buyurun Fransız devriminde yayınlanan gazetelerin, imtiyaz sahiplerinin görüşlerine bir bakın.
Şimdi Sabah Gazetesi gibi ekonomik gücü tartışılmaz olan, yayıncılık aleminde büyük bir gücü elinde bulunduran bu gazete'nin Adana ayağına baktığımız zaman, ne yazık ki yayınlar halk için değil, Sayın Ersin Ramoğlu'nun kişisel duygu ve düşüncelerini tatmin etme organı olmuş durumdadır.
Yıllardır takip ediyorum, yazmış olduğu yazılar içerisinde iki yazısını takdir ettiğimi de rahatlıkla söyleyebilirim.
Birincisi;
Satılmış uşaklar olan terör örgütü ve yine onların satılmış siyasi uzantılarıyla ilgili görüşleri,
İkincisi ise;
"Bakanlık enselerinde" başlıklı görüşüdür.
Ancak "Bakanlık enselerinde" başlıklı yazısında Ömer Coşkun'dan bahsederken, Adana ayağındaki ismi vermemesi ise bir eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak Ersin beye tavsiyem;
Alt yapısı mükemmel olan bu gazeteyi, gelin Küreyy-i Arz’ın yaratılışında ki hikmette bulunan ölçüye ters düşmeyecek evrensel gazetecilik ilkeleri çerçevesinde yönetin.
Yoksa yolunuz çıkmaz bir sokak olur ki, sonuçta bunun faturası kimseye değil size olur diyorum.