Söze şu önemli vurgu ile başlamak istiyorum:
Sorumluluk duygusu, önerme kadar uyarmayı da kapsar. Eleştirmenin ne denli zor olduğu bir ülkede yaşadığımızı sizler de en az benim kadar çok iyi biliyorsunuz.
Farklı karakterlerin varlığı ve çokluğu, bu karakterlerin icabı olarak değişik sebep ve sonuçları da beraberinde getiriyor. Üslup değişikliği, beraberinde sunum farklılığını da tabii hale getiriyor. Bilhassa zihniyet ve görüş farklılığı sözkonusu ise..
Her ne şekilde olursa olsun, servis edilen düşüncelerin kaygan zeminlerde sunumu rahatsız edici sonuçlara neden oluyor.
Buna sebebiyet verenler kanaat önderi, liderlik vasfına ve makamına sahip kişiler, toplum önderleri ve temsilciler, yöneticiler, siyasi parti liderleri ve bilhassa ülkeyi yöneten kişiler olunca; hassasiyet daha bir artar.. Etkileme katsayısı artarak helezon dalgası gibi hızlıca çevresini kuşatmaya başlar. Olumlu veya olumsuz pek çok büyük sonuçlara neden olur.
Sonra da çık çıkabilirsen işin ve vebalin altından?
Görüyoruz; biri alışılmışın dışında bir duruş ve kararlılık gösteren, ekibini ince ayarla seçip çalışan, şu ana dek farklı bir profil çizen bir başbakan, diğeri ise, karşılık olsun ve hep ana muhalefet değil de, “her şeye muhalefet” mantığını benimseyen, kendince kılavuz ekibini belirlemiş, tutarlılığı tartışılan bir muhalefet lideri! Her ikisi de yiğitlik gösterisi oyununu sergilemekte.. Oynadıkça oynuyorlar.. Öyle ya! “Hayat zaten bir oyun ve eğlenceden ibaret” değimlidir? Peki böylesine mi?
Garabetler ülkesi oluverdik.. Çelişkilerimizden bir türlü kurtulamıyoruz?
Bugünü iyi anlamak için düne çok iyi bakmak lazım. Aslında düne dalarsak yine yerimiz ve özellikle sizin tahammülünüz yetmeyebilir. Bir iki kelam ile meseleye kısaca değinelim şimdilik..
Geçmişte Meclis dahil, toplumsal tüm dağılmalarımız ve çözülmelerimizin arka planında, birbirini anlamak istemeyen, sürekli bir diğerini inciten, kamuoyu önünde rencide edici söylemlerle çok iyi bir iş yaptıklarını zanneden kişiler ile yönetildik.. Aşağılamak, hakaret etmek, bağırmak, marifetten sayıldı.. Bunun etkisi hala salgın boyutunda.. Bu virüsten belli ki hala kurtulamamışız!
Benim asıl üzüntüm; ne kadar başarılı ve/ya da başarısız olursa olsun, gelecek nesillere en iyi örnek olması gereken insanlarımızın bu konudaki yanlışta ısrarcı olmaları ve kötü örneklikleridir!
Elbette ki siyasi kabul ve tercihler farklı olabilir. Eleştiriler de.. Sizlerin bütün kamuoyu önünde yaptığınız “canlı” açıklamalar; aile fertleri ile birlikte haberleri izleyen çocuklarımızın; “bahtsız bedevi” derken ne demek istedi, “Suudi çölleri” nerededir, orada Kâbe yok mudur, “Kutup Ayıları” çölde gezer mi? Gibi soruların çocukların kafasında yer edineceği hiç düşünülmüş müdür? Stratejik konuşma metin düzenleyicileri, çocuklarımızın, gençlerimizin tertemiz hafızasını, insanlarımızın ahlaki gelişimlerini düşünerek, toplumsal örneklik hatırına daha iyi metinleri yazamazlar mı, daha iyi söylemler ve bilgelik kokan eleştiriler geliştirilemez mi?
Siyasi arenanın gün geçtikçe kızışacağı bir zaman tüneline giriyoruz.
Çok bağırmak, hakaret edercesine salvolarda bulunmak, ustaca “faça bozma” muhabbetleri “çok oy” anlamına gelmemeli..
Bu toplumun sizlerin güzel örnekliğine, deneyimlerinize ve bilgeliğinize, dahası güzel olması gereken ahlakınıza da ihtiyacı var! Ne dersiniz?
Ana/Yavru Muhalefet ve İktidar Lideri Başbakan da olsanız sonunda;
“Er kişi niyetine!” derler.. Bir de işin öteler ötesi boyutu var..
Gündem değiştirmek adına da olsa, sebebi her ne olursa olsun, sözün güzel, naif, hoş ve latif olanı, uyarıcılık adına bilgelik kokanı makbul olsa gerek..
Sizlerden beklentimiz “olması gereken” makul seviyedir. Bu gidişat ve üslup sizlere hiç mi hiç yakışmıyor! Bırakın kendimize, çocuklarımıza bile anlatmakta zorlanıyoruz!
Birlikte daha iyi olmak dileği ile..
Sevgi ile kalın..
akt