Başbakanımız önceki balkon konuşmalarında daha birleştirici ve kucaklayıcı mesajlarVermişti. Fakat bu kez farklı bir tutum sergiledi.Cemaate çok sert çıkarak operasyonyapılacağını kaydeden R.T.E “Bu şehitlerin kanıyla yoğrulmuş bu toprakları bizPensilvanya yada buradaki hain uzantılarına asla teslim etmeyiz. Yarından itibarenkaçanlar kaçtı yarından itibaren de kaçanlar olabilir. Bazıları için şahsen suçduyurusunda bulunduk. Kaçabilir dedim. Bundan sonra inlerine gireceğiz. Hesabınıödeyecekler diyerek operasyonun artarak devam edeceği sinyalini vermiş oldu.Şüphe yok ki, bazı insanlar cemaat içinde bir hayatı kendileri için değerli bulabilir, başka bir deyişle, kendi iradeleriyle özerk olmamayı seçebilirler. Kimseyi “zorla özgürleştirme” hakkımız yoktur. Ama böyledir diye, cemaatlerin veya bir tek büyük cemaatin sivil ve kamusal hayat alanımızı istilâ etmesine kayıtsız kalmamız mümkün olmasa gerek… |
. BDP ve PKK tarafının hükümetin “Kürt Açılımı” niyetine baştan beri destek vermekten kaçınması, AKP ile bir rekabet psikolojisi içinde hareket etmesi ve Kürtlerin davasını Öcalan’ın kişisel kaygılarıyla özdeşleştirmesi elbette meselenin çözülmesini zorlaştıran önemli bir etkendir. Ama şu da var ki, hükümet de bu Açılım meselesinde baştan beri net olmamış, anayasa değişikliği yaparken Kürt sorununu aklına bile getirmemiş, PKK’lıların “dağdan indirilmesi” girişiminden kısa sürede caymış, BDP’yi muhatap kabul etmeye yanaşmadığı gibi Kürtlerin seçilmiş yerel temsilcilerine karşı güvenlik operasyonlarına girişmiş ve Açılımı gerçek muhtevaya kavuşturacak hukuki-siyasi adımları atmaktan kaçınmıştır.Kimse kendini kandırmasın: Bu mesele ikide bir içte ve dışta askeri operasyonlar yaparak veya “terörün üstesinden gelecek” profesyonel birlikleri devreye sokarak çözülemez. Kürt sorunu ancak Kürtlerle, daha özel olarak da BDP ve PKK’yla birlikte çözülebilir. Aksi halde bu sorun insani maliyeti gitgide artarak devam edecek ve Türkiye’yi belki de bir felâketin eşiğine getirecektir. Söz konusu Kürt sorunu olduğunda çok ve çeşitli parametre ile karşılaşırız. Bu konuda bir takım sabit unsurlar olduğu gibi değişken unsurlar da var. Sabit unsurlar: Kürtlerin ayrımcılığa uğradıklarını hissetmeleri, kimlik haklarının yeterince yerine getirilmediği düşüncesi, Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki ekonomik ve kurumsal gerilik. Bunun yanında, Türklerin son 100-150 yıldır sürekli küçülmüş bir imparatorluğun mirasçısı siyasi kültüre sahip olmaları, Türkiye topraklarını son sığınak gibi hissetmeleri ve çok kuvvetli bir bölünme paranoyasına sahip olmaları. O halde burada önemli olan, bu sorunun varlığını bilmek ve bu varlığı kabul etmek ve sorunu her iki halk açısından da yönetilebilir ve çözülebilir sınırlar içine çekebilmektir. Şimdi, Kürt meselesi gerçekten çözülmek isteniyorsa , gerek Devletin gerekse hükümetin kabul etmek zorunda oldukları yalın bir gerçek var: BDP ve PKK’yı özellikle de bu ikincisini devre dışı bırakan hiç bir strateji Kürt meselesinin barışçı bir çözümünü sağlayamaz. PKK’nın Kürt davasını terörist yöntemlerle yürüte gelmiş, “eli kanlı” bir örgüt olduğu elbette doğrudur, ama bugünkü durum itibariyle PKK’nın bundan ibaret olmadığı da çok açıktır. İstesek de istemesek de, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede PKK’nın hatırı sayılır bir temsil kabiliyetine sahip olduğu bir gerçektir. Onun için, “devlet terör örgütüyle pazarlık yapmaz” türünden klişe sözleri ikide bir tekrarlamanın artık hiçbir rasyonalitesi yoktur.
Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar geçecek ara dönemde, barış sürecinin 'ikinci diyalog evresi'nin başlatılması, İmralı'ya Akil İnsan ve gazeteci heyetlerinin gönderilmesi, müzakere için yasal çerçeve hazırlıkları muhtemel gelişmeler arasındadır. Yüzde 5 civarındaki hiçte azımsanmayacak Kürt oylarının cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde gerek müzakere gerek seçim sonuçları için önemli bir koz olduğunu, Kürt siyasi hareketinin yeniden aktörleşmesinin hızlanacağını görmezden gelmek aptallık olur sanırım.
Çözüm süreci Kürt meselesi’ne değinmişken şu gezi olaylarının altındaki ana etmenede değinmeden edemeyeceğim. HDP yada BDP fark edeni yok zaten aynı hareketin aynı mantalitenin ürünü ikiside. Tek fark HDP ’nin büyük metropollerde Kürtlerin ve gezi direnişine katılanların oylarını almak üzere konumlandırılmış olması,metropollerdeki alınan oy oranlarına bakacak olursak özellikle direnişe yoğun destek veren semtlerden alınan oy oranlarına,her şey ortada demek ki ne çıkarmak gerekiyor gezi neymiş?Gezi CHP yi yeterli bulmayan ama özünde CHP li olan bir hareketmiş.Bu anekdotu’da hatırlatmak istedim…
Bir diğer görülmesi gereken gerçek’te şudur ki; Türk seçmeni sosyal demokrat bir partiye yeterince itibar etmemiştir(sanırım bütün parti tebasını sosyal demokrat olarak adlandırmak benim iyi niyetimden kaynaklansa gerek) . Ortada başka bir merkez sağ parti de olmadığı için, AKP'nin şimdilik bir alternatifi parti olarak yok görülüyor. Evet CHP % 5 oy artışı yaşamıştır. Ama MHP ve AKP'ye oy vermiş ılımlı sağ seçmenin, cemaat seçmeninin bir kısmının da bu seçimlerde CHP'ye oy vermiş olabileceğini düşünürsek, aslında tüm yaşanan gerilimlere rağmen bana göre CHP oyunu arttıramamıştır. CHP kaybedenlerden olmuştur. Maalesef Kılıçdaroğlu, seçmen rüzgarını estirecek bir lider olamamıştır. Kısacası İktidar değişimi düşünülüyorsa, yeni bir sağ parti kurularak, bu hevesin gerçekleştirilmesine çalışılması doğru bir siyasi yöneliş olacaktır. Ayrıca, sadece iktidarı eleştirerek değil, aynı zamanda Türkiye ve şehirlerimiz için düşünülen planlar, gelişmeler, programlar, ekonomik ve sosyal yenilikler üzerinden oy aramak esas olmalıdır görüşündeyim.Ne Bahçeli nede Kılıçdaroğlu seçimden ders çıkarmış bir lider olarak konuşmadılar,sanki seçimi hasan dağından odun getiren fahri ağa kaybetti.Vesselam böyle parti liderleri oldukça R.T.E daha çok seçim kazanır.Birazda MHP’ye değinmek istiyorum.Allah aşkına MHP toplumun bu gününümü dününümü yarınınımı neyi vaat ediyor.Hala Kürtlük problemi olan, militarist yaklaşımlar sergileyen bir parti hüviyetin de oldum olası neymiş efendim ,Bahçeli tabanı sokaktan çekmiş tamam çekmiş te MHP TÜRKİYE’nin geleceğine ne vaatediyor.birde muhteviyatında yada evveliyatında desem daha doğru olur sanırım aynı ideolojiyi paylaştığım parti tabanına, tavsiyem şu artık REİS ’lik ten kurtulup tabana yayılmalarıdır.
İşin bide ekonomi boyutuna gelecek olursak ‘hani biz ideoloji olarak bu hükümeti desteklemiyoruz; Ama istikrarında sürmesini istiyoruz diyen bir kesim varya birazda onların düşünerek piyasaları değerlendirmek istedim ‘ endeks 70.000 75.000 dirençlerini muhtemelen test edecektir,ki bu olumlu rüzgar biraz daha güçlü olursa endeks biraz daha yukarıları zorlayabilir diye düşünüyorum.tabii bu havayla hem döviz hemde faizlerde muhtemel düşüşler olacaktır ama kanaatim kimse dördüncü çeyreğe kadar aman aman bir şey beklemesin ki Başbakanın balkon konuşmasına bakacak olursak muhtemelen cemaate büyük bir operasyon yapılacak ki bunun neticesinde ekonomide ve BIST'de yer alan hangi şirketlere ne dokunur ne olur şimdiden bunu kestirmek benim açımdan biraz zor olacak,Ama önemli şirketlerin sinir uçlarına dokunulursa piyasalar açısından tedirginlik yeniden başlayabilir.Yarın Fitch Türkiye notu ile ilgili açıklamalarda bulunacak.Büyük olasılıkla Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yaşayabileceği siyasi atmosfere dikkat çekilecek. Uluslararası yatırımcılar bu değerlendirmeleri okuyacak. Değerlendirmelerin sertlik derecesine göre, uluslararası piyasalardaki Türkiye riski algısı bir miktar şekillenecek,Allah verede ülke notumuzda bir düşme yaşanmasa eğer yaşanırsa bu BIST için de sorun olur.Piyasalarda görülen bu rahatlama ne denli kalıcı olur burası muamma ki önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi,balkon konuşması, muhalefetin seçim değerlendirmelerine baktığımızda siyasi atmosfer pek yumuşamayacak gibi durmuyor . maalesef Türkiye’ nin kronikleşmiş çok ciddi bir yapısal sorunu da var ki bu konuda alınan bir önlemde yok. Büyümeyi kısa vadeli dış finansman sağlayarak gerçekleştirebiliyoruz buda gelecek adına çok ciddi kaygılar veriyor.Sanırım çok fazla uzattım hatta sıktım sizi hakkınızı helal edin lütfen sevgiyle kalın…