CHP'nin Adana Milletvekili arkadaşımız Sayın Turgay Develi'yle ilgili, gazetemiz muhabirlerinden Mehmet Poyraz, 29 Ekim 2012 tarihinde bir değerlendirme yapmış.
Arkadaşımız değerlendirme yapmış yapmasına ama, Vekilimiz çooook... bozulmuş yapılan o değerlendirmeye.
Neden?
Neden bozuluyorsun sevgili arkadaşım yapılan değerlendirmeye.
Hakaret var mı?
Yok
Küfür var mı?
Yok
Saygısızlık var mı?
Yok.
Yoksa bir nezaketsizlik mi var?
O da yok.
Aksine yapılan değerlendirmenin özü de doğru.
Mehmet Poyraz yaptığı değerlendirmede özetle, "Adanalı sizi niye seçti, onları yarı yolda bırakman için mi? diyor ve belediye başkanlığı düşüncenize karşı çıkıyor.
Böylesine yapılan eleştiriden daha doğal bir şey olabilir mi?
Oysa Millet vekilini seçerken;
"Gitsinler mecliste, bizlerin hakkını hukukunu en iyi şekilde korusunlar" diye seçiyor.
Ancak tuhafıma giden ve Sayın Turgay Develi'ye yakıştıramadığım ise, kendi imzasıyla göndermiş olduğu yorumdaki sözleri oldu.
O sözler sana hiç yakışmadı kardeşim.
Bakın Milletvekilimiz yaptığı yorumda neler söylüyor:
"Kimsin, nasıl köşe yazarı oldun, bütün bu yalanları nasıl uyduruyorsun ve kime hizmet ediyorsun bilmiyorum ama... Bu kadar sövmen için iyi bir nedenin olmalı!. Ha bu arada niyetini söylemek için gerekçe gösterdiğin Murat Yıldız ile konuştum yazısını düzeltti... Haberin olsun istedim"
Şimdi şöyle bir düşünelim,
Milletin vekili olan arkadaşımız kendi vatandaşına, üstüne üstlük kendi partisinden bir vatandaşa, 'Kimsin, nasıl köşe yazarı oldun' Diyerek, her şeyden önce bırakın bir gazeteciyi,vatandaşını adam yerine koymuyor.
Diğer taraftan, gazetemizde çalışmakta olan arkadaşımızın nasıl köşe yazarı olduğunu sorguluyor Vekilimiz.
Yani doğrusu köşe yazarı olacakların, vekilimizden olur alması gerektiğini bilmiyordum.
Ve Mehmet Poyraz'ın kendisine sövdüğünü iddia ediyor Sayın Develi.
Bu gazetede, değil milletvekiline, sıradan bir vatandaşa dahi küfretmek ve hakaret etmek, kimsenin haddi değildir.
Böylesine bir soytarılığa, böylesine bir hayasızlığa ve böylesine bir edepsizliğe musade edeceğimi mi sanıyorsun?
Bu mesleğin olmazsa olmaz yanının edep ve haya olduğunu size hatırlatmama sanıyorum gerek yok.
Acaba benim gözümden mi kaçtı diye yazıyı inceledim, ama en küçük bir hakaret bulamadım.
Diyelim ki sizin canınızı sıkan bir yönü vardı, peki neden en azından beni arama zahmetinde bulunmadınız?
Siz gerçekten hakaret olduğuna inanıyorsanız, lütfen hemen arkadaşımız hakkında dava açın.
Sonuç olarak, kendisine her şeyden önce meslektaşım olarak değer verdiğim Sayın Develi'nin, böylesine anlamsız ifadelerini garipsediğimi de ifade ederken, Edabali'nin Osman Gaziye yaptığı şu nasihatı bir dost olarak hatırlatmak isterim;
"Ey oğul, artık Bey'sin! Bundan sonra Öfke bize, Uysallık sana, Güceniklik bize, Gönül almak sana, Suçlamak bize, Katlanmak Sana, Acizlik bize, Hoşgörmek sana, Anlaşmazlıklar bize, Adalet Sana, Haksızlık bize, Bağışlamak sana...
Ey Oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki, devlet yaşasın"
Uzun lafın kısası, biz kızacağız ama sen hoşgörülü olacaksın sevgili arkadaşım.
Çünkü yetki makamında olmak böyle bir şey