Dünü bilmeyenler, elbette bu günün sağlamış olduğu demokratik konforu ve fikir hürriyetinin vatandaşa getirdiği rahatlığın hikmetini anlayamazlar.
Yakın tarihimizde milletin inancının bir yaşam tarzımı, yoksa camilerden ibaret mi olduğuna ne yazık ki millet değil, birileri zorla da olsa karar verip dayatıyordu.
Oysa bu milletin inancını oluşturan İslam; bir yaşam biçimiydi,
Öylesine bir yaşam biçimi ki; Hak, hukuk, insan hakları, fikir hürriyeti, emeğin kutsallığı sosyal adalet ve milletin iradesinin tezahür etmesi Kur’an’ın kesin emirleriydi.
Ama bu hassasiyetler dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de kabul görmüyor ve gün geliyor Başbakanlar idam ediliyor, gün geliyor bu milletin ayrı düşüncedeki çocukları idam ediliyordu.
Dün baskıların vermiş olduğu;
Zulümler vardı,
Çileler vardı,
Daha da ötesi bir kabus vardı.
Dün Kur'an-ı anlamamak için yapılan baskılar arasında, bu milletin çocuklarına atalarının hedefini göstermek ve bu uğurda mücadele yapmak, öyle her babayiğidin harcı değildi.
Peki neydi o hedef?
O hedef Kur'an-ı anlama hedefiydi.
O yolda zerre kadar korku yoktu,
İşte o korkusuzlar;
Bediüzzaman Saidi Nursi, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, M. Sait Çekmegil, Sezai Karakoç, Abdürrahim Karakoç, Mustafa Yazgan ve daha niceleri.
Ancak Anadolu coğrafyasında ki hamurun şekillenmesi için bir diriliş mücadelesi veren bu kıymetli şahsiyetlerin yanında, ismi medya da yer almadığı için kamuoyu tarafından fazla bilinmeyen, resmi unvanda küçük bir demiryolu memuru olan, manada ise gönüllerde fırtınalar kopartan bir isim daha vardı bu önemli mücadelede içerisinde.
İşte o isim, o aksiyon ve pratik eylem adamı, Kemal Kelleci'den başkası değildi.
İçte ve dışta ki Kur'an düşmanlarının baskıları nedeniyle, Türk gençliği atalarının medeniyet kaynağı olan Kur'an-ı anlayamıyor ve bu sebeple de beklenen uyanış bir türlü sağlanamıyordu.
Yıllar kabuslarla geçip ülke 10’larca yıl geriye götürüldü.
İşte böylesine bir ortamda, uyanışın görevi Bilim ve İlim dünyası olan Üniversitelere değil, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi yine bu milletin gerçekte efendisi olan çiftçiye, esnafa, küçük memurlara ve hatta seyyar satıcılara düşmüştü.
Dolayısıyla tek hedefleri Hakk'ı tavsiye etmek olduğu için, fedakarlıkları nedeniyle, bu değerlerin yeni nesiller üzerinde hak ve hukuku asla ve asla unutulmamalıdır.
İşte onlardan biri de Kemal Kelleci'dir
Kemal Kelleci'ki, ömrünü gençlerin uyanışına vermişti ve hala da o mücadeleden kopmayan bir eylem adamıdır.
"İslam'ı sadece abdest ve namaz kılmak zannediyorduk" diyen Kemal Kelleci, Ankara'da kurulan tüm derneklerin ve siyasi partilerin oluşumlarında imzası olan ve bu uğurda yapılan tüm etkinliklerde görev alıp konferans ve panellerin organizasyonunu üstlenen, fedakar bir gönül adamıdır.
Kısaca Anadolu insanının yüreğinin kıpırdağı her yere ulaşıyordu.
Öyle ki taşradan gelen öğrencilerin bursundan yatacağı yere, yiyeceğine ve hatta cep harçlıklarını kendine dert edip mücadele veren bir şahsiyettir.
Bu milletin manevi yönüne indirilen darbelerin, her karesinin acısını yaşamış olan Kemal Kelleci, Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in çıkarmış olduğu Büyük Doğu ile çıkar çıkmaz tanışmış, Akıncılar Derneği, Milli Türk Talebe Derneği, Milliyetçiler Derneği, Türk Ocağı, Milli Nizam ve Aydınlar Derneğinin kuruluşunda bizzat bulunurken, bu düşüncede ki partilerin kuruluşuna da katılarak, Ali Fuat Başgil ve Menderes'in çalışmalarında bizzat bulunan bir kültür savaşçıdır.
Genel anlamda o günlerdeki İslami anlayış, Kur'an-ın özünden soyutlanmış, Kemal Kelleci'nin deyimiyle İslamiyet sadece abdest alıp namaz kılmak ve 32 farzı ezberlemekten ibaret olarak algılanıyordu.
Diğer bir ifadeyle, İslamiyet’in camiye hapsedilmesi için amansız bir mücadele veriliyordu.
Tıpkı İmam Hatip Liselerinden mezun olacakların yalnızca imamlık yapmalarının şart koşulduğu gibi.
İslamiyet’in yalnızca abdest alıp namaz kılıp 32 farzı öğrenmekten ibaret olmadığını, nasıl anladığı konusunda bakın Kemal Kelleci ne diyor:
"1963'te Mustafa Yazgan konferans veriyordu. Biri, 'İslamiyet ne olacak' diye bir soru sordu. O da, 'İslamiyet Kıyamete Kadar Baki' dedi. Böyle söyleyince İslamiyet'in bir dünya görüşü olduğunu anladım ve araştırmaya başladım. Konyalı Vehbi Efendi'nin tefsiri var kolay kolay anlayamazsın. Adeta logaritma gibi ve Osmanlıca. Elmalılı Hamdi Yazır'ın. tefsiri Arapça. İşte ciddi tefsirler bunlar, ancak anlaşılmıyor. Bu arada Seyyid Kutup'un Fi Zilal'nin çıkacağını duyduk 1974'te. Demiryollarında çalıştığım için sık sık İstanbul'a gidip gelirdim. Bekir Karlığ ve İsmail Rifat Şengüler çalışıyordu üzerinde. Gittim onlardan bir takım istedim. Bana gönderdiler. Fi Zilal'i görünce ben bittim. Baktım, Kur'an anlaşılıyor. Beni bu tefsir sardı. Hem çalışıyorum hem okuyorum. Gece Sabahlara kadar Fi Zilal okuyorum. Gözlerim kanlandı. Elime defter alıyorum, mealleri yazıyorum. Kocaman defter oldu. Kur'an anlaşılıyor, bunu anladım ama kimseye söylemiyorum. Çünkü ben ayak işleriyle uğraşan biriyim. Erbakan Hoca'nın talebeleri var, imam hatip mezunları var, ilahiyat mezunları var. Ben bir şey söylesem sen kimsin diyecekler. Hiç bir şey söylemedim, iyi ki de söylememişim. Fi Zilal'i anladıktan sonra İslam'ın bir yaşam biçimi olduğunu anladık. Kur'an-ın anlaşılmasında ana nokta. Fi Zilal'in bizim anlayacağımız dilden çıkması ile üstat’ın konuşmaları ve konferanslarıdır"
İşte uyanış hareketinin kısa öyküsü.
1970'li yıllarda Kemal abi Anadolu’yu karış karış gezip Fi Zilal'i taşıyıp dersler verirken, Adana'ya da geliyor bir iki gün kalıp muazzam bir fikir pompalamasının ardından Ankara'ya dönüyordu.
Özellikle Adana ayağında Alil Yıldız ve Hüseyin Dağ kardeşlerimin yapmış olduğu ev sahipliği ve Kemal Kelleci'nin Adana'ya daha sık gelmelerini sağlamaları ve bu alanda ki muazzam hizmetlerini de unutmamak gerekir
Bu hizmet yıllarca sürdü.
Fazla değil, bir kaç yıl önce de geldiğinde, ilerlemiş yaşına rağmen aynı heyecan ve hareketlilikle kurtuluşun tek adresinin Kur'an-ı doğru anlamaktan geçtiğini söyleyerek yaptığı konuşma harikaydı.
Çünkü bizi yaradan;
"Allah indinde yegane din İslam’dır....." (Ali İmran 19) diyor.
Kısaca taşrada ki gençliğin manevi gıdasını merkezden taşıyan bu yılmaz savaşçının tek derdi; 1900'lü yıllarda İngiltere Başbakanının lordlar kamerasında yaptığı konuşmada, "Türk milletini teslim almanın tek yolu, ya onları Kur'an-dan soğutacaksınız, veya Kur'an-ı ortadan kaldıracaksınız" sözlerine karşılık, Milli karakterin, maddi ve manevi yükselişin öngördüğü Kur'an-ın, Adalet anlayışının toplumsal olarak özümsenmesinden geçtiğini, adeta iğneyle oya işler gibi, Anadolu gençlerinin kalbine işliyordu Kemal Kelleci.
Evet, uzun mesafe koşucusu olarak Sırtında Anadolu'ya tefsir taşıyan adamı bir kez daha gönülden kutluyorum ve bu sürecin dipdiri ayakta durması için bu gün "Müslümanım" diyen zevatın içerisinde bulundukları bu günkü süreci adam gibi ihya etmelerini söylemeye gerek yok sanırım.
Sonuç olarak;
1950’lerden sonra başlayan sancıların dermanı olan Kur’an ahlakını, ülke geneline yaymaya çalışanların bizlere ders olması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
İyi ki Anadolu’yu uyandırmışsınız Kemal Abi.