Abdullah Öcalan denize nazır istirahatgahında dinlenmeye alındığı günden bu yana, milletin onurunun kırılması pahasına siyaset lafzında teröristler lehine önemli aşamalar kaydedildi.
Milletin kaderinin tecelligahı olan Büyük Millet Meclisi'nde, daha önce PKK'nın veya Abdullah Öcalan ismi telaffuz edilmezken, bu gün Kandilde ki Murat Karayılan’ın bile saygın bir şahsiyet olarak ismi telaffuz edildiğinde, 'Sayın' lafzı olmadan anılmıyorlar.
İşte bu olmadı,
Çünkü bunlar mülhidlerin ta kendileri değil mi?
Mülhidliklerini kanıtlayıp, Allah’ın emri olan namazla alay etmediler mi?
Bu milletin göz bebeği olan Askerlerin gözünün içine baka baka TBMM’de hakaret etmediler mi?
Sonra da dönüp saygınlık payesi veriyorlar.
Bu milleti tahrik etmek ve incitmek için bilinçli olarak ortaya konan bir duruştur.
Yıllarca terör yanlıları mega kentlerde kaos oluşturma sevdasıyla sokakları ateşe verirken, beyleri incitmeme uğruna gösterilen titizlik ve cinayet şebekelerinin mimarlarına olan övgüler zaten milleti yeteri kadar üzdü.
Bu gün hukuka saygılı olanlara gösterilmeyen toleransların gösterildiği bu beylerin siyasi uzantıları, artık istedikleri gibi at oynatabilmektedirler.
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, gazeteci arkadaşımız Ufuk Tekin henüz öğrenim çağında olan Kürt çocuklarının, yarının teröristleri değil, birer bilim ve ilim adamı olması yönündeki duygu ve düşüncesi çerçevesinde kaleme aldığı yazısı nedeniyle, BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, gazetenin genel yayın yönetmenini arayarak, Ufuk Tekin'i yazısından dolayı şikayet edip ekmeğinden edebiliyor ve manzara karşısında kimsenin gıkı bile çıkmıyor.
Bu nasıl bir insanlık anlayışı?
Ne gariptir ki böylesine acımasızlık karşısında, arkadaşımız Ufuk Tekin yapayalnız kaldı ve Adana'da kamuoyu oluşturmak için çalışan meslektaşlarımız, sessiz kalmayı tercih ettiler.
Özellikle terörizm konusunda yiğitçe olayların üzerine giden Ersin Ramoğlu'nun, böylesine bir olay karşısında sessiz kalışı ise anlaşılır gibi değil.
Bu olay karşısında, Ersin Ramoğlu geçmişteki yazılarının samimiyetine kimseyi inandıramaz.
Adana basınının, bu yönde kendinden beklenen tavrı ortaya koyamadığını söylemek gerek.
Türküyle, Kürdüyle ve milletimizi meydana getiren diğer etnik kökendeki insanlarımızla, silahların susarak fikirlerin hayat bulmasını hep birlikte istiyoruz.
Ancaaak..... Bu açılımı desteklerken, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında vekillik yapanların, dağdaki eşkıya ile sarmaş dolaş öpüşmesini, Kandildeki zata saygınlık payesini izafe etmeleri ise kabul edilebilir bir şey değildir.
Bu milleti yaralar,
Bu her şeyden önce evladını Şehit veren anayı, babayı, eşi ve evladı yaralar.
Açılım, açılsın, hem de sonuna kadar,
Ama açılım sürecinde bu milletin değerlerinin yara almaması için, tavizsiz hassasiyet ortaya konmalıdır.
Sonuç olarak;
Bu topraklarda hiçbir Allah kulu Kürt kardeşini hakir görmeyip, tersine Kürt kardeşiyle kardeşçe yaşamanın, arkadaşlık etmenin konforunu bin yıldır yaşıyor ve sonsuza kadar da yaşamak istiyor.
O zaman, gelin dağa gençlerin kazandırılmaması için güzel bir görüşü açık bir şekilde ortaya koyan Ufuk Tekin gibi arkadaşlarımızın, sizlerde görüşlerine saygılı olun ve adımlarınızı bu yönde atın.
Unutulmamalıdır ki birlikte yaşamanın temelini, kişilerin birbirini anlaması oluşturur.
Bir birini anlamayan toplumlarda ise, işte Orta Doğu ülkelerinde olduğu gibi kaos alır başını gider ki, bu en çok ezeli ve ebedi düşmanlarımızı sevindirir.