Takdir etmeyi bilmek kadar, tekdir etmeyi de bilmek gerekir!
Bütün bunları, meselelerin odak noktasına “tavsiye” mefhumunu bir kenara bırakmadan erdemden uzaklaşmadan yapmak daha doğru olur.
Yakın tarihimizin oldukça önemli figürlerinden biri oldu Ak Parti ve Sayın Başbakan..Muhafazakâr geçmişi ve kimliği, il başkanlığı süresi içindeki icraatları, belediye başkanlığında elde ettiği haklı sükse, bir şiir uğruna üzerine batan güneşin muhteşem doğuşu, başbakanlık, çıraklık, kalfalık derken ustalık dönemi.. Sırada coğrafyamızın Everest tepesi ve zirve noktası Çankaya Köşkü! Yaşadığı ve yaşattığı pek çok unutulmaz olaylar ve mücadeleler.. Takdire şayan bir profil.. Kimileri açısından ise hala takiyyeci, olumsuz tanımlamalarla muhalefet edilen bir lider.. Tarih pek çok gerçeği açığa çıkaracak şeylere gebe.. Yaşayanlar görecek elbet!
Ak Parti, üç tane “Y”; “Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar” ile mücadele adına yola çıktı!
İmdii;
1980 askeri darbesi sonrası Millî Güvenlik Konseyi, Bakanlar Kurulu pozisyonunda iken çıkartılan bir yönetmelikteki yasakçı zihniyetin, 31 yıl aradan sonra, yapılan birkaç kelime oyunuyla, pansuman diye tabir edebileceğimiz yöntemlerle, sadece birkaç fiili değişiklik yapılarak neredeyse aynı yönetmelik önümüze getiriliyorsa, üzüntü ve acı verici bir durumla karşı karşıyayız demektir.
Madem yasağa karşısınız; yasağı koyanlar kadar cesur olun ve arkanızda duran kahir halk ekseriyeti ile siyaset yaparak, erkinizi sonuna kadar kullanma yetkisini elinize veren halkınızın sesine kulak verip bu kangrene dönüşen yasakçı anlayışı sonlandırınız!
Allah aşkına, bu çıkardığınız son yönetmelik sizlerin de içinize siniyor mu? Sizce kaldırmayı düşündüğünüz “başörtüsü yasağı”nı kaldırmış mı oldunuz bu ucube yönetmelikle?
Yönetmeliğiniz; bir taraftan “ Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde kılık ve kıyafet serbesttir.” Hükmünü içermesine rağmen öte yandan,”Öğrenciler okul içinde BAŞ AÇIK olarak bulunur.” Hükmünü içermektedir! Kız öğrencilerin sadece, İmam-Hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin İmam-Hatip programlarında tüm derslerde, ortaokul ve liselerde ise seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebileceği hükmünü içeren bu yönetmelik, hukuksuz bir yasağın devamı niteliğinde sıkıntı vermeyi sürdürmektedir.
Bu “Ustalık” dediğiniz dönemde çözmeyecekseniz, çözümü hangi bahar gibi görünen iktidar mevsimine erteliyorsunuz acaba?
Birey olarak benim inancımın gerekliliklerini yerine getirme hususunda neyin iyi, neyin kötü olduğunu belirleme hakkı benden başka kimin tasarrufunda olabilir? Benim özgürce kullanmam gereken bir tasarrufu, hükümet ve/ya da muhalefet olsun, bir başkasının, benim olması gereken müktesep hakkımı elim/iz/den alması insan haklarını koruma günü dâhil, evrensel hangi kriterlere ve zamanlara uyar ve ne kadar doğrudur?
Bu yönetmelik, içinde barındırdığı “baş açık” dayatması ile yasakçılığın devam ettiğinin en bariz delilidir! Üç “Y”nin bir ayağı olan “Yasaklar” hala kırık olarak sekiyor!
Bizim siz saygın siyasetçilere en samimi tavsiyemiz, bu kırık ayakla meydanlara çıkmayın!
Gereken yasal düzenlemeleri, alınması gereken kararlı ve güçlü bir siyasi irade ile yerine getirmelisiniz! Üstelik bu durum, muhafazakar insanlarımızın çok iyi bildikleri, ve sizlerin de zaman zaman dile getirdiği “öteler ötesi” ile de ilgili.. Bunun vebali oldukça ağır! Hem bu dünyada, hem de öteler ötesinde bu işin altında kalmak da var!
Yasal zeminler çerçevesinde ulusal bazda sayısız Sivil Toplum Örgütümüz, muzdarip olunan bu konuya ilişkin olarak feveranlarını değişik platformlarda aralıksız olarak dile getirmektedirler. Kentimizde bu işleri iyi götüren As Platform dâhil pek çok stk, üzerine düşeni yapmaya çalışmaktadır.
Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Kaldırılması Komitesi ( CEDAW ), 2010 yılı Nihai Yorumlarında yükseköğretim ya da yükseköğretim öncesi olarak ayırım yapmaksızın eğitim, istihdam, sağlık, siyasi hayat ve kamu hayatı alanında başörtüsü takılmasına ilişkin yasağın ayırımcı sonuçlarını ortadan kaldırmak için Türkiye’den önlem alınmasını istemişlerdir. Uluslar arası anlaşmalara imza atan bir ülke olarak, hala attığımız imzanın arkasında olduğumuz söylenemez.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Başbakan’ın saygıdeğer Hanımefendi Eşleri’nin, kamusal alan teraneleri yüzünden çektikleri, Çankaya ve diğer kamusal alan olarak görülen yerlerdeki sıkıntılı dönemleri, yakın tarihimizin taze belleklerinde ve kamuoyumuzun acı dolu hatıralarındadır. Herkesin malumudur! Şimdiki durum da.. Bu yükü mağdur evlatlarımızın ve ailelerinin sırtından almak daha erdemlice bir siyasetin gerekliliği değil midir?
Sizlere bu konuya ilişkin olarak başörtüsünün içeriğindeki “sorumluluk bilinci”ni anlatmayı fazlalık olarak bulurum. Zaten bilginiz dâhilinde. Sadece kavram kargaşası yaşayanlar açısından birkaç kelam etme ihtiyacını hissediyorum!
Başörtülü kadınlarımızın aldıkları karar yerine, yasak koyma kararını alan elitlerin koyduğu yasaklar; kadınlarımızın onurunu kırmaktan ve ayaklar altına almaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Kadınlarımız, genç kızlarımız, diğer konularda kendi kararlarını verme iradesine sahip oldukları gibi başlarını açma veya örtme konusunda da karar verme hakkına sahip olmalıdırlar. Bir başkası onlar adına karar verme hakkını kendinde görmemelidir! Onlar adına doğruyu dikte etme hakkını kendinde görenlerin diktesine ihtiyaçlarının olmadığına inanıyorum.
Herşeye rağmen başörtüsü; kadının sosyal yaşama katılmasına engel bir sorun değil, tam aksine katılımını rahatlatan en önemli güvence olarak görülmelidir.
Canı isteyenin” Başörtüsü”, isteyenin “Türban” olarak yaptığı serzeniş, kasıt yüklü yorumlar eşliğinde, turnosol kağıdı gibi renklendirilse de, sorun değişmemektedir!
28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu Kararlarında, başörtülü öğrencilerin eğitim haklarını kullanmalarının “düzen bozucu” iddiaları karşısında hangi delil günümüze kadar önümüze konabilmiştir? Türkiye Cumhuriyetinin Temel Nitelikleri’ni bozucu herhangi bir eylemleri somut bir bilgi ile ortaya çıkarılamadığı gibi, ispat edilememiştir.
Bir de şu “Kamusal alan” kavramı yok mu?Bu kavramı hiç sözlükten merak edip de okuyanımız var mı? Nedir bu kavram kargaşasından çektiğimiz?
“Kamu” sözlük anlamı bakımından: Herkes demektir.
“Kamusal” ise; Herkes için ortak olan” demektir. Kamusal alan kavramı, hukuk terminolojisinde değil, bilakis sosyal bilimlerin terminolojilerinde kullanılan bir kavram. Böylesi bir kavram; asla yasaklama gerekçesi olamaz, olmamalıdır!
Söz konusu yasaklama kararı tamamen siyasidir.
Elbette ki İslami söylemler ve kurallar bizi bağlar! Ancak meselenin çözümü tamamen siyasal bir zemin üzerinde yapılmalı ve sonuca öyle gidilmelidir.
İşte tam da bu aşamada, seçim dönemlerinde meydanlarda kül bırakmayan, kükreyen, şov yapan, siyasilerimize birkaç lafımız var! Özellikle muhafazakar kimliği taşıdığını söyleyen siyasilerimize.. Bu işi çözeceğinize dair güvenimizin çeperleri oldukça zayıfladı.
Rahatlatmayan ve hâlâ tedirgin etmeye devam eden yönetmeliğin dayandığı zihniyet;
Tevhid-i Tedrisat Kanuna dayanmaktadır. Arka planında, insanları “tek tip” olarak dizayn etme amacını güden bu anlayışın daha akılcı, cağın gerekliliğine uygun koşullar içeren düzenlemelerle değiştirilmesi her türlü açıdan ciddi bir vecibedir!
Çözenlere selam olsun!
Sevgi ile kalın
akt