Adı, Peygamber adı,
Soyadı, Ak.
Ya hizmeti?
O mübarek insanı nasıl anlatırım doğrusu bilemiyorum.
Mustafa Sungur abi üstadı Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretlerinin talebesi olarak, birlikte kışı görmüş, çile çekmiş, ama gönül sofralarından gençleri doyurmak için durmadan yorulmadan o baskılara ve zulümlere rağmen il il, kasaba kasaba gezerek, medeniyetimizin temelini oluşturan Kur-an ahlakını vermek için çalışıp durdu.
O;
Bediüzzaman'a gönül vermiş bir talebeydi.
Gönül vermesinde ki hikmet çok önemliydi,
Çünkü Saidi Nursi'nin tek bir hedefi vardı ve Mustafa Sungur Abi’de o hedefe kendini vakfettiği için, Bediüzzaman'ın dizinin dibinden ayrılmadı.
Neydi o hedef?
Henüz Cumhuriyet kurulmadan, 1907'’lerde İstanbul'da Padişaha başvurarak tek şey istiyordu Saidi Nursi.
Neydi o tek şey?
İşte Bediüzzaman'ın dilinden o istek;
"İstanbul başta olmak üzere Anadolu’da binlerce medrese var. Bu medreselerde yalnızca din ilimleri tahsil ediliyor, gelin bu medreselere fen ilimlerini de koyalım. Çünkü yalnız din ilimleri tahsil edildiği zaman taasup bir gençlik meydana gelir. Yalnız fen ilimleri tahsil edildiği zaman ise dinsiz bir gençlik meydana gelir. Her ikisi birden tahsil edildiği zaman Japonlar gibi çağı yakalayan bir gençlik meydana gelir" diyordu Bediüzzaman .
Eğitimin millet için ne denli önem arz ettiğini çok iyi bilen, ancak verilecek eğitimde din ilimlerinin öneminin toplumsal huzur ve istikrar için daha da önemli olduğunun farkında olan Mustafa Sungur Abi, üstadın talebesi olmayı bir şans olarak ifade ediyordu.
Tıpkı o da üstadı gibi her ayı kış olan çileli yolda, bu milletin gençlerinin ilmi ve imani hayatının zenginleşmesi için dikenli yollara rağmen yürüyordu.
Bizlerde onların gönül sofralarından aldık gıdamızı.
Adana ayağında bu hareketin öncülerinden kimler yoktu ki.
1970'lerde bir sabah namazında camide tanıştığım Mustafa Gençgeç, Sinan Gengeç, ardından Sami Narin, tekstilci Vahap abi, terzi Mehmet Çelik Abi, kalaycı İzzet abi, Ziyaeddin Yağcı ve diğerleri de Adananın şakirtleri de Mustafa Sungur Abilerden aldıkları ilhamla Adana’da hummalı bir çalışmanın içerisine girmişlerdi.
Ne gariptir ki, Bediüzzaman'ın Risalelerinde tamamen Kur-an'ı anlatmasına rağmen, bu kitapları o dönem okumak ve bulundurmak suçtu.
Sözüm ona laiklik kavramının nüfuz bulduğu, insan hak ve hürriyetine saygı duyulduğu. demokrasi nimetinin sonuna kadar insanlara verildiği bir ortamda; evlerde yapılan Kur-an dersleri dahi adım adım takip edilip, insanlar evlerinden alınarak sorguya çekiliyor ve hak etmedikleri çileler yaşatılıyordu.
Türkiye fikir hürriyeti ve inanç hürriyeti açısından böylesine bir iklimin içerisindeydi.
1900'lü yılların başında Rahmetli Bediüzzaman'ın başlatmış olduğu hareket, sayısız mahkemelere, baskılara ve zindanlara rağmen ve hatta zehirlenmelere rağmen; yılmadan ve usanmadan büyük sıkıntılar içerisinde sürdürmüştü o kurtuluş harekatını.
İşte o evrensel fikir hareketi, Bediüzzaman'ın talebesi olan Mustafa Sungur ve diğer talebelerinin büyük gayretleriyle günümüze kadar getirildi ve nihayet Anadolu’nun her tarafı sonunda kıştan bahara döndü.
Bu hareket yüzyılın en büyük fikir hareketi olarak milyonların gönlünde taht kurdu ve uzun soluklu hareketin önemli dinamiklerinden olan Mustafa Sungur Abi, her canlı gibi Cumartesi günü Hakk'ın Rahmetiyle buluşarak ölümü tattı.
Böylesine;
Şerefli, izzetli ve en yüce olan bir mücadele sonunda, Allah'ın çağrısına icabet eden Mustafa Sungur Abiye Yüce Allah'tan Rahmet diliyorum.