Bir destanın adı Salih Mirzabeyoğlu!

Mahmut KORKMAZ

22 Kasım 2014 Cumartesi 06:00

Salih  İzzettin Erdiş 1950 Erzincan doğumlu bir köy çocuğu. Büyük Doğunun fırınında pişecek Doğu çocuğu.

Hayatı bir isyan, bir destan.

Hayatı Üstat Necip Fazıl Kısakürek’i tanıyınca değişir. Üstat “tam aradığım kumaş, bunu ben yetiştireceğim” der ve öyle de olur.

On sekiz yaşında bıçkın delikanlı iken Ulusal Babıali’de Sabah gazetesine köşe yazmaya başlar.

Memleketin kan gölüne döndüğü fikir yerine kurşunların ıslık çaldığı zamanlarda Mirzabeyoğlu inatla fikir ameleliğine devam eder.

Düsturu “ Fikre karşı fikir haktır/ fikre kurşun sıkan alçaktır”dır.

Gençleri kandan, silahtan uzak tutmak için, dünyada olan bitenleri anlatabilmek için dergi faaliyetlerine devam ederler.

Günler o günlerdi. Bugünler değildi.  Televizyon kanalları sadece TRT diye bilinirdi. Orada ise fikir falan yoktu. Devletin sopası ile yurttaş terbiye edilirdi.

1975 yılında ilk defa Mirzabeyoğlu diye yazılarına imza atmayan başlar. Akıncılar Derneğini kuran isimsiz kahramanlar arasında yer alır.

Bugünlerde herkesin tanıdığı makam sahiplerinin yetişmesine önemli misyon icra ederler.

Memleketi işkencehane şekline dönüştüren 12 Eylül darbesinin mağdurlarından olur.

Mirzabeyoğlu düşünce hareketi 1991 Amerika’nın Irak’ı işgaliyle yeni bir evreye dönüşmeye başlalar. İşgali telin mitingleri düzenlenir.  Mirzabeyoğlu toplantılara katılır. Ateşli konuşmalar yapar.

Birileri de bunu bir köşeye yazar.

Hesap sorma gününde kullanmak üzere.

28 Şubat postal yalayıcı darbe Mirzabeyoğlu’na günün göstermek isteyenler için tam bir fırsat olur.

Çocuğunu okula götürürken gözaltına alınır.

Dergilerini okuyanlar, yolunu yol bilenlerde tutuklanmaya başlanır.

Zindanlarda akıl almaz işkenceler tabi tutuldu. Beyin kontrolü denen insanlık dışı işkence uygulamasına tabi tutulur.

Olmayan bir örgüt liderliğinden dolayı idamla yargılandı.  Onu idam cezası verip kına yakmak isteyen mahkemenin reisi ilerleyen zamanlarda Ergenekon davasında müebbet hapis cezası ile yargılanacaktı.

Bu memleket böyleydi. Kimsenin yerinin garanti olmadığı, herkesin her hale düşebileceği bir yerdi.

Abdullah Öcalan’ı kurtarmak için kaldırılan idam cezası Mirzabeyoğlu’nu da kurtaracaktı.

Yine de adaleti kendinden menkul olanlar tarafından müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Onlarca kitaba imza atan Mirzabeyoğlu yıllarca zindanlarda unutuldu. Adı zulmün katlanması için isyanlarla duyuruldu.

Konjonktürel bir değişim oldu. Darbe ve Ergenekon mahkûmları AYM tarafından ‘Pardon’ denerek serbest bırakıldı. Uzun ve adil yargılanma gerekçe göstererek.

Kaderin tecellisi bu olsa gerek.

Abdullah Öcalan’ı kurtarmak için idamı kaldıran yasayla idamdan kurtulan Mirzabeyoğlu, darbe mahkûmlarını kurtarmak için AYM’nin alınan karar hürmetine cezaevinden çıkmış oldu.

Çıktı çıkmasına da hakkında beraat diye bir karar değildi bu. On dört yıl içerde yatmasından yüreği soğumayanlar harekete geçtiler. Tekrar içeri attırabilmek için.

Zorla içeri alınması engellendi.

Bir fikir adamına duyulan nefreti iki tarafının olduğunu biliyoruz. Düzen ve diyalog çetesi.

Bir fikir adamı bir destanın adı olan Mirzabeyoğlu olayı herkesin başına gelebilecek bir örnektir.

Bir şiirinden kısa alıntı ile yazıya son noktayı koyalım. Bu şiir 1975 yılına ait.

Sen Eritre’desin çocuk/sen Moro’da

Sen yıllarca zulmedilensin

Türkistan’da Azerbaycan’da Kırım’da

Kan denizinde boğulasınsın

Ortadoğu’da, terk edilen Trakya’da

Mahzunsun Kıbrıs’ta 

 “çığlık içimde düğüm

 Çığlık gözümde yaş”

Bekle çocuğum

 Yeni bir dünya için verdiğim savaş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.