Yüreğinizin sesine kulak verin!

A.Kadir TUNÇER

22 Ekim 2012 Pazartesi 09:41

Duygu ve temennileri tek kelime ile ifade edebilmenin ne denli zor olduğunu sizlerle paylaşmama izin verin.. 

Sosyolojik tespitleri bir kenara itmenin zorluklarını göz ardı etmeden..

Bireysel ve toplumsal anlamda karşı karşıya kaldığımız tüm süreçlerin ve taşımakla zorunlu olduğumuz “sınav bilinci”ni asla yitirmeden.. 

İçi su dolu bir kovanın sükûnetini koruduğu bir anda, hafif bir yükseklikten, kovanın odak noktasına küçücük de olsa bırakılan bir taşın oluşturduğu dairesel hareketlilik, kıvrımlı biçimlerden oluşan helezonun ilk halkası, duygularımızı ifade etmeye en yakın kısım gibidir. 

Yakıcı ateşin hararetini en iyi hisseden, ona en yakın olanıdır!

Gerek içimizde, içimizdeki kimilerinin en içlerinde, çevremizde, onların da çevresinde, fikir ve ruh dünyamızı çevreleyen çeperin orta yerinde bir türlü söndürülemeyen bir yangın ne kadar da yakıcı.. 

Bir koşu uzağımızda, uykusuz kalakaldığımız hallerimizin halvet mahallerinde, kuytularımızda saklı tuttuğumuz hazinelerimizi kullanmaktan kaçındığımız cimrilik dolu, ilgisiz ve umursuz dolu anlayışlarımız. 

Sadece beden odaklı, ruhsuz bir bakış açımız ve dünya anlayışımız..

Hatalarımızı bırakın minimize edecek bir yaklaşımı, dev dalgalara dönüştürdüğümüz kabullerimiz, başkalarının güdümüne girmiş olan tercihlerimiz bizleri ne hallere düşürmekte? 

Öncelikle ruhunu restore etmesi gerekirken; kendisinden habersiz, kendisi enkaza dönüşmüş bir mimar edasındaki gaflet haline ne demeli?

Bir zamanlar baronların sultasından bıkmış insanların, şimdilerde birer baron olma sevdaları, çelişkilerin en daniskası değil de nedir?

Üzgünüm ama; pek çok aydın kesilenlerimizin karanlığa el sallamaları, konjonktürün baş aktörlüğüne, dahası piyonluğuna soyunmaları, müflis vicdanların biteviye artmasının arkasındaki en itici güçlerden biri sayılmaz mı? 

Yeri ve zamanı geldiğinde, çekilen onca sıkıntıların müsebbibi konumundaki çileleri çekmemize neden olan ve anlaşılmaktan çok uzak, hiçbir fikir ve anlayışın tanımında yeri bulunamayan vicdansızlığın tarif ve tercümesini kim/ler yapacak?

Aykırı da olsa, toplumun bütün bileşenleri, kendi aralarındaki sorunları çözmede neden bu kadar yöntemsiz ve metodolojiden uzak, bağnaz ve kaba bir tutum içinde olabiliyor? 

Kendimizi kontrol edebilir bir hal yerine, sürekli kontrol edilebilen boyutlarda gezinmek gibi bir soruna ne ad vereceğiz? 

Kendimize gelme, kendimizi ve bize bizden yakın olanı keşfedememe gibi devasa bir sorunumuz var!

Saymakta ve yazmakta aciz kalacağımız sayısız gerekçeler buraya sığacak gibi değil. 

Özü şu ki;

Her ne sebeple olursa olsun; üzerinde yürüdüğü toprağın bir gün altına gireceğini, çiğnediği toprakların bir gün üstüne serpileceğini hesaba katmayanlar, mukadder sonucun en hazin olanına da katlanmak zorunda kalacaklardır..

İşte ben asıl onlara acırım! Çünkü bütün pervasızlıkların arka planında bu mendebur anlayışın yattığını müşahede ettim. 

Bırakın başkalarına kapalı tuttuğumuz yüreğimizin kapılarını kendimize bile açmadığımızı, yüreğimizin nazlı ve nazenin inlemelerine kulaklarımızı ve vicdanlarımızı tıkadığımızı ne zaman anlayacağız acaba? 

Bir önemli önceliğimiz, başkalarına tutsak ettiğimiz aklımızı özgür bırakarak, yüreğimizin sesini dinlemek olmalıdır!

 

Sevgi ile kalın

akt

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.