Rus soylularından iki zengin delikanlı bahse tutuşur. Biri, yirmi yıl kapalı bir yerde yalnız kalabilirse, diğeri ona büyük bir para verecektir. Yirmi yıl tek başına kalmaya dayanamayıp çıkarsa, bahsi kaybedecek ve o takdirde arkadaşı kazanacaktır.
Delikanlılardan biri, tek penceresi, tek kapısı olan bir yere kapatılır. Genç adam, ilk birkaç gün sıkıldıysa da, sonra bütün vaktini kitap okuyarak geçirir. Yıllar birbirini kovalar. Bu arada, öteki delikanlı kumar ve uçarı yaşantısı yüzünden zenginliğini yitirmiş, sıfırı tüketmiştir. Bütün umudu, arkadaşının, tek başına yaşamaya dayanamayıp kapalı olduğu yerden çıkması ve bahsi kaybetmesidir. Hatta zaman zaman kapıyı açık bıraktırır; arkadaşının kaçmasını ister. Ama nafile! Nihayet son gün gelir... Servetini kaybeden genç, o kapalı odaya gider; içeride kimsenin olmadığını görür. Pencere de açık! Tamam, demek kaçmış. Parayı alamayacak öyleyse. O Ne? Masanın üzerinde arkadaşının kaçmadan önce kendisine yazıp bıraktığı bir mektup:
"Tek başına bu odada yirmi yılı doldurmama bir saat kala, buradan ayrılarak, seni para ödemekten kurtarıyorum. Çünkü yirmi yıldır okuduğum kitaplarla öyle zenginleştim ki, bana vereceğin büyük paranın gözümde hiç değeri kalmadı. Sana teşekkür ederim."
Düşünce zenginliği, maddi zenginliğin fevkindedir. Kafamızın içini zenginleştirirsek, o serveti kaybetmek de mümkün değildir…
***
Birgün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:
Yolculuğumuzu nasıl buldun?
Çok güzeldi babacığım diye cevap verdi oğul.
İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?
Evet.
Peki, ne öğrendin?
Şunu gördüm dedi oğul:
Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor.
Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi:
Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için, teşekkür ederim babacığım!
***
Evet, zenginlik denince belki hepimizin aklına ilk gelen şey mal, mülk, servet lakin gerçek zenginlik bu mudur? Yoksa bilgi, gönül zenginliği midir…
Dünya ekonomik ve iktisadi değerlerini paylaşma savaşının akıl alamayacak dereceye ulaştığı günümüzde, sabah akşam ekonomik varyasyonlardan yorgun düşmüş ülkemiz insanına, az yahut çok insan onuruna yaraşır şekilde gözü gönlü tok davranmanın hakiki zenginlik ve üstün fazilet ve gerçek mutluluk olduğunu hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor sanırım…