Halkın temsilcilerinin, kurumlara yön vermek istemesi, katiyen vesayet anlayışı benimsemiş bir davranış biçimi değildir. Hani diyorlar ya askeri vesayet bitti, sivil vesayet var… Diye… Vesayet, halk iradesini temsil etmeyenlerin, meşruiyeti kendilerinden menkul bir yetkiyle, siyaseti tümüyle şekillendirmeye çalışmasıdır… Tabii ki siyasette söz sahibi olmak istiyorsan, askerin özellikle komuta kademesinin şekillendirilmesinde, son sözü sen söylemelisin…
***
Askeri vesayet sona ermeden, medyanda özgür olsa istenilen bütün yasal değişiklikler gerçekleşse dahi üçüncü Dünya ülkesi olmaktan kurtulamazsın… Zaten demokratik hukuk devleti olmanın yegâne şartı, askeri kışlasına sokmaktır. İşte bu minvalde bütün zorluklara rağmen AK PARTİ bunu başardı… Lakin siyaset medyaya müdahale etmemeli, düşünce özgürlüğünü sınırlamamalı ki standardı yüksek demokrasiden bağrımızı aça aça bahsedelim…
***
Seküler ülke, çoğulculuk ve eşitlik var olabildiği takdirde, devletin bir dini olsa dahi bu tanımını muhteviyatında barındırır… Laikliğin yahut sekülarizmin ana temeli, dini kurallara dayalı zorunlu düzenlemelerin bulunmamasıdır. Bundan mütevellit, biri dinden etkilenmiş olsa dahi vatandaşların tercih olanaklarını arttıran hükümler, laikliğe aykırı değildir…
Demokrasi, cumhuriyetten önemlidir. Cumhuriyet her ne kadar içinde laik sıfatını taşısa dahi, yine de totaliter rejimleri içerisinde besleyebiliyor maalesef. Devrim öncesi Tunus ve Libya gibi… Yine bunlara mukabil, Avrupa da monarşi ile demokrasi bir arada yaşayabiliyor… Tamam, Cumhuriyetin ilanını elbette önemseyelim lakin demokratikleşme yolunda atılan adımlar olmasaydı, cumhuriyet bizleri özgür bir ülke yapmaya yetmezdi… Ama her ne olursa olsun Laiklik, demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır…
Sevgi Saygı Ve Dua İle…