Yetmedi mi?

A.Kadir TUNÇER

04 Şubat 2013 Pazartesi 13:12

Ak Parti iktidarından önceki yıllarda ve bu iktidarın muktedir olamadığı dönemlerde çekilen sıkıntı, binlerce insanı “mağdurların mağduru” konumuna soktu. Peki muktedir olduğu varsayılan bir dönemde ne durumdayız acaba? 

Bitti bitecek denen sıkıntı mevzi kaybetmeden, konumunu koruyor! 

Müteveffa Ecevit ve Sezer dönemlerinde iş zıvanadan çıkmıştı. Herkese empatiyi tavsiye edenler, nedense başlarını sadece ve sadece inançlarından ötürü örtenlerin yerine empati yapmaktan kaçındılar. Onlar da inandıkları biçimde davrandı ve tavır koydu. Bu ayrı bir tartışma konusu. Gel zaman, git zaman devran değişti ya da biz öyle sandık! Yara aynen duruyor! Acı hâlâ sürüyor! Üniversitelerdeki uygulamaların bile, kafa karıştıran kayganlaştırılmış “yasal zemin” çelişkileri hâlâ tam manasıyla düzeltilebilmiş değil. Yapılanlar; sadece lokal ve geçici bir pansumandan ibaret..

Elbette ki gelinen aşamayı küçümsemek ve/ya da görmezlikten gelmek gibi bir insafsızlığın içinde olmayacağız ama gelinen noktayı da din ve vicdan özgürlüğü dâhil, insanlık onuru adına yeterli görmeyi de eksik ve incitici olarak görüyorum. 

Ak Parti’nin pek çok hayati konuda, “vuruşa vuruşa” “iki geri bir ileri” hamleleri bu gün için eskisine nazaran; “muktedir olamayan iktidar”dan, “muktedir olan güçlü bir iktidar” konumuna geldiği apaçık bir realitedir! Ancak bu muktedirliğini, özellikle borçlu olduğu halk kitlesinin muzdarip olduğu “Başörtüsü” sorunu, her dönem olduğu gibi, bu dönemde de çözüm beklemeye devam ediyor! 

Şu kamusal alan çılgınlığına son vermeyi ne batılılardan, ne doğululardan ne de kendi özümüzden bir türlü öğrenemedik!

Okuyanlar kadar, özellikle çalışan kadınların din ve vicdan özgürlüğü hakları ne olacak?

Görünüme endeksli tek tip, dar kafa ve bakış açısı, kendi vatandaşının dininin icaplarını yerine getirmesinden korkan bir zihniyet, ense tıraşı ile neden bu kadar uğraşır? 

İnançlı denen kesimin; kendini inançlı olarak gören ve yönetmekle iddialı kişilere karşı kendilerini savunma zorunda görmeleri acı verici ve daha çok incitici oluyor!

İşin enteresan tarafı, Memur-Sen Konfederasyonu gibi daha pek çok Sivil Toplum Kuruluşumuz, ulusal bütün zeminlerde seslerini yükseltirken, ilgili siyasi iradeden rahatlatıcı, acı dindirici bir yankı da gelmiyor! Ya sessiz ve derinden bir metodoloji ile bu işi “Yeni Anayasa” ile “ustaca” fırtınalar koparmadan çözecekler ya da bizler yazmaya, STK’lar haykırmaya, mağdurlar acı çekmeye devam edecek!

Kamu Kurum ve Kuruluşlarında çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine dair “Yönetmelik” mutlaka tez elden değiştirilmelidir! Kamuda çalışan kadınların inanç özgürlüklerine yönelik dayatmalardan vazgeçilmelidir! Memur-Sen ve ona bağlı Eğitim Bir-Sen’in Türkiye genelinde başlattığı imza kampanyasına, duyarlı her vatandaşımızın imzaları ile katkı koyması yerinde bir duruş olacaktır.

İlgili link :

www.ozgurlukicin10milyonimza.com 

Aklınızı ve vicdanınızı değil, imzanızı atın!

Yara dindirmek iyi de, asıl olması gereken yarayı iyileştirmektir!

Çok şey sanıyoruz, sandık ama önümüze gelecek sandık! Sanmaktan ötesi lazım bizlere!

Çözen kârdadır!

Daha önce de kaleme aldığım ifademi tekrar edeyim: 

Çözenlere selam olsun!

Sevgi ile kalın..

akt

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.