SAYIN BAŞBAKANIM…

Sedat MEMİLİ

13 Aralık 2014 Cumartesi 08:00

 

Yaşadığım coğrafya insana ve insanlığa 60 asırlık gözlerle bakan bir coğrafyadır.

Bu gözler, bazen bir kale burcu, ören yeri, küçük bir biblo, bazen kültür kıvılcımı, yaşam biçimi, duygu ve düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır.

Her taş ve her iklim en az 60 asırlık ama dinç gözlerle bakar.

Acı ve sevinç görmüştür bu gözler, kurulan ve yıkılan imparatorluklar, kurbanlar ve kurban edenler… Bu topraklarda bazı kişiler öldürten sonra yaşarlar ve bu topraklarda bazı insanların adresleri olması için ölmeleri gerekti.

60 asırlık gözlerle bakan coğrafyamız; şunları da gördü; gözyaşlarının milliyeti olmadığını…

Sayın Başbakanım sizlerin de kamuoyuyla paylaştığınız gibi;

Hangi ana yüreği Arapça veya Kürtçe yanar… 

Hangi gözyaşının mezhebi, hangi acının vatanı vardır. Hangi ayrılık acısı İspanyolca,  hangi sevinç Farsçadır. Ağlayan bir çocuğun gözyaşı, Sünnice mi akar Alevice mi?

Evlat acısının Kürtçesini görmediği gibi Acemcesini de görmemiştir bu gözler.

Malumunuz Sayın Başbakanım; açlık vatansızdır; veya şöyle anlayabiliriz; vatansızlık açlıktır.

Çocuklarımla balkonda kahvaltı yaparken, başka çocuklar sokakta doymak için artıkları bekliyorsa hiçbir zaman bu ülkede barış gerçekleşemez.

Adil olmayan paylaşımların, polisiye tedbirlerle değil, ekonomik ve adil önlemler alınmasını diliyoruz.

Bu topraklar birbirinin artığıyla beslenmeye son verilmiş bir dünya özlemi çekmektedir.

Sayın Başbakanım, bu topraklarda üstelik Türkçe konuşulmayan bir evde büyüdüm. Mahalleme iki gün sonra gazete gelirdi. Bir gazete Trabzon’da trafik kazasında hayatını kaybetmiş karı-kocanın haberini yapmış ve resimleri koymuştu. Mahallemizde, radyolar kapanır, şenlikler iptal edilir ve yas tutulurdu. Ve o mahallemizde Trabzon’u haritada gösterebilecek 10 kişi bile yoktur.  Ve Trabzon’da konuşulan dili ancak bizim gibi ilkokula fiden çocuklar anlayabilirdi.

Doğuda kuruyarak düşen bir yaprağın çıtırtısına batıda yüreği yanan insanların yaşadığı bir dünya özlüyoruz Sayın Başbakanım.

İnanıyorum ki Sayın Başbakanım, sınırlar, Tanrısal bir kader değil, insanlığın siyasi anlayışlarının bir sonucudur. Ve komşu ülkelerle sınırlarımız vardır; sınır, (Sizin de malumunuz olduğu üzere) insanlığın, ortak kültür, duygu ve düşüncelerini belirlemez. Bu nedenle evrensel açıdan kardeş, ama yurttaşlık açısından komşu olduğumuz bu coğrafyanın sınırlarından, terörün, silahın, nifakın, düşmanlıkların değil; ticaretin, dostluğun, kardeşliğin, ortak sevinç ve ortak kaygıların girip çıkmasını arzu eden bir coğrafyanın mensubuyum.

Sayın Başbakanım şüphesiz ki bunları biliyor ve düşünüyorsunuz, ben bir yurttaş olarak Başbakanıma, nasıl bir coğrafyada yaşamak istediğimi paylaşıyorum.

Yurttaş olarak ödevimi yerine getiriyorum. Vergimi veriyor, askerliğimi yapıyor ve oy kullanıyorum. Üretime katkıda bulunup iyi nesiller yetiştirmeye çalışıyorum. Bölenlerin değil birleştirenlerin çağında yaşamak istiyorum. Devletimin ayakta olduğuna inanıp rahat uyumak istiyorum. Bu nedenle siz “Çözüm Makamı” ile görüşüyorum.

Sayın Başbakanım;

Yerelde Adana’da üretim ekonomisine geçilmesi için tedbirler almanızı arzu ediyorum.

Lütfen, AVM’lerin küçük esnafı şiddetle ezmesi ve yok etmesini önleyici tedbirlerin alınmasını;

Adana’da “saklı bir servet” veya “tozlu bir mücevher” olan Turizm potansiyelinin hızla devreye sokulmasını; (Sayın Kültür Bakanımız Ömer Çelik bu konuda tarihi adımlar atmıştır)

Bunlar benim değil, 60 asırlık gözlerle bakan bu coğrafyanın istekleridir.

Adana’ya hoş geldiniz diyor, saygılarımı sunuyorum.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.