Hokkabazlıkların, yalanların ve dolanların birbirini izlediği tek parti döneminde ne yazık ki bu milletin gerçek kahramanları, kahramanlıklarıyla değil, vatan hainiymiş gibi muamele görmeleri utanç verici alçakça bir durum olsa gerek.
Tarihi yazanlar, eserlerini sipariş üzerine bina ettikleri için ve siparişi verenler ideolojik bir senaryo yazılması yönünde talimat verdikleri için, son padişahımıza vatan haini damgasını vuracak kadar alçakça teşebbüslerde bulunarak, bu milletin çocuklarına 36. Son Padişah olan Vahidüddin hazretleri vatan haini olarak, yalan söyleyen tarih sahnesinde yerini almıştır.
Bu yıl altıncısı düzenlenen Çukurova kitap fuarında, acaba yalan söylemeyen tarihi dokümanlar bulabilir miyim diyerek, fuar boyunca her gün gittim ve tüm stantları inceledim. Ne gariptir ki biri hariç, hiçbir stantta yalan söylemeyen tarihle ilgili tek bir delil bulamadım.
Yüzlerce yayınevinin Adanalıyla buluşturduğu kitaplar içerisinde, bu ülkenin geçmişini adam gibi piyasaya sürecek bir eseri bulamamak, en büyük eksiklik olsa gerek.
Biri hariç dedim.
O biri ise BÜYÜK DOĞU stantıydı
Evet, Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in torunu Emrah Kısakürek’in başında olduğu Büyük Doğu standında, yalan söylemeyen tarihi eseri, Cennet Mekan Necip Fazıl Kısakürek kaleme almış ve tüm detaylarıyla son padişahımız Vahidüddin ile ilgili gerçekleri somut bir şekilde okuyucuların vicdanlarıyla sunmuş.
Günümüzde kitap üzerine kitap yazan sözde entellektüel birikimli aydın kılıklı ünlü yazarlar, acaba inadına gerçek tarihi görmezlikten gelmeleri, kendilerini vicdanen rahatsız etmiyorum mu?
Utanmadan ve sıkılmadan Ermeni yalakalığı yapanlar acaba Vahiddüddin ile ile ilgili gerçekleri neden ele almazlar?
Tarihi perspektiften olayları süzgeçlemeye cesareti olmayanlar, ne yazık ki bunun yerine ya ceplerine hitap veya şan ve şöhretlerine hitap edecek konuları,perde arkasını irdeleme ihtiyacı hissetmeden piyasaya sürmeyi marifet sanıyorlar.
Tabi bizler bu cambazlıkları yutmuyoruz ve o marifet sanılan eserlere de dönüp bakmıyoruz.
Necip Fazıl'ın bu bilinmeyen tarihle ilgili dokümanlarını okuyanlar, ister istemez kendi kendine şu soruyu soracaktır;
"Vahidüddin milli bir kahraman mı?, yoksa vatan haini mi?" sorusundan sonra elbette "Milli bir kahramanmış" demekten kendilerini alamayacaklardır.
Ancak, Milli kahramanlığıyla ilgili yığınla eylemleri içerisinde Son Padişahımızın son fermanındaki şu tarihi sözleri, sanıyorum o'nun ne denli bir kahraman olduğunu göstermeye yetecektir.
"Umumi harbin müttefikler hesabına kaybedilmesi üzerine doğan siyasi durum, büyük atalarımın mülkünü ve Hilafet ve Saltanat makamını çetin ve korkulu bir yere sürüklendiğinden, Milletimin bağımsızlığını gerçekleştirmek ve memleketimin saldırgan ellerden kurtarılmasını sağlamak için tek vücut halinde davranılmamasını şahane selamımla beraber asker ve memurlara ve halka bildirilmek üzere irade ettim"
Son Padişahımız şer güçlerin istilası karşısında, milli bir hareket başlaması için düğmeye basarken, oyunun sonunda ne yazık ki bu büyük insan, zorunlu olarak gittiği gurbet ellerde yokluk içerisinde hayata veda ederek, cenazesi bile atalarının kurmuş olduğu vatanımıza defnedilememiştir.
Vahidüddin hazretlerinin bir kahraman olduğunu anlamak için, Necip Fazıl Kısakürek’in dışında, Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak’ın hatıratlarına bakmak, sanıyorum resmi tarihin yerle bir olmasına yetecektir diyorum.