Yerleşik yaşamın ortaya çıkardığı karmaşık sorunların çözümü için, aylardır yapılan tartışmalar dur durak bilmiyor.
Tartışmalar yetmiyormuş gibi tartışmaların tarafı olan BDP'lilerin ortamı daha da germek için akıllara ziyan açıklamaları ise adeta çözüm sürecini baltalamaya yönelik adımlar olarak artık konuşulur oldu.
Türkiye her konuda olduğu gibi kritik aşamalarda ne hikmetse kendi tarihi misyonu içerisinde yer alan dünya çapında kabul görmüş değerleri nedense böylesine hassas günlerde hatırlamayı istemiyor.
Oysa bakı elin adamı ne yapıyor;
Reagan ABD Başkanı olduğu dönemde ülkeyi ekonomik krizden kurtarmak için İbn-i Haldun'un ekonomik formülünü hayata geçirip, isminden ise gururla bahsederken, ne hikmetse yalnız ekonomi konusunda değil, aynı zamanda dünyanın bir numaralı siyaset bilimcisi olan böylesine değerli bir şahsiyetin ortaya koymuş olduğu görüşlerine bakmıyoruz.
İbn-i Haldun üçe ayırdığı siyaset biçimi için, bakın toplumun ekonomik ve sosyal huzurun sağlanması amacıyla, siyaset bilimi için nasıl bir tezi ortaya koyuyor;
Akli siyaset:
"İnsanların akılları ile bulup koydukları , kanunlar aracılığı ile devleti yönetmeleridir. Siyasetçi akla dayanarak kimi zaman yöneticinin iyiliğini, kimi zaman da yönetimin iyiliğini araştıran kişidir.
Medeni Siyaset:
Filozofların ileri sürdükleri ideal bir siyaset biçimi olup, gerçekle ilgisizdir. İdare eden bir otorite olmaksızın, insanların barış ve huzur içinde yaşaması şeklindeki bir sistemdir.
Dini siyaset:
Devletin peygamber tarafından bildirilmiş olan tanrı buyrukları ile idare edilmesidir. Dini kurallar insanların davranışlarını gösterdiği kadar, devletin izlemesi gereken yolu da gösterir.
Medeni siyaseti tamamen hayali bir tarz olarak tanımlayarak devre dışı bırakan İbn-i Haldun, akli ve dini siyaset türlerini karşılaştırır ve dini siyasetin akli siyasetten üstün olduğu tezini ortaya koyar.
Şimdi gelelim çözüm süreciyle ilgili yürütülen çalışmalara.
AK Parti iktidarının İbn-i Haldun'un ortaya koyduğu 3 siyaset biçiminden dini siyasete daha yakın olduğu gerçeği karşısında sormak istiyorum;
Bu sürecin başarıyla tamamlanmasının önemli ayaklarından biri olan ve 7 bölge için görevlendirilen akil adamlar kadrosunun donanımları İbn-i Haldun’un ortaya koyduğu tezle ne kadar örtüşüyor?
Veya süreçle ilgili CHP ve MHP'nin eleştiri odağı olan kandilin perde arkasıyla ilgili atılan adımlar bu tezdeki ölçüyle örtüşüyor mu?
Kem küm etmeye gerek yok, dini siyasetin temelinde uhuvet vardır ve bu temel üzerindeki görüşmelerde zaten gizli saklı diye bir şey olmaz.
Çünkü bu tezde insana saygı vardır,
Çünkü bu tezde hatırın ve gönül ilişkisinin olmadığı adalet vardır,
Çünkü bu tezde ekonomik ve sosyal hayatın tekamülünü ön gören ilkeler vardır.
İşte sıkıntının düğüm noktası burada.
Sonuç olarak;
Bu gün uhuvet kardeşliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bir ortamda,
Ülkenin,
Bayrağın,
Ve dilin,
Tartışma konusu yapılması, hem akli siyasetle, hem medeni siyasetle ve özellikle de dini siyasetle örtüşmemekte ve bağdaşmamaktadır.
Örtüşüyor diyen dünyada ki bir örneğini çıksın göstersin.
Kaldı ki İbn-i Haldun’un ortaya koyduğu bu tezde millet içerisindeki etnik gruplar olsun veya azınlıklar olsun hepsinin insan olmanın getirdiği her türlü hakkı vardır ama milletin bütünlüğünü zedeleyecek keyfiyet ise yoktur.