Henüz bitmedi!

A.Kadir TUNÇER

04 Mart 2013 Pazartesi 09:34

 

Geride kalmış gibi görünmesine rağmen; 28 Şubat/çıların bıraktığı “derin” izler kolay kolay giderilecek gibi görünmüyor. Verdikleri acı ve ıstıraplar, ortaya konan etki, bu etkinin asgari sürecine ilişkin zamanlamayı söyleyen iradenin konumu, son yaşanan münferit gibi görünse de bitmemiş ve müzminliğini hala koruyan sorunlarımız nedeniyle, bu işin henüz bitiril/e/memiş olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. 

Çok şey yazıldı, çizildi, söylendi. Her yaralayıcı taşın altından çıkan hüzün kurtları onları işaret ediyor maalesef! Bu sürecin içinde, arka planda kalmayı başaran kişilerin hala sorgulan/a/mamış olmalarını da oldukça manidar buluyorum.. Yaptıkları değil, yaşları kemale ermiş zevatların satranç oyunlarındaki maharetleri, süren bağlantıları, verdikleri çaba, görünmeyen öngörüleri, onların asla vazgeçmeyeceklerinin en somut emareleridir. 

Zaman; tercihler oranında, tercihlere göre gebe kalır.

Gelinen noktayı asla küçümsememekle beraber, binbir çile ile elde edilen kazanımları yeterli görmek, asıl elde edilmesi gereken kazanımların yanında basite düşer. Üstelik, kendi imparatorluklarını kaybedenlerin, daha güçlü hamleler için, gerekirse yüzyıllık uykulara bile dalmış gibi görünmek isteyebilecekleri göz ardı edilmemeli.. Her zaman için, dikkatli ve rikkatli bir öngörüye ihtiyacımız var toplum olarak. 

Yakın geçmiş dönemde; Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan ‘28 Şubat alt komisyonu taslak raporu’ açıklandı. Çok ciddi tespitler yapıldı. Yaptırım tarafı olmayan bu komisyon, kamu vicdanını rahatlatması açısından ciddi ve özel bir misyonu yerine getirmiştir diye düşünüyorum. 

Beni düşündüren hususlar geride kalan bazı ayrıntılar.. Zamanın fikir babalarından, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu: “.. Bin Yıl sürecek” diyen kişi.. Medya bile zamanın yardakçı ve şakşakçı medyasını, satın alınan garson yazarlarını yerden yere vuruyor.

Kimi iş adamlarının kirli çehresi, bazı üst düzey siyasetçi ve yöneticilerin acizliği.. Gerçekler su üstüne çıktıkça hayretler içinde kalıyoruz. 

Ya o zamanın TRT’sine ne demeli? Yapılan yayınlar arşivden tekrar yayınlansa.. Utanır ya da kendileri ile yüzleşirler mi acaba? O vaktin yöneticileri de suçlu bir “üst makam” olarak kimi gösterecekler?  Ya o zamanın Hâkim ve Savcılarına kim ne diyecek? Yargı eski yüzü ile yüzleşebilecek mi acaba? Açıklanan rapor ile; 

Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ve Refah-Yol Hükümeti’ne aslında millete karşı yapılan postmodern darbenin bazı şifreleri de ortaya çıkmış oldu! 

Refah Partisinin kapatılmasına en çok sevinenlerin başında Süleyman Demirel’in geldiği, darbeyi önceden bildiği, ilginç tespitlerle anlatılıyor. 21 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisinin kapatılması istemi ile Anayasa Mahkemesine dava açtı. 16 Ocak 1998 tarihinde, laikliğe aykırı tutum ve davranış gerekçesi ile kapatıldı. V.Savaş “Anılarım” adıyla yayımladığı kitabında, Refah’ın kapatılmasından üç gün sonra, C.Başkanı S.Demirel tarafından Köşk’e davet edildiğindeki olayları şöyle anlatır: 

“Sıcak bir karşılama.. Refah Partisi kapatılmasaydı, askeri müdahale olabilirdi. Seni Kutluyorum. Davayı sen açtın. Bu sonuçta %50’den fazla hakkın var.” 

Bu vebalin altından ne bu dünyada ne de öteki dünyada kalkamazlar!

Mevcut ki varsa, kalmışsa itibarları, onlardan millet adına geri alınmalıdır!

Umarım adalet gerçekleşir. 

Sevgi ile Kalın

akt

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.