Ali Pekmezci'nin;
"Siyasetçi mi, akil adam mı, tekstilci mi, gazeteci mi?" Başlıklı yazısını ibretle okudum ve üzüldüm.
Tecrübeli bir gazeteci olup ta nasıl böylesine bir yanılgıya düşer, doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum.
Eyyy.... gazetecilik aleminde yıllardır mürekkep tüketen sevgili kardeşim, gazeteci bir konuda hüküm veriyorsa, bildiğin gibi onun bilgisini ve belgesini ele geçirmeden, hüküm veremeyeceğini, sanıyorum en iyi sen biliyorsun.
Bir konuda ya hayal ediyorsun, veya konuştuğun şahsiyetler cemaate yakın şahsiyetler değildir.
Bu külliyen bir yalandır.
1973 Yılından bu yana Risale-i Nur hareketinin içerisinde olup yakından takip eden bir gazeteci olarak, Naim Yalçınel'in ve Taner Talaş'ın bu harekete yakınlığının sıradan bir insan kadar olduğu yönündeki bilgiler tam anlamıyla bir hayal ürünüdür ve koskoca bir yalandan ibarettir.
Kimlerle konuştun, nasıl bir istihbarat aldın bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey var ki; Naim Yalçınel'in bu hareketin içerisinde elini değil, tüm gövdesini taşın altına sokan bir şahsiyet olduğunu bilen biriyim.
Bilgi mi istiyor sun?
Belge mi istiyor sun?
Zahmet edip gelirsen sana bir iyilik yapar, bu harekette Naim Yalçınel'in gövdesini nasıl taşın altına koyduğunu gösteririm.
Gelelim cemaate yakın kişilerden aldığın istihbaratın geçersizliğine,
Vallahi Pekmezci seni yanıltmışlar.
Bu harekete gönül verenler, böylesine beyanda bulunmazlar.
Neden mi?
Çünkü böylesine beyanlarda bulunmanın; fitne ve fesada davetiye çıkaracağını çok iyi bilirler de ondan.
Böylesine beyanda bulunanlar ise, bu harekete gönül verenler olamaz.
Gönül isterdi ki, Gazeteci Ali Pekmezci olarak; fitne ve fesattan kaynaklanan senaryolar sonunda, kentte meydana gelen olumsuzluk karşısında, sağduyuya başvurarak, karanlık mahfillerde cirit atan deyyuslara lanet okumaktı.
Sonuç olarak bu kentin;
Huzur ve istikrara ihtiyacı var.
Huzur ve istikrarı sağlayacak, fitne ve fesada geçit vermeyecek olanlar ise, basın yayın kuruluşlarını yöneten ve yönlendirenlerdir.
Bilmem yanılıyor muyum?