Yalanı gerçekmiş gibi kamuoyuyla paylaşmak değil.
Bu günkü yazıma, Allah mekanını Cennet etsin, Rahmetli Abdurrahim Karakoç hocamın bir dörtlüğüyle başlamak istiyorum,
İşte o dörtlük:
"Lokma yapıp dünyayı yutacak hayaller var
Yerle gök arasını tutacak hayaller var
Baş tacı edilecek hayal olduğu gibi
Kaldırıp bir çöplüğe atılacak hayaller var"
Ne muazzam bir dörtlük değil mi?
İşte bu dörtlükte olduğu gibi, bizim Rifat da dalmış bir hayale, daldığı hayal aleminde kurguladığını gerçekmiş gibi aktarmış sütunlarına ve ondan sonra da peşin veren bakkal misali hiçbir sorun yokmuş gibi oturmuş köşesine.
Usta bir gazetecidir, iyi bir gazetecidir ammaa velakin Abdurrahim Karakoç hocamın dörtlüğünde olduğu gibi, bazan da kaldırıp çöplüğe atılacak hayali iddiaları, gün yüzüyle buluşturup umuma gerçekmiş gibi okutturuyor imansız.
Bizim Rifat belli ki Sunar Mısır'ı hedef alarak, bu kuruluşun kazancını bakın nasıl tarif ediyor:
"Halkın sağlığıyla oynayanlara göz açtırmayacağını söyleyen Başkent'teki devlet büyüklerimiz, 7'den 70'e, bebesinden yaşlısına kadar hepimize bir nevi zehir enjekte eden bu rant düşkünü sağlık düşmanlarına göz yumuyor, üstelik hayır düşkünü bu insanlarımızı da her fırsatta onore etmekten geri kalmıyor"
Sonuç olarak, Sunar Mısır'ın sahiplerinin kazandıklarının külliyen haram olduğuna dem vuruyor.
Pes doğrusu,
Öyle bir yalan söyle ki insanlar inansın,
Eli öpülesi saygın bir iş adamı için uydurukça iddiaları ortaya koyacaksın sonra de “Ey ahali işte bunların yüzü budur” diyeceksin.
Kimse yutmaz bu hokkabazlığı kardeş.
'Ramazan ayı başına mı vurdu' diyeceğim, dememe gerek yok Ramazanla arası iyi olmadığı için tossun gibi maşallah.
'Sol tarafından mı kalkın' diyeceğim, gazeteye gelene kadar sabahın seher vaktinde cin gibi olur evelallah.
Peki be adam senin derdin ne?
Bak aklıma gelmişken yine söylüyorum, hani Sabuncularla ilgili iddianda da hatırlatmıştım yine hatırlatıyorum,
Vallahi de billahi de senin yerinde ben olsam, Çifte minarenin yanı başından üst geçide doğru giden bulvardan geçmem.
Çünkü o bulvarın tapusu bu ailede ve bu aile kendine hakaret edilmesi için değil, Adana halkının yararlanması için orayı bağışladı.
Dolayısıyla hakarete varan iddiaların nedeniyle bu bulvardan sakın ha geçtiğini görmeyim.
Senin anlayacağın o zamanki iddiaların bir mahcubiyet ti, şimdiki ütopik iddialarının da bir mahçubiyete mahkum olmaktan başka çaresi yok.
Hani bu kuruluşu köşeyi dönmekle itham ediyorsun ya,
Bak ben sana yaşadığım bir olayı anlatayım belki utanırsın,
İki binli yılların başı yani AK Parti öncesi, Türkiye'de mısır sıkıntısı var, bunu bilen yurt dışında ki tüccarlar gemiler dolusu mısırı Türkiye'ye gönderir ve Mersin limanı dolup taşar.
Şu anda Sunar Mısır'ın Genel Müdürü olan oğul Hüseyin Çomu manzarayı değerlendirir, çıkar babasının huzuruna ve aynen şu teklifte bulunur:
"Baba iç piyasada mısır çok pahalı, Mersin Limanına gelen ithal mısır ise iç piyasadakine oranla çok ucuz, iznin olursa buradan alacağımız mısırla çok iyi kazanç elde ederiz"
İşte onur duyduğumuz, milletimizin genel karakteristik fotoğrafını resmeden ve Üniversitelerde ders olarak okutulacak nitelikte ki baba Nuri Çomu'nun cevabı:
"Evladım iyi hoş söylüyorsun ve yaptığın hesaplar doğrudur, biz bu ürünleri alıp işlersek çok para kazanırız, ama benim üreticimin malı ne olacak? Bizler almazsak başkaları almaz ise çiftçimizin halinin ne olacağını düşündün mü?. Bizim derdimiz çok para kazanmak değil, bizim derdimiz şu ovamızdaki üreticilerimizin malını alıp işlemek. Bu milli tarımın en önemli ayağıdır. Sana nasihatım; İç piyasadaki fiyat, dış piyasadan ne kadar pahalı olursa olsun, öncelikle benim insanımın malını almayı kendimize ilke edinmeliyiz işte milliyetçilik budur” der
Eyyyyyyyy.............., Bizim Rifat, senin hayalin bile bu işletmenin attığı tek bir adıma yetişmez.
Gelelim hayır işlerine,
Yahu insan Allahtan korkar ve ayrıca kuldan da utanır, sen gibi usta bir gazeteci bu konuyu nasıl istismar eder ve köşe dönmecilikle bağdaştırır bu insanları Allah aşkına.
Bak bu konuda da iddiaların havada kaldı,
Neden mi?
İşte nedeni;
Sunar gurubu hayır işlerini senin sandığın gibi AK Parti iktidarı döneminde başlamadı.
Hayır yapmak bu ailenin genetiğinde var ve bu nedenle gelenek haline gelmiş hayır işleri.
Yani dededen kalma bir gelenektir ve dede nasihatıdır.
Bu kuruluş AK Parti öncesi yaptırdığı sağlık kuruluşlarını ve okulları devlete bağışlanmıştır.
Bitti mi?
Hiç biter mi?
En büyük yatırım olan gençliğe bu aile yatırım yaparak, her yıl tahmin edemeyeceğin kadar öğrencinin okumasına vesile olmaktaır.
İşçisiyle birlikte yemek yiyen, işçisinin derdini kendine dert edinen, hatta onlarla arkadaş olup onlarla spor yapan ve her yıl geleneksel olarak düzenlediği etkinliklerle 5 yıllık, 10 yıllık, 15 yıllık 20 ve 30 yıllık işçilerini hediyelerle onurlandıran böylesine bir kuruluş için, ipe sapa gelmez iddialar sana yakışıyor mu?
Sonuç olarak;
Öyle bir laf et ki, ekarı umumiye alkışlasın seni,
Ama öyle bir laf ettin ki tam anlamıyla utanç verici bir laf desem, abartı olmaz birader.