3-0 İzlanda mağlubiyetinden sonra kazanmamız gereken bir maçtı. Ay-yıldızlılarımız, maça İzlanda maçından daha farklı bir kadro ile çıktı. İlk yarıda özellikle ofansta çok iyi oyun vardı takımız adına. Hatta mübalağasız son yılların en iyi oyununu oynadık maçın ilk bölümünde. Sahada ki oyunu ardından da golü görünce bu maçı rahat kazanırız diye düşündük, düşünmesine de golü erken yedik… Ülkemizden de tanıdığımız duran toplara iyi yükselebilen, Beşiktaş’ta da bu tip duran toplarda birçok golü olan sivok topu dört kişinin arasından ağlarımıza gönderdi ki nitekim rakibimizin en tehlikeli stoperini marke etmeliydik… Aslında bu gol bizi demoralize etmedi, yine iyi oynadık, pozisyonlar bulduk, rakibimize kafayı kaldırtmadık ama devre arası rakibimizin imdadına yetişti… İlk 45 dakikanın en kritik anlarından biride Arda’nın ceza sahasında düşürülmesiydi lakin hakem Eriksson Yüzde yüz penaltıyı es geçerek maçın kaderiyle oynadı… Caner’in topunun direkten dönmesi de ilk yarının cabası oldu.
Maçın ikinci yarısında gölü beklerken topu ağlarımızda gördük. Sol bekimiz Caner kendi kanadında ki adamını kaçırınca golü kalemizde gördük ki nitekim gol geliyorum da dedi zaten… Tempomuz düştü, pas trafiğimiz azaldı. Beraberlik için sahaya çıkan Çek Cumhuriyeti altın değerinde 3 puan almış oldu.
Son iki turnuvayı ıskaladık, üçüncüsüne de iyi başlayamadık, iki maç sıfır puan maalesef. Koskoca Milli takımda Arda dışında topu emanet edebileceğimiz, inisiyatif kullanabilecek tek oyuncumuz yok.
Adı büyük olabilir lakin karşımızda ahım şahım olmayan vasat bir takım vardı. Genel itibariyle yenilgiyi hak eden bir oyun oynamadık, özelliklede ilk yarıda tempoyu yüksek tutan, her iki kanadı kullanan, hızlı hücum eden, rakibine baskı kuran ve pozisyonları yakalayan bir takımımız vardı. Çekler ise sıradan bir takım hüviyetiyle çıktığı maçtan istediğini aldı…