Yurdum insanı kimi zaman tuhaflıkları, bazen komiklikleri, çoğu kez düşündürücü atraksiyonları ile akılda kalmayı başarmışlardır. İyi niyet kisvesi giydirilen pek çok senaryonun içine sokulan toplum, yabana atılmayacak deneyimler kazandı. Bu nedenle kül yutma dönemlerinin biraz geride bırakıldığı bir atmosferi soluyoruz. Henüz kaos kesafetinin tam olarak dağılmadığı bir ortam sürerken..
Yaşadığımız sayısız olayların bıraktığı etkiler; eski ve orta kuşak jenerasyonun çok daha derinden hissettiği yaraların izleri ile dolu.. Şimdiki kuşak; gelecek nesillere karşı daha bir sorumluluk duygusu ile harmanlanmış, önceki kuşaklara pahalıya mal olan deneyimleri ucuza kapatmış görünüyorlar. Devir değişti. Konjonktür de.. Kötüye gidişe “dur!” diyebilmeyi esas olarak kabul eden bir anlayış hüküm sürüyor. Bütün siyasi aktörler, bu perspektiften yola çıkarak, kendi gardlarını almak zorunda kalıyorlar.
Başta askeri vesayet olmak üzere, kullanılmaya müsait bütün “vesayetler”in, derin diye nitelendirilebilecek bütün organizasyonların tasallutunun tedavülden kalkması gerektiğini özümsemiş bir toplum var! Deneyimlerin bıraktığı “izler” açısından gelecek nesiller oldukça avantajlı..
Fransız asıllı fikir adamı Gustave Le Bon (1841-1931); ilginç bir sosyolog! Enteresan bulduğum iki sözünü sizinle paylaşayım. “Bilmek, ezberlemek değil, sebep-sonuç arasındaki ilişkiyi kurabilmektir.”, “Tecrübe; insanın başından gelip geçen olay değildir. İnsanın başından gelip geçerken iz bırakan olay tecrübedir!”diyor. Gerçekten eski ve orta yaşayan kuşakların çektiği öylesine derin “izler” var ki, sayılacak, anlatılacak gibi değil! Bu nedenle şimdiki ve gelecek kuşaklar daha avantajlı! Aman daha da iyi olsun!
Alışkanlıklara tutku ve ihtirası giydirmek, insanı çoğu zaman tuhaf durumlara düşürebilir. Geçtiğimiz günlerde, Ankara’da yeni bir oluşuma imza atıldı. Tarih özellikle seçilmiş. 23 Nisan! Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.. Verilmek istenen mesaja tarih yüklemesi yapılarak! “Milli Merkez Kurultayı” gerçekleştirildi. İnikâsı zayıf kalan bir adım niteliğinde. Bütün bunlar normal. Bu oluşumu başlatanlar bildik yurdum insanı olunca yazmadan edemedim.
9.Cumhurbaşkanı Demirel Milli Merkeze özellikle Cindoruk’un mevcudiyetinden dolayı daha çok destek verdiğini belirtmiş. Herkesin malumu ki; Cindoruk, Demirel’in icazetini mutlaka alır!
Şimdi bu oluşumdaki isimlerin bazılarına bir bakalım. Eski Merkez sağ ve sol’un “bıçkın delikanlıları..” TBMM Eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Devlet Eski Bakanı Ali Topuz, CHP Eski Milletvekili Kemal Anadol, CHP Milletvekili İsa Gök, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Ferit İlsever, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocaskal, İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Gazeteci Sabahattin Önkibar ve bildik Zekeriya Beyaz..
80’lik Cindoruk; “ Milli birliğimiz noktasında hiç bugünkü kadar tehlikeli bir noktaya gelmemiştik..” diyerek harekete start veriyor. Bütün mesele ise; “Tayyip’i devirmek” üzerine kurulu.. Arkasındaki gücü ne kadar hesaba kattıkları ise belli ki anlaşılmamış.
Dertlerin aysberk gibi şu ana kadar görünebilen kısmı bile, bilen ve yaşayanlar açısından bu toplumun taşıdığı derin “izler”in ne denli hatırlatıcı olmasına yeterli emareler olduğunu bilirler. Bu toplumun ve acı çekenlerinin; sebep-sonuç ilişkisi açısından ne acıları, ne de bu acıların hazırlandığı mutfakları ve aşçılarını, sunanları, ortaya koyanları, ileri itenleri tezgâhlayanları ve uygulayıcılarını unutması mümkün değildir!
Pas tutmuş hiçbir derin-el artık değil baraj, köprü bile olamaz! Cin bile olsalar, her zaman doruklarda tutunamazlar!
Bu toplumun asıl kaygılarını anlamayanlar, “anlaşılmamaya” mahkûmdurlar!
Sevgi ile Kalın
akt