Marka mı, fason mu?

Doğan Gülbasar

22 Ağustos 2014 Cuma 10:01

 

Yıllardır bir “marka kent” lafıdır gidiyor Adana’da...

Yönetenler, “Adana’yı marka kent yapacağız”...

İşadamları, “Adana markaları yaratacağız”...

Sivil toplum kuruluşları, “Adana marka kent olmalı” der dururlar.

Marka kent lafla olmuyor tabi.

Çukurova Genç İşadamları Derneği Başkanı Ömer Faruk Sakarya, marka kent çalışmalarının kadük kaldığını, bu yönde faaliyet gösterenlerin büyük bölümünün kendini “markalaştırmak” derdinde olduğunu söylediğinde herkes birbirine tuhaf tuhaf baktı.

Kimse bir şey demedi.

Çünkü Sakarya aykırı bir çıkış yapmıştı.

Bir kentin marka olabilmesi için markalarının olması gerekir. Kentin içinde uluslararası düzeyde markanız yoksa Adana’yı marka yapamazsınız. Mesela dünyaca bilinen ve uluslararası geçerliliği olan bir teknolojik ürün...

Ya da uluslararası öneme haiz bir tarihi yapı...

Ya da yine küresel üne sahip sanatçılar, spor kulüpleri gibi...

Ticari bir markamız olduğunu söyleyemeyiz. Ancak ulusal ölçekte en iyi pazarlanacak ya da tanıtımda kullanılacak özelliğimiz plakamız.

Taşköprü dünyada kullanımda olan en eski köprü.

Dünyaca ünlü sanatçılarımız var.

Bunların hepsini iyi niyetle bir araya getirip kullanmak gerekiyor. Bir de turizm kenti mi olacağız yoksa enerji üssü ve sanayi merkezi mi ona karar vermek gerek.

Bacaların tüttüğü bir yerde kimse denize girmez. En azından yabancı turist girmez. Markalaşmak için deve mi olacağız, yoksa kuş mu netleştirmemiz lazım.

Uluslararası üne sahip sanatçılarımızı da Adana’nın tanıtımı noktasında işin içine sokmak gerekiyor. Yoksa burada kendimiz konuşup kendimiz dinlersek, sesimizi Adana ve Türkiye dışına duyuramazsak marka değil fason oluruz.

Markan varsa markanı kullanacaksın. Yeni şeyler keşfetmeye gerek yok. Elde olanlar Adana’ya yeter. Yapmamız gereken potansiyeli kullanmak ve akılcı olmak.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.