Kişisel ve/ya toplumsal arayışların hızını alamadıkları bir süreci durmadan yaşıyoruz. Engebeli yolculuklar zaman zaman yıpratıcı olsa da, geleceğe ilişkin umutlu bakış açısı, en önemli sermayemiz oldu!
Kimlik arayışı ve bunun üzerinde sürdürülen polemikler, farklı bir gelecek tasvirinden oluşan bireysel taleplerimiz, bunların toplumsal zeminde kabul görmesini bekleme arzusu, sırada durmaktan bir türlü kurtulamayan, mütemadiyen kuyruk acısını çektiğimiz yığınla beklentilerimiz ve bütün bunlara neden olan şaşmaz realite: Tercihlerimiz!
Yılların bağrında yatan sevinç ve üzüntülerimizin en somut nedeni olan tercihlerimiz!
Yarın; sorgulanacağımız en çarpıcı sınavımız!
Gelecek nesillere bırakacağımız sevaplarımız ya da günahlarımızın bileşkesi!
Genel olarak bizden öncekileriniçine düştüğü hatalara bizlerin de düştüğü, gelecek nesillerin de düşmesine aldırmadığımız, uzaktan kumandalı teslimiyetlere kurban ettiğimiz tercihlerimiz!
Başımıza gelen felaketlerin, üstümüzde kopan/ kopartılan fırtınaların ve yaşadıklarımızın temeline indiğimizde, yüzümüzde patlayan şamarın adı; “düşüncesizlik” sonucu yapılan tercih ve uygulamalar olmuştur.
Bir şeyleri “doğru anlamak” mantık mantalitesinden çok, onların istediğini, yine onların belirlemiş olduğu ölçü ve tarzda anlamamız ve hayatımızı da buna göre şekillendirmemiz istendi durdu.. Onlar; hesabın “ötesini” değil, berisini düşünenlerden!..
En büyük sermayesi aklı olan birinin, aklının elinden alınmasından daha feci bir durumu düşünebiliyor musunuz?
Aklını ve dolayısıyla düşünme melekesini başkalarının hegemonyasına teslim etmiş bir topluluğun ya da bireyin, geleceği ile ilgili beklenti ve umutları olabilir mi?
Aslında bizlere reva görülenlerin dehşet verici tablosunu tarif etmek bile, bizleri tar-u mar edecek dehşetengiz boyutlara taşımaya yeter.
“Doğru”nun tarifini yanlış bilenin, başkalarına “En Doğrusu”ndan bahsetmesi ne kadar sağlıklı ve ne kadar doğrudur?
Megaloman bir ruh halinin kalıntıları bile, ömrün felaketine yeter gerekçelerdendir!
Hobilerimizin ve fobilerimizin yanlış istikameti, yukarıda dillendirmeye çalıştığım “düşüncesizlik” sonucu oluşan “yanlış tercih virüsü”nün, içimizin en ücra noktasına kadar yerleşik düzen alıp, bizi kendi anaforunda boğmasındandır maalesef!
Doğu’ya, batı’ya ya da diğer yönlere anlatacaklarımızdan çok, öncelikle bizim bizimle işimiz, bizlerin bizlerle amansız sorunları var! Yani kendimizin kendimizle!
Doğru tercihlerle çözülmesi dileğiyle..
Sevgi ile Kalın
akt