Teşekkürler Türkiye

Talat Özyürek

04 Nisan 2014 Cuma 11:29

                                    

               30 Mart 2014 mahalli seçimleri Memlekete, millete hayırlar getirsin, demokrasi tarihimizin yerel yönetimler açısından en ilginç seçimlerinden birini yaptık. Pek çok etkenin rol oynadığı seçimler ziyadesiyle gerilimli geçti. '30 Mart' kimine göre 'referandum', kimine göre 'güven oylaması', kimine göre 'ittifak ve koalisyon denemeleri', kimine göre 'etnik' gösterge, kimine göre ise bir 'güç gösterisi' idi.neyse ki demokratik bir şekilde ve yargının denetiminde gerçekleştirildi.Aziz milletimiz ferasetini gösterip üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdi ve TÜRKİYE’ye yönelik saldırıya oylarıyla cevap verdi.Çok şükür ki millet devletine sahip çıktı.17 Aralık’la başlayan dalga yada Tsunami dersem daha doğru olur sanırım,halkın iradesine çarptı ve alaşağı edildi.Kim ne derse desin, seçim sonuçlarını doğru kabul edersek, iktidar partisi AKP seçimin mutlak  galibidir. Kıyaslama yaparsak; 2009 yerel seçimlerinde alınan AKP % 38.8, CHP % 23.1, MHP % 16.1 BDP (DTP) % 5.7 olan oy oranlarına bakınca, AKP bir önceki yerel seçim sonuçlarına göre % 7 yükseliş yapmıştır. Aynı şekilde CHP'de % 5 yükseliş yaşamış MHP ise maalesef %-0,9 gerilemiş görülüyor. Genel seçim sonuçları ile de kıyaslasak, Gezi Parkı olaylarına, 17 Aralık operasyonlarına, tüm tape ve kasetlere rağmen iktidar ciddi bir kayıp yaşamamıştır. Seçmen AKP için ortaya atılan iddiaları ya dikkate almamış, bunlara inanmamış, ya da inansa bile, muhalefeti yeterli bulmadığı için, oylarını iktidardan çekip, muhalefete vermemiştir.Halk ‘bu hükümet boğazına kadar yolsuzluğa battı,sandıkta haddini bildirin’propagandasını satın almamıştır,zira bu güvenoyu şeklinde geçen ve iktidarın mutlak zaferiyle sonuçlanan seçim ’yolsuzluk yapabilirsin’ ruhsatı da değildir.taban AKP’nin tertemiz olduğuna kanaat getirdi.Ama neden getirdi dersek tabi ki ayine’sine bakarak ki ‘bu iktidar bu milleti soysaydı ekonomik krizleri bertaraf edemez.Bunca yol,köprü,inşaat,metro vs. yapılamazdı ve benim cebimdeki dört lira sekiz lira olamazdı diye de düşündü.Neyin yolsuzluk neyin siyasi operasyon olduğunu ayırt edebilen bir  millete sahibiz maaşallah.Çok partili ilk deneme olan 1946’daki uydurma seçimlerde bile  her türlü baskı altında kalan halkımız olasılıkların sonucunda varlık göstermiş olup;14 mayıs 1950 seçimleri gerçek bir demokrasi halk hareketi olarak tecelli etmiştir.1950’den bu yana konuyu detaylandırmamız gerekirse hükümetlerin 4 yıl görev alması gerektiğini düşünürsek aradan geçen 64 yılda 16.hükümet olması gerekirken bugün maalesef 61. Hükümet.geçmişimiz ne yazık ki  ya bir ‘askeri müdahale’ yada ‘yolsuzluk ithamı’  eli kolu gövdeleriyle görev yapamaz vaziyete gelmiş yada getirilmiş demem lazımdı irade mezarlığı.İşin geldiği noktaya bakın ALLAH aşkına geçmiş yıllara oranladığımızda hükümetler başına nerdeyse bir yıl düşüyor ki toplumumuz artık burada ki fevkalade anormalliğin farkında enerjimizi kimlerin yada neyin çaldığının fazlasıyla farkında olmalı ki asıl  büyük hırsız görüyor ve tavrını iradesini koyuyor.Hepsi bu…

Kazanan memleketimiz oldu çok şükür, memleketimiz, vatanımız, Başbakanımız R.T.E  güvendiğini ortaya koydu.35- 40 bandında gidip gelir korkusu hep düşündürdü beni açıkçası  ama çok şükür 45- 50  bandında seyir etti,zaten hükümetin asıl gücüde bu değil ki mahalli seçimlerin dengeleri genel seçimlere oranla çok farklı olabiliyor ki demek genel seçim olsaymış 50’lerin üstüne çıkılırmış.

             Bence birçok ilde yanlış isabetsiz adaylar yada kendine yer bulamayanlar AKP büyük ölçüde oy kaybettirdi.AKP  pek çok yerde AKP ile mücadele etti desem yeridir sanırım ama yinede bu siyasal zaferin mucizenin tek sahibi halkın  hiç kuşkusuz inandığı ve teveccühlere mazhar olan   RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dır.Yalnızzz bu zaferde Casusluk, telekulak, kasetleme, kafesleme, fişleme, tehdit, şantaj, montaj, tuzak, kumpas, hile, hurda, yalan dolan, iftira sistematiği ile...eklemeye dayalı siyaset dışı müdahale yok tertemiz.Seçim sonuçları Memleketimize  hayırlar getirir inşallah.

           Halkımız yolsuzluğa itibar etmedi, dedim ama yolsuzluk soruşturmaları hükümetin asıl meselelerin başında gelmeli bugüne kadar olduğu gibi bugünde üstüne gitmelidir ki artık memleket meselesi haline gelmiştir. Vicdanlarda  olmasa bile zihinlerde  bu git geller hala devam etmektedir ki nitekim  AK Parti'nin sırtında büyük bir yük ve bu konuda topluma bir izah borcu bulunuyor. 'Seçimler ve sandık elbette 'demokrasinin esası'dır. Ve bu 'esas' bugüne kadar olması gerektiği gibi şeffaflık, açıklık istikametinde bir rol oynamıştır. Bilmek gerekir ki, bugünden sonra mekanizma tersine işlemez, sorunu ve soruyu gayri meşrunun üretmesi demokratik düzende onu yok saymaya, geçiştirmeye müsaade etmez. Yolsuzluk dosyaları ve kişileşmiş iktidar hali ile ilişkileri geçiştirilemeyecek olanların başında gelmektedir...'

                Başbakanımız önceki balkon konuşmalarında daha birleştirici ve kucaklayıcı mesajlar

Vermişti. Fakat   bu kez farklı bir tutum sergiledi.Cemaate çok sert çıkarak operasyon

yapılacağını kaydeden R.T.E  “Bu şehitlerin kanıyla yoğrulmuş bu toprakları biz

Pensilvanya yada buradaki hain uzantılarına asla teslim etmeyiz. Yarından itibaren

kaçanlar kaçtı yarından itibaren de kaçanlar olabilir. Bazıları için şahsen suç

duyurusunda bulunduk. Kaçabilir dedim. Bundan sonra inlerine gireceğiz. Hesabını

 ödeyecekler  diyerek operasyonun artarak devam edeceği sinyalini vermiş oldu.Şüphe yok ki, bazı insanlar cemaat içinde bir hayatı kendileri için değerli bulabilir, başka bir deyişle, kendi iradeleriyle özerk olmamayı  seçebilirler. Kimseyi “zorla özgürleştirme” hakkımız yoktur. Ama böyledir diye, cemaatlerin veya bir tek büyük cemaatin sivil ve kamusal hayat alanımızı istilâ etmesine kayıtsız kalmamız mümkün olmasa gerek…

 
 

      Asıl meselelerden biride devlet içinde cemaatin politik etkinliğinin sona erdirilmesi ve bu dokunun temizlenmesi gereğidir. Toplumu bir ahtapot gibi saran ve devlet içinde devlet gibi örgütlenerek hükümeti paralize etmeye çalışan paralel yapı. Siyasi iradenin de işaret ettiği üzere tasfiyeler, soruşturmalar ve kurumsal doku tazelenmesi kaçınılmaz görünüyor. Ancak burada en önemli konu önlemlerin hukuk dairesinde alınmasıdır. Yasaklar, yargıya müdahale gibi durumların tekrarlanmaması, hukuk hassasiyeti iktidarın sorumluluğundadır. Böyle bir istikamet, söz konusu yeniden yapılanmayı bir güç mücadelesi görünümünden çıkarır, demokrasi restorasyonu eksenine oturtur.Ha bu arada da  hatırlatayım ( AKP yüzde 30-33'te kalacak, 30 Mart akşamı hatırlatırım' diye desteksiz atan kimi 'Paralel Neo-Con' tipler rezil oldular, artık yok hükmündedirler)kapak olur umarım.

 

                Çözüm süreci yada diğer adıyla Kürt meselesine de değinecek olursak

.   BDP ve PKK tarafının hükümetin “Kürt Açılımı” niyetine baştan beri destek vermekten kaçınması, AKP ile bir rekabet psikolojisi içinde hareket etmesi ve Kürtlerin davasını Öcalan’ın kişisel kaygılarıyla özdeşleştirmesi elbette meselenin çözülmesini zorlaştıran önemli bir etkendir. Ama şu da var ki, hükümet de bu Açılım meselesinde baştan beri net olmamış, anayasa değişikliği yaparken Kürt sorununu aklına bile getirmemiş, PKK’lıların “dağdan indirilmesi” girişiminden kısa sürede caymış, BDP’yi muhatap kabul etmeye yanaşmadığı gibi Kürtlerin seçilmiş yerel temsilcilerine karşı güvenlik operasyonlarına girişmiş ve Açılımı gerçek muhtevaya kavuşturacak hukuki-siyasi adımları atmaktan kaçınmıştır.Kimse kendini kandırmasın: Bu mesele ikide bir içte ve dışta askeri operasyonlar yaparak veya “terörün üstesinden gelecek” profesyonel birlikleri devreye sokarak çözülemez. Kürt sorunu ancak Kürtlerle, daha özel olarak da BDP ve PKK’yla birlikte çözülebilir. Aksi halde bu sorun insani maliyeti gitgide artarak devam edecek ve Türkiye’yi belki de bir felâketin eşiğine getirecektir. Söz konusu Kürt sorunu  olduğunda çok ve çeşitli parametre ile karşılaşırız. Bu konuda bir takım sabit unsurlar olduğu gibi değişken unsurlar da var. Sabit unsurlar: Kürtlerin ayrımcılığa uğradıklarını hissetmeleri, kimlik haklarının yeterince yerine getirilmediği düşüncesi, Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki ekonomik ve kurumsal gerilik. Bunun yanında, Türklerin son 100-150 yıldır sürekli küçülmüş bir imparatorluğun mirasçısı siyasi kültüre sahip olmaları, Türkiye topraklarını son sığınak gibi hissetmeleri ve çok kuvvetli bir bölünme paranoyasına sahip olmaları. O halde burada önemli olan, bu sorunun varlığını bilmek ve bu varlığı kabul etmek ve sorunu her iki halk açısından da yönetilebilir ve çözülebilir sınırlar içine çekebilmektir. Şimdi, Kürt meselesi gerçekten çözülmek isteniyorsa , gerek Devletin gerekse hükümetin kabul etmek zorunda oldukları yalın bir gerçek var: BDP ve PKK’yı  özellikle de bu ikincisini devre dışı bırakan hiç bir strateji Kürt meselesinin barışçı bir çözümünü sağlayamaz. PKK’nın Kürt davasını terörist yöntemlerle yürüte gelmiş, “eli kanlı” bir örgüt olduğu elbette doğrudur, ama bugünkü durum itibariyle PKK’nın bundan ibaret olmadığı da çok açıktır. İstesek de istemesek de, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede PKK’nın hatırı sayılır bir temsil kabiliyetine sahip olduğu bir gerçektir. Onun için, “devlet terör örgütüyle pazarlık yapmaz” türünden klişe sözleri ikide bir tekrarlamanın artık hiçbir rasyonalitesi yoktur.

           Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar geçecek ara dönemde, barış sürecinin 'ikinci diyalog evresi'nin başlatılması, İmralı'ya Akil İnsan ve gazeteci heyetlerinin gönderilmesi, müzakere için yasal çerçeve hazırlıkları muhtemel gelişmeler arasındadır. Yüzde 5 civarındaki hiçte azımsanmayacak  Kürt oylarının cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde gerek müzakere gerek seçim sonuçları için önemli bir koz olduğunu, Kürt siyasi hareketinin yeniden aktörleşmesinin   hızlanacağını  görmezden gelmek   aptallık olur sanırım.

       Çözüm süreci Kürt meselesi’ne değinmişken şu gezi olaylarının altındaki ana etmenede değinmeden edemeyeceğim.  HDP yada BDP fark edeni yok zaten aynı hareketin aynı mantalitenin ürünü ikiside. Tek fark HDP ’nin büyük metropollerde Kürtlerin ve gezi direnişine katılanların  oylarını almak üzere konumlandırılmış olması,metropollerdeki alınan oy oranlarına bakacak olursak özellikle direnişe yoğun destek veren semtlerden alınan oy oranlarına,her şey ortada demek ki ne çıkarmak gerekiyor gezi neymiş?Gezi CHP yi yeterli bulmayan ama özünde CHP li olan bir hareketmiş.Bu anekdotu’da hatırlatmak istedim…
       Bir diğer görülmesi gereken  gerçek’te  şudur ki; Türk seçmeni sosyal demokrat bir partiye yeterince itibar etmemiştir(sanırım bütün parti tebasını sosyal demokrat olarak adlandırmak benim  iyi niyetimden kaynaklansa gerek) . Ortada başka bir merkez sağ parti de olmadığı için, AKP'nin şimdilik bir alternatifi parti olarak yok görülüyor. Evet CHP % 5 oy artışı yaşamıştır. Ama MHP ve AKP'ye oy vermiş ılımlı sağ seçmenin, cemaat seçmeninin bir kısmının da bu seçimlerde CHP'ye oy vermiş olabileceğini düşünürsek, aslında tüm yaşanan gerilimlere rağmen bana göre CHP oyunu arttıramamıştır. CHP kaybedenlerden olmuştur. Maalesef Kılıçdaroğlu, seçmen rüzgarını estirecek bir lider olamamıştır. Kısacası İktidar değişimi düşünülüyorsa, yeni bir sağ parti kurularak, bu hevesin gerçekleştirilmesine çalışılması doğru bir siyasi yöneliş olacaktır. Ayrıca, sadece iktidarı eleştirerek değil, aynı zamanda Türkiye ve şehirlerimiz için düşünülen planlar, gelişmeler, programlar, ekonomik ve sosyal yenilikler üzerinden oy aramak esas olmalıdır görüşündeyim.Ne Bahçeli nede Kılıçdaroğlu seçimden ders çıkarmış bir lider olarak konuşmadılar,sanki seçimi hasan dağından odun getiren fahri ağa kaybetti.Vesselam böyle parti liderleri oldukça R.T.E daha çok seçim kazanır.Birazda MHP’ye değinmek istiyorum.Allah aşkına MHP toplumun bu gününümü dününümü yarınınımı neyi vaat ediyor.Hala Kürtlük problemi olan, militarist yaklaşımlar sergileyen bir parti hüviyetin de oldum olası neymiş efendim ,Bahçeli tabanı sokaktan çekmiş tamam çekmiş te MHP TÜRKİYE’nin geleceğine ne vaatediyor.birde muhteviyatında yada evveliyatında desem daha doğru olur sanırım aynı ideolojiyi paylaştığım parti tabanına, tavsiyem şu artık REİS ’lik ten kurtulup tabana yayılmalarıdır.

         İşin bide ekonomi boyutuna gelecek olursak ‘hani biz ideoloji olarak  bu hükümeti desteklemiyoruz; Ama  istikrarında sürmesini istiyoruz diyen bir kesim varya birazda onların düşünerek piyasaları değerlendirmek istedim ‘ endeks 70.000 75.000 dirençlerini muhtemelen test edecektir,ki bu olumlu rüzgar biraz daha güçlü olursa endeks biraz daha yukarıları zorlayabilir diye düşünüyorum.tabii bu havayla hem döviz hemde faizlerde muhtemel düşüşler olacaktır ama kanaatim kimse dördüncü çeyreğe kadar  aman aman bir şey beklemesin ki Başbakanın balkon konuşmasına bakacak olursak muhtemelen cemaate büyük bir operasyon yapılacak ki bunun neticesinde ekonomide ve BIST'de yer alan hangi şirketlere ne dokunur ne olur şimdiden bunu kestirmek benim açımdan biraz zor olacak,Ama önemli şirketlerin sinir uçlarına dokunulursa piyasalar açısından tedirginlik yeniden başlayabilir.Yarın Fitch Türkiye notu ile ilgili açıklamalarda bulunacak.Büyük olasılıkla Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yaşayabileceği siyasi atmosfere dikkat çekilecek. Uluslararası yatırımcılar bu değerlendirmeleri okuyacak. Değerlendirmelerin sertlik derecesine göre, uluslararası piyasalardaki Türkiye riski algısı bir miktar şekillenecek,Allah verede  ülke notumuzda bir düşme yaşanmasa eğer yaşanırsa bu BIST için de sorun olur.Piyasalarda görülen bu rahatlama ne denli kalıcı olur burası muamma ki önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi,balkon konuşması, muhalefetin seçim değerlendirmelerine baktığımızda siyasi atmosfer pek yumuşamayacak gibi durmuyor . maalesef Türkiye’ nin kronikleşmiş çok ciddi bir yapısal  sorunu da  var ki bu konuda alınan bir önlemde  yok. Büyümeyi kısa vadeli dış finansman sağlayarak gerçekleştirebiliyoruz buda gelecek adına çok ciddi kaygılar veriyor.Sanırım çok fazla uzattım hatta sıktım sizi hakkınızı helal edin lütfen sevgiyle kalın…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.